Bir Yazar Adayına Mektuplar: 24 Adanmış Yolcu  | Feridun Andaç

Temmuz 28, 2026

Bir Yazar Adayına Mektuplar: 24 Adanmış Yolcu  | Feridun Andaç

“Ben öykü ve romanları aynı adanmışlık ve

                                                                                aynı coşkuyla yazıyor ve okuyorum.”

                                                                                Julio Cortãzar

Okurluğumun her daim belirleyici olduğu yazıdaki yolculuğumu açıklayıp anlatacak değilim. Dile getireceklerimi de bir “reçete” gibi sunmayacağıma göre; imlediğim “adanmış yolcu”nun yol notları olarak almanızı isterim bunları.

Kuşkusuz biri olmadan diğeri olmaz demiyorum. İyi bir okur olmanız için yazmanız gerekmiyor. Ama sizi iyi bir okur olmaya hazırlayan tek şey olsa olsa not tutarak okumak, kitap değil yazar okumaktır. Böylesi bir okurluğun sizi taşıyabileceği bir yer var, işte bunu da görmek gerek:

Yazmak.

Eğer yazmak istiyorsanız, tüm okumalarınızın yönü/yolu yordamı yazmak için okumaya dönük olmalıdır.

Zamanla ister okuduğum için yazıyorum ister yazdığım için okuyorum deyin; yazmakla okumanın nasıl bir uğraş olduğunu göreceksinizdir.

Bilmem bunun bir adanmışlık gerektirdiğini söylemem, hatırlatmam uygun mudur burada? Evet, adanmışlık.

Her iş, uğraşta olduğu gibi.

Okuma yolculuğuna çıkmadan yazıda yolculuğu keşfetmeniz zordur. Hatta yazmayı öğrenmeniz. O nedenle okurken not almayı öncelemişimdir hep. Ve bu eski bir “alışkanlık”tır diyebilirim bende. Okurken görmek, hissetmek, anlamak dediğimi var eden de işte o “notlar”dır. Benim için yazıya/yazmaya dair her şey notlarımdadır.

Öyküler vardır orada, denemeler ve roman uçları… Bazen “günü gününe” dediklerimde zamanın günceleri…Yazıdaki bir ömrün tanıklığı da diyebiliriz bunlara.

Yazı hayatın içindedir dememi anlatan bir adanmışlıktır benimkisi. O nedenle her güne okuyarak yazarak başlamak gerektiğine inanmışımdır. Eğer resim yapsaydım, müziği uğraş edinseydim gene aynı adanmışlık içinde olabileceğimi söyleyebilirim.

Yöneldiğiniz her adımın bir başlama noktası vardır. Okurken de, yazarken de bu böyledir.

Öyküyü hayatla/insanda olup bitenleri hissetmek, denemeyi tüm bunlar üzerine düşünmek, romanı ise yaşadığımız her bir şeyi görebilmek için okurken/yazarken öncelemişimdir.

Yazarak gitmek dediğimde bu üç açılım vardır. Yani benim yazıdaki bileşenlerimdir. Julio Cortãzar öyküyü, “tematik açıdan erişimin daha kolay olması” yazıda anlamak/yorumlamak açısından öncelikli kılar.

Yazarak ve okuyarak kendi “yazı yolları”nızı bulabileceğinizi söylemek isterim. Evet, “yollar”ınız… Yazıda tek bir yolun olmadığını imlemek isterim. Bunu öyle bir yazınsal tür olarak da almamak gerek. Cortãzar, kendi edebî yolculuğu içinde bunu şöyle açıklar;

 “Yazarlık yolum boyunca oldukça net üç aşamadan geçtiğime inanıyorum: Estetik (sözcüklerden ilki bu) adını verdiğim birinci aşama, metafizik dediğim ikinci bir aşama ve bugüne kadar süren bir  üçüncü aşama ki ben ona Tarihsel diyorum.” (*)

“Yazarın meselesi yaşadığı çağ tarafından belirlenecektir,” diyen George Orwell; “yazmayı sağlayan dört temel dürtü”den söz ederken, şunları sıralar:

*Katıksız egoizm,

*Estetik coşku,

*Tarih itki,

*Politik amaçlar (**)

İhtimal, siz de, bu kavramlar üzerine düşünürken kendi okuma yazma yollarınızın neleri içerdiğine dair kavramları/nızı gözden geçirmişsinizdir. Bunları birer ilke, olmazsa olmaz diye de alabilir, birtakım eklemeler yapabilirsiniz.

Görülen o ki; yazmak “ben yazdım, oldu” denilebilecek bir şey değil. Biriktirerek yazarız dememdeki neden de işte tam bu… Yazı yolumuzu belirleyecekleri görmek, bunlar için ne/ler yapabileceğinizi bilmek…

Bir ağaç, bitki ekildiği toprağın havasına, suyuna, güneşine, iklimine göre filizlenip meyvelenir. Bir bakıma yazı yolumuzu belirleyen içinden çıkıp geldiğimiz yerdir. Yani yaşadığınız hayat ve elbette ki çocukluk. Sizi çevreleyen dünya… Oralardan aldıklarınız, edindiğiniz insan ilişkileri, yaşadıklarınız… İlgi ve yönelimlerinizi belirleyen, besleyen bir ortamdan söz ediyorum. Ve bu yolun açılmasına neden olanlar: İnsanlar, kitaplar, okumalar ve yaşadıklarınız… Kendinizi taşıdığınız yer ve zamanlar… İşte o edebi/estetik/tarihi olanların debisini var eden kökenden söz ediyorum.

Çoğumuz bunu “okurluk zamanları” olarak hatırlar. İçinde yaşadığımız ön/zaman/dönem her açıdan belirleyicidir. Okuma seçimlerimiz, yazma yönelimlerimizi belirleyen de budur. Kimi, neyi nasıl okuduğumuz önemlidir. Ama burada etkin olan işte o “koşulların gücü”dür. Yani bizi çevreleyenler. Alışveriş içinde olduğumuz dünyanın belirleyici, biçimleyiciliğini yadsıyamayız. Her başlangıç için işaret fişeği gerek. Bu da ardından site keşifleri getirecektir.

Konular…

Okurken daha çok karşınıza çıkar konular. Yaşarken fark etmediğiniz nice şeyi hatırlarsınız böylece. Ve diğer yandan da yazmak için bir edebi bellek oluşturursunuz.

“Konular aklıma tıpkı pencereden yanlışlıkla içeri dalan bir kuş gibi birden geliyor.” Cortãzar’ın bu imleyişini çağrıştırır biraz da “Takipçi” öyküsü.

Öykü yazmaya “sorun” anlatmak değil, hissedileni yansıtmak için yöneldiğimi söyleyebilirim.

Deneme  düşündüklerimi dile getirebilme arenasıydı.

Roman ise, öteden beri sorunların anlatıldığı, eni konu dillendirilerek tartışıp gösterildiği uzun anlatılardı. Yaşamda kendinle yol alışın sorgusunu içeriyordu kuşkusuz her üç yol da. Bileşik kaplar gibi görmem, birbirine taşınacakları bilmem bu yolu besleyen olmuştur hep.

Konuya gene dönmek isterim…

(*) Edebiyat Dersleri: Berkeley 1980, Julio Cortãzar; Çev.: Süleyman Doğru, 2020, Everest Yay., 336 s.

(**) Neden Yazıyorum?, George Orwell; Çev.: Levent Konca, 2013, Sel Yay., 107 s.

Yorum yapın