Bir Yazar Adayına Mektuplar: 23 Bugünü Yazmak, ama hatırlayarak | Feridun Andaç

Temmuz 21, 2026

Bir Yazar Adayına Mektuplar: 23 Bugünü Yazmak, ama hatırlayarak | Feridun Andaç

Sıklıkla unutarak yaşar, hatırlayarak yazarız derim. Hele ki; bugündeki geçmişten söz ediyorsak ister istemez bugünü de (nasıl) okuduğumuz önem kazanır. İçinden geçilen zaman, zamanın ruhu, olup bitenler yazdığımızın rengini belirler.

Okurken hatırladıklarımız kadar, yaşarken de görüp eylediklerimiz yazımızın aurasını kaçınılmaz biçimde belirler. Bazen bir sözcük, cümle; bazen de bir renk, koku, olay, olgu veya bir durum bize yazının kıyısına getirir. işte orada asıl belirleyici olan ise sizin bakış açınızdır. Yani neyi, neden, niçin, nasıl söylemek istediğiniz.

İçinden geçtiğimiz zamanların birinde şunları yazmıştım. Tam da yeri geldi, sizinle paylaşmak isterim:

Zamanın Ruhuna Tanıklık Etmek   

Çözülüyor zaman, belleğin sanrılı yolculuğu da öyle. Yeni bir dil üretiyor herkes, kendi karanlığında işaret fişekleri salıyorlar dört bir yana. Ağdalanıyor dil. Ecel celalilerine siper ediyorlar şefkatli yüreklerini.

Kuşanın zamanın bakışlarını şimdi…Zamansızlık burcunda can gülleri kanıyor.

Ortadoğu’da petrol, Anadolu’da bakır, boraks ve daha birçok kaynak talan ediliyor…Yolları kesiliyor suyun, alınıyor elinden başkaldırının gücü, enerjinin geçmediği yerde kuruyor  insanlığın yüzyılları bulan birikimi.

Başlayan göç kimsenin umurunda değil. Yağma hayatın her yanında. Suç olmadan soluk alamayan şiddetin bahçesinde geziniyor artık güvenli bakışlar. Bir işaret yeter celallenmeye. Size biraz  dil, biraz rehavet; saklında tut “dil olmadan vatan olmaz” şarkısını.

Hadi tosunum, çık yola; bir renk seç, göğe bakarak işaretler koyma.. Alıştır bakışlarını tufeyli geçinenlerin hallerine. Zaman aşırıyor, zaman öldürüyor tarihin gizemli yüzünü. “Bize yenisi gerek” diyen bakışların elleri bamya renginde şimdi. Hadi, gelin hazırlanalım yeni bir kurtuluş gününe. Nasılsa çözülüyor hayatın bize dönük rengi.

Diyor ki şair; “Kıymetini Bil Herşeyin”:

         “yolculuğun gül sıcağını saklarken ikindinin tuğlası

         gül solumak için yeşil bir oda tomurcuklar

         rüzgâr gibi çiçeğe dururken

         yaprakları seyrelen huşlar gümüş rüzgâr hikâyelerini fısıldarken

         telaşla kamyonlarda

         çit çalısının yaprakları saklarken

         ânın kaybettim sandığı ışığı

         bileğindeki  yuva dönen havada çalıkuşunun göğsü gibi atarken

         yerin korosu gözlerini bulursa gökte

         ve kalabalık karanlıkta açarken birbirine

         kıymetini bil her şeyin

         kuşların yazdığı harfler sabahın bir ucundan ötekine

         baltanın milyon tane eli, toprağın yumuşak eli

         zamanın bir adım önünde

         kabilelerin kırık dişleri, uzun yurtları

         hem saçılmış bozkıra, hem yan yana

         kilin küçük, artakalmış kulpu, neredeyse hayaleti bir testinin                                                                              

         kendini taşır bize topraktan

         uzanan kolların vaadi, hepimizin ortak yolu olan o tek sayfa

         haritası bir avucun

         tortop olmuş

         ama bin meşale gibi elden ele

         kıymetini bil her şeyin

         bize doğru açtıkları patikaların ve onlara doğru açılmalarımızın

         çimenin adaletinin, ki sarayları çökertir ama arayış türkülerini saklar

         dalgalara isim koyan teknenin, hayatın kâsesinin, günlerle dolup

         sevdiği şeye dönüşmek için batan

         ağacın oldum olası tohum diye bildiği şeye dönüşen belleğin

         sözlerin

         ekmeğin

         kapının ardındaki dorulara uzanan çocuğun

         dünya meclisinde coşkulu hayvanların

         yeniden birlikte başlama özleminin

         insanların, odadaki insanların, sokaktaki insanların

         kıymetini bil herşeyin” (*)

Akıl tutulması bir çağda, zamanın dilini unut şimdi.  

İstenmeyen bir dilin yolculusunu yaban kılan söze sitem niye? Talan çağını başlatan, Habil ile Kabil’i birbirine düşüren, Babil sürgününü yaşatan kinin bilincini sil aklından.

Hadi, kuşan bugünün bakışını. Anlamak yolculuğun dilinde yeni bir şarkıya dönüşsün. Belki açılan ufkun gösterir sana da nelerin daha çok kıymetinin bilineceğini…

***

Böylesi bakışın örtük anlatılmasına “metafor” deriz. Yani “açık anlatım”a gitmeden çağrışımsal, imgelerle dile getirme. Bu da yazıda bir yol. Hele ki içinden geçtiğiniz zamanlar karanlık zamanlar ise…

         _______

  (*) John Berger, Kıymetini Bil Her Şeyin, Çev. Beril Eyüboğlu, 2009, Metis Yay., 146 s.

Yorum yapın