Oğuz Demiralp :“ Tanpınar, kapsayıcı yaklaşımlarıyla hem muhafazakâr hem de yenilikçi kesimlere hitap edebilen bir yazar.”

Temmuz 13, 2026

Oğuz Demiralp :“ Tanpınar, kapsayıcı yaklaşımlarıyla hem muhafazakâr hem de yenilikçi kesimlere hitap edebilen bir yazar.”

Oğuz Demiralp’le Alakarga Yayınları’ndan çıkan Tanpınar’ı Okudukça Okuyorum üzerine söyleşi gerçekleştirdik.

Söyleşi: Murat Duman

Sayın Demiralp, biliyoruz ki Ahmet Hamdi Tanpınar yazınımızın kült kalemlerinden birisi. Ama kitabı okuyunca sizin sanki Tanpınar’la özel bir bağınız var gibi. Tanpınar’ı diğer kült edebiyatçılarımızdan farklı bir yere mi koyuyorsunuz?

Evet. Yirminci Yüzyıl edebiyatımızın en geniş ufuklu yazarıdır. Edebiyatın hemen her türünde kalıcı, yön gösterici yapıtlar üretmiştir. Derinlikli bir kültür adamıdır. Tarih bilinci eşsizdir. Geçmişe bakışı onarıcıdır. Hem geçmişe hem şimdiye ve geleceğe hem doğuya hem batıya uzanan bir bakışı vardır. Üstün bir estettir. İyi edebiyatı bilir ve öğretir.

Sizin de kitapta birkaç yerde altını çizdiğiniz gibi, Tanpınar’ın Türkçeye yaklaşımı, eski ile yeniyi harmanlayıp bir devamlılık bilinciyle dilimizi ileriye taşımak, diye özetleyebileceğimiz bir yaklaşım. Tanpınar’la olan gönül bağınızın bu yaklaşımla ilgisi var mı?

Hayır. Ben, Ataç’ın, Nermi Uygur’un, Bilge Karasu’nun, Tahsin Yücel’in, Oktay Rifat’ın Türkçesinden yanayım. Tanpınar’ın Türkçesi bugün bize biraz eski görünüyor ama yazıldığı zaman gününün Türkçesinden o kadar uzak değildi. Ancak, Ataç gibi dil açısından yenilemeci değil, korumacıydı; Ataç’ın tersine yalın anlatıma uzak kalmıştı. Beğendiği Fransız yazarlarını anımsatan zengin bir dil dünyası kurmak istiyordu. Seçtiği Türkçe ne olursa olsun, kültür zenginliği, olağanüstü üslubu, isabetli benzetmeleri, anlatımı, fikirleri, analizleri onu çekici kılıyor. Tanpınar’ın Türkçesi bir bakıma konak Türkçesi. 1850’lerde İstanbul’da tarih sahnesine çıkmış, konaklarda yaşamış, kültürlü, iyi yetişmiş, Osmanlı’yı da, Cumhuriyet’in 1950’lere kadarını da iyi bilen bir sınıfın Türkçesi. O sınıf tarih sahnesinden çekildi. Ne yazık ki, Ataç Türkçesinin gelişimi de 1980’lerden sonra durdu… Artık Türkçe tarihe emanet…

Tanpınar’ın son yıllarda okunurluğunun artmasını neye bağlıyorsunuz?

Tanpınar, kapsayıcı yaklaşımlarıyla hem muhafazakâr hem de yenilikçi kesimlere hitap edebilen bir yazar. Onun değerini anlayanlar zamanla çoğaldı. Ancak, bir moda olması konusu, Tanpınar modası var. Edebiyat sosyolojisinin var olduğu bir ülke olsaydık, bu modanın nereden çıktığını daha fazla araştırabilirdik. Görünen o ki, edebiyat piyasası böyle modalara ihtiyaç duyuyor. Çok tanınan yapıtların satın alanı, sözde okuyanı çok olur, ama sırdaşı azdır. Tanpınar’ın fazla sırdaşı olduğunu sanmıyorum.

Tanpınar’la Nurullah Ataç’ın çok iyi iki arkadaş olduğuna tanık oluyoruz. Öte yandan aralarına kara kedi girecek kadar dil üzerine bir tartışmaya girişmiş olmaları sizce ne ifade ediyor. Günümüzde benzer tartışmalara neden tanık olamıyoruz?

Bozuşmalarının nedeni tam olarak ortaya çıkarılamadı. Ancak Ataç çok zor bir kişiydi, saldırgan bir hali vardı. Tanpınar’a sözünü geçiremediği için kızmış olabilir. Günümüzde benzer tartışmalar olamaz, çünkü o çapta aydınlarımız bugün yok. Piyasa ukalaları, çokbilmişleri, edebiyat bilgiçleri var. Tanpınar ile Ataç birer edebiyat bilgesiydi.

Tanpınar, Avrupa’ya çok geç yaşta gitmiş olmaktan şikâyet ediyor. Daha genç yaşlarda gitmiş olsa çok daha farklı bir yerde olabileceğini, deyim yerindeyse dünya çapında bir yazar/şair olabileceğini söylüyor. Bu konuda sizin düşünceleriniz nedir?

Katılıyorum. Onun entelektüel kapasitesi tanıdığımız çağdaşlarının hiçbirinde yoktu.

Sizce günümüzde yazarların ya da yazar adaylarının tırnak içinde ‘Dünya Çapında’ olabilmesi için ne yapması gerekir?

Önce Türkçe bilgi, bilinç ve kılgılarını geliştirmeleri gerekir. Ancak bugünkü dünya da o kadar matah bir yer değil. Piyasaya girip adınızı duyurabilir, kitaplarınızı sattırabilir, ödül alabilirsiniz. Ne ki, has edebiyat alanı başka bir şeydir. Yazdığı dilin ustası olmayan giremez o alana. Tanınma açısından, Türkçenin, İngilizce, İspanyolca gibi “dünya çapında” bir dil olmaması büyük bir dezavantaj elbette. Türkçeyle aynı dil soyundan olan Macarcanın, Japoncanın çevirmenleri var. Bizim de olmalı. Önem verilmesi gerekir. Bunu yapmak için kültürsever bir yönetim gerek. Edebiyat fakültelerinde yabancı dile çeviri öğretimine önem vermek, başka ülkelerde Türk edebiyatı bölümleri kurulmasını, varsa güçlenmesini desteklemek gerek.

Kitapta Tanpınar’ın dünya ressamları ve dünyaca ünlü tablolar hakkında çok geniş bir bilgi sahibi olduğuna tanık oluyoruz. Hatta bazı tabloları daha görmeden önce sanki görmüş kadar iyi bildiğinden bahsediliyor. Tanpınar’ın güzel sanatlar arasında kurduğu bu geçişgenlik sizce nasıl okunmalı?

Kendisi tam sanatçı, bir estet. Dil, müzik, görüntü… İnsanın bütün gönül dillerini bilir Tanpınar. Hepsini birleştiren sanat dilini iyi bilir.

Tanpınar, kitapta takibini çok keyifli bir şekilde kaleme aldığınız gibi, ‘Eşik’ isimli destansı şiirini tamamlayabilmek için çok uzun yıllar boyunca kafa yormuş. Ne yazık ki ömrü vefa etmemiş. ‘Ne İçindeyim Zamanın’ gibi kült bir şiirin şairinin, bir şiirin peşinde bunca zaman koşmasını nasıl yorumlarsınız?

Şiir sanatında doruk saydığı Paul Valery’nin düzeyine çıkmak arzusuyla…

Gene ‘Eşik’ şiiri üzerine çalışırken, dinlediği bir senfoniden esinlendiği bir anıyı aktarmışsınız kitapta. Senfoni içinde bir kemanın çaldığı birkaç nota Tanpınar’a ilham olmuş. Resim sanatıyla olan ilişkisinden bahsetmiştik. Tanpınar’ın resme olan ilgisinin romanını, müziğe olan ilgisinin de şiirini beslediğini söyleyebilir miyiz?

Elbette, dediğim gibi, ses, görüntü, sözcük. Hepsi birbirini etkiler Tanpınar’ın yazısında, plastik bir üslup ortaya çıkar sonuç olarak.

Tanpınar’ın resim ve müziğin yanı sıra felsefeye de yakın olduğunu görüyoruz. Yazarın hâlâ keyifle okunmasında bu harmanın etkisi var mı sizce?

Var olmalı. Tanpınar, roman ya da öykü kahramanları yoluyla hepimizin aklını kurcalayan büyük sorunlar üzerine düşünmüş biri… Hayat, ölüm, zaman, ruh, Allah…. Onun yazdıklarını okurken onunla birlikte siz de düşünüyorsunuz. Bu da Tanpınar’ın metinlerini daha da çekici kılıyor.

Kitabınızın sonunda tamamlanmamış ‘Eşik’ şiiri üzerinden bir okuma yapıyorsunuz. Son derece keyifli ve tatmin edici bir okuma bu. Edebiyatımıza önemli bir katkı olduğunu düşünüyorum. Bu yönde çalışmalarınızın devamı gelecek mi?

Kim bilir… Benim devamım gelecek mi? Onu görelim önce…

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim. Son olarak günümüz edebiyatı hakkında da görüşlerinizi alabilir miyiz? Edebiyatımız nereye gidiyor? Önemsediğiniz yazarlar, tavsiye edeceğiniz kitaplar var mı?

Şiirimiz çok iyi idi. Yenilerde pek bir şey yok. Deneme alanında da çok iyi idik. Geriledik. Eleştiri alanında, yorum bakımından olmasa da, özellikle inceleme, araştırma bakımından eskisinden daha iyiyiz. Ancak eleştiri metinlerinin de güzel yazılması gerektiğini düşünmüyoruz. Kuram, kavram ve entelektüel dil merakıyla bozuk bir Türkçeye, karışık metinlere gidiyoruz. Güzel yazılmayan metin kalıcı olmaz. Roman ve öykü alanlarında, yazan çok var, ama eskisi gibi değiliz. Gidişi pek olumlu görmüyorum.

Yorum yapın