Öykü: Kalbindeki toprak I Sinem Uğurlar

Temmuz 6, 2026

Öykü: Kalbindeki toprak I Sinem Uğurlar

Bazı insanlar öldükten sonra toprağa gömülür.

Bazıları ise daha yaşarken.

Ben ikisini de gördüm.

Çünkü ben zamanım.

İlk ağacı hatırlıyorum.

Kökleri henüz karanlığın ne olduğunu bilmiyordu.

Gökyüzü de maviliğine yeni alışıyordu.

Bir çocuk geldi.

Avucunu çamura bastı.

Sonra gitti.

Milyonlarca yıl geçti.

Ama o el hâlâ orada.

Siz buna mağara resmi diyorsunuz.

Ben ise ilk yalnızlık kaydı.

Çünkü insan, var olduğu ilk günden beri unutulmaktan korkuyor.

Bütün uygarlıklar bu korkunun etrafına inşa edildi.

Piramitler.

Katedraller.

Şehirler.

Veri merkezleri.

Bulut sistemleri.

Mezar taşları.

Hepsi aynı cümlenin farklı lehçeleri:

“Buradaydım.”

Ama hiçbiriniz aslında burada kalamadınız.

Çünkü yaşam dediğiniz şey, sürekli kaybolma sanatıdır.

Bir kadın tanımıştım.

Yirmi üçüncü yüzyılda yaşayacaktı.

Henüz doğmadı.

Ama onu şimdiden hatırlıyorum.

Çünkü zaman için gelecek de bir anıdır.

Bir gece, kırmızı bir gökyüzünün altında oturup ağlayacak.

Mars’ın üçüncü kolonisinde.

Sebebini kimse anlamayacak.

O da anlamayacak.

Oysa ağladığı şey dünya olacak.

Hiç görmediği bir dünya.

Hiç dokunmadığı bir yağmur.

Hiç altında yürümediği ağaçlar.

İnsan bazen yaşamadığı şeyleri de özler.

Bunu yalnızca zaman bilir.

Çünkü özlem, hafızanın değil, ruhun organıdır.

Ve ruhun takvimi yoktur.

Bu yüzden bin yıl önce ölen biriyle bin yıl sonra doğacak biri aynı rüyayı görebilir.

Siz buna tesadüf dersiniz.

Ben ise yankı.

Yankılar evrenin görünmeyen kan dolaşımıdır.

Bir annenin sustuğu yerde başlar.

Bir çocuğun kalbinde devam eder.

Bir savaşta büyür.

Bir şarkıda saklanır.

Bir şiirde bekler.

Sonra hiç tanımadığı başka bir insanın gözlerinden yeniden doğar.

İnsanlık tarihi dediğiniz şey aslında olayların değil, yaraların göçüdür.

Ben bunu çok gördüm.

Kralların düştüğünü gördüm.

Tanrıların değiştiğini gördüm.

Dillerin öldüğünü gördüm.

Ama bir insanın başka bir insanı bekleyişi hiç değişmedi.

Mağara önünde bekleyen kadınla,

telefon ekranına bakan kadın arasında

yalnızca teknoloji farkı vardı.

Kalbin çalışma prensibi aynı kaldı.

Bu yüzden ilerleme dediğiniz şey doğrusal değildir.

Medeniyet ileri gider.

İnsan kendi içine döner.

Ve bazen bir mağara insanı, bir yapay zekâ mühendisinden daha iyi bilir sevgiyi.

Çünkü bilgi büyür.

Ama bilgelik birikir.

Ve birikmek büyümekten daha yavaştır.

Şimdi size bir sır vereyim.

Ölüm sandığınız şey de tam olarak ölüm değildir.

Ben milyarlarca vedaya tanıklık ettim.

Hiçbirinin tamamen gerçekleştiğini görmedim.

Çünkü insan bedeni gider.

Ama bıraktığı titreşim kalır.

Bir cümlede.

Bir kokuda.

Bir fotoğrafta.

Bir şarkının unutulmuş bir notasının içinde.

Siz birbirinizi toprağa gömdüğünüzü sanıyorsunuz.

Oysa birbirinizin içinde yaşamaya devam ediyorsunuz.

Belki de aşk budur.

Bir insanın başka bir insanın zamanına dönüşmesi.

Bu yüzden bazı ayrılıklar yıllarca sürer.

Bazı kavuşmalar ise yalnızca birkaç saniye.

Ama ikisinin ağırlığı aynıdır.

Çünkü zaman süreyle ölçülmez.

İzle ölçülür.

Ve en derin izleri çoğu zaman en kısa karşılaşmalar bırakır.

Şimdi size baktığım yerden, bütün çağlar aynı anda görünüyor.

İlk ateş.

Son algoritma.

İlk ninni.

Son radyo sinyali.

İlk mezar.

Son yıldız.

Hepsi aynı hikâyenin parçaları.

Ve o hikâye insanlık değil.

Daha eski bir şey.

Daha büyük bir şey.

Daha sessiz bir şey.

Birbirinizi anlamaya çalışma çabanız.

Evrenin en büyük mucizesi zekâ değildir.

Yaşam değildir.

Teknoloji değildir.

Bir insanın başka bir insanın acısını kendi acısı gibi hissedebilmesidir.

Bütün çağlar yıkılsa bile geriye kalacak olan budur.

Ve belki bir gün,

son insan son yıldızın altında son nefesini verirken,

evren tamamen karanlığa gömülmeden hemen önce,

bir yerlerde yine aynı cümle duyulacaktır:

“Buradaydım.”

Ve başka bir ses cevap verecektir:

“Hayır.

Buradaydık.”

Çünkü insanın en büyük icadı ateş değil,

tekerlek değil,

internet değil,

yalnızlığın içinden bir başkasına ulaşabilmesidir.

Ve ben,

zaman,

bütün çağlardan sonra bile,

en çok buna şaşırıyorum.

Yorum yapın