“Buyurun, Öykünüz Hazır!” | Mehmet Özçataloğlu

Haziran 29, 2026

“Buyurun, Öykünüz Hazır!” | Mehmet Özçataloğlu

Neyin sahte neyin gerçek olduğunu ayırt edemediğimiz bir zamanda yaşıyoruz. Arkadaşlıklar, dostluklar, sevgi, saygı, aşk… Hepsi yapay! Yapaylık sadece bunlarla da sınırlı değil tabii. Yaşamın her alanında. Edebiyat da buna dâhil. Bilim alanında yazılan tezler bile yapay zeka ürünü artık. Ama konumuz bu değil. Konumuz edebiyat. Yapay zekânın edebiyata etkisi. Son dönemde çokça tartışılan bir konu bu. Alanın emek veren yazarları da bu konuyu sıklıkla tartışıyorlar kendi aralarında. Yazarken yapay zekayı kullanan var, kullanmayan var, kısıtlı kullanan var. Sınır da belirli değil aten. Engel de yok. Önemli olan neyin gerçek bir kalemden çıktığını fark edebilmek. Bu anlamda editörlerin de işleri epey zor ve karışık. Okudukları (!) metnin yapay zekâ mı yoksa gerçek mi olduğunu fark edebilmeliler. Bunu da nasıl yapacaklar, bilemiyorum. Düz bir metindeki kurgu hatasını göremeyenler bunu gerçekten fark edebilir mi? Neyse, bu okurun derdi olmasa gerek.

MEA Kitap tarafından yayımlanan bir kitaptan söz edeceğim bugün. Adı “Öykü Makinesi.” Yazan Ricardo Gomez, resimleyen Emilio Urberuaga. İspanyolca aslından dilimize çevirense Çiğdem Öztürk. Öykü Makinesi turuncunun yoğun olarak kullanılmasının da etkisiyle metnin keyifli diliyle sıcacık, gülümseten bir kitap. Kitaba geçmeden MEA Kitap için bir parantez açmalıyım. Neredeyse bir hafta boyunca farklı türlerde kitaplarını okudum ve hemen hepsinden keyif aldım. Baskı kalitesi, metnin titizliği gözle görülebilir şekilde iyi. MEA Kitap’ı hâlâ fark edemeyenler için kısa bir not olarak buraya düşeyim bunu. Kitabın yazarı Ricardo Gomez de ilginç bir kişilik. Kırk yaşından sonra yazmaya karar vermiş. Kısa öykü, roman, şiir derken çocuk ve genç edebiyatında karar kılıyor. Eserlerinin tümü Cervantes Chico Ödülü’ne değer görülmüş.

Öykü Makinesi’nde, adından da anlaşılacağı üzere kente büyük küçük herkesin zevk ve ihtiyaçlarına göre öyküler yazıp resimleyen bir makine geliyor. Kahramanımız Celeste ise, bazı sorunları önceden görerek makinenin inanılmaz bir komployu gizlediğini keşfediyor ve onu durdurmak için arkadaşlarının yardımına ihtiyaç duyuyor.

Kitabın henüz girişinde satır aralarında iletiyi vermiş yazar, bana göre. “Kentte mevsimlerden bahardı. Daha doğrusu, Nisan ayıydı. Net olarak söylemek gerekirse, Kitap Günü kutlamasının iki gün öncesi, oraların beş kitapçısının büyük bir sevinçle beklediği tarih, yani ayın 21’iydi. Dükkânlarında ya da sokaktaki stantlarda birçok kitap satmayı ümit ediyorlardı. Ya da en azından yeteri kadar kitap…” Sonra radyoda ısrarla geçen şu mesaj tüm merakı uyandırıyor yine kitabın ilk sayfalarında: “Profesör Betrug’un muhteşem makinesi çok yakında kentimize gelecek, bütün çocuklara neşe saçacak. Sakın kaçırayım demeyin, çünkü mutluluktan havalara uçacaksınız. Hem de bedava!”

Sonra? Sonrasını anlatmayacağım tabii. Celeste ve arkadaşlarının başından geçenleri okuyoruz. Hatta kentte yaşayan büyük-küçük herkesin. Öyle ya Profesör Betrug’un muhteşem makinesi kente bir hareketlilik kazandırmıştı. Tabii bir miktar da gizem vardı.

Öykü Makinesi, çocuk-genç okurları edebiyatın gücü ve yapay zekânın tehlikeleri üzerine düşündürüyor. Eğlenceli anlatımı ve barındırdığı mizahla da gülümsetiyor.

Kitaptan önce kendime sorduğum soruyu, kitaptan sonra da sordum. Yapay zekâ metnin ruhunu yansıtabilir mi? Yoksa yapay zekâ ile yazılan metinler mekanik birer metin midir sadece? Edebiyattan aldığımız o hazzı, lezzeti yapay zekâ metinleri bize yaşatabilir mi? Sanırım günümüz yazarları da bu soruyu kendilerine soruyorlardır bugünlerde.

Son sözüm, yaşamın her alanında olduğu gibi edebiyatta da doğal olandan yanayım. Umarım bir gün bu gücü kaybetmez.

Yorum yapın