
“Şafağın Kurtları” fikri nasıl ortaya çıktı? Bu hikâyeyi yazmaya sizi ne tetikledi?
Şafağın Kurtları, Bu Kente Orman Denir adlı kitabımla başlayan üçlemenin ikinci ayağı. 2023 Mayıs ile Aralık ayları arasında ilk iki cilt bitti. Ancak ilk kitap 204 ayında editasyon, düzeltme ve benzeri işlemlerden geçerek 2025 Nisan’ında, Fuat Atalayer ile yazdığımız Kıyamet Virüsü ile birlikte piyasaya sürüldü. Ben de Şafağın Kurtları’na aynı yılın Mayıs ayında tekrar döndüm. Gerekli eklemeler, düzeltmeler ve benzeri işlemler yapıldıktan sonra o da yayın sürecine girdi. Ve bu yılın Nisan ayında o da basılıp piyasaya sürüldü.
Kitapta mitoloji ile bilim kurguyu bir araya getiriyorsunuz. Bu dengeyi kurarken nelere dikkat ettiniz?
Batılılar bu türe “Fantastik Gerçekçilik” diyorlar ve bu türde yazılan çoğu eserde de bu tarzı kullanıyorlar. Ben bizim mitolojimizi kullanmaya karar verdim. Eski Türk Tanrıları olarak bilinen Erlik ve Ülgen kitabımda çok önemli yer tutuyorlar. Ve öykünün doğası gereği işin içinde epey bilim kurgusal öge de var. Bu serinin ilk cildinde benimsediğim bir formülü bu kitabımda da kullandım. Sanırım sorduğunuz dengeyi sağlamayı başarabildim ki okuyucu kitabımı benimsedi. Editörüm Ceylan hanım’ın da sağolsun epey yardımı oldu, buradan kendisine teşekkürü de borç bilirim.
Erlik ve Albız arasındaki çatışma sizin için neyi temsil ediyor?
Farklı bir düalite algısı diyebilirim. Kendi adıma mutlak iyi, mutlak kötü diye bir ayrıma inanmam; her iyinin içinde bir parça kötü, her kötünün içinde bir parça iyi taraf vardır. Hatta olmak zorunda, yoksa iki tarafta yok olur. Erlik ve Albız ne beyaz ne de siyah; ikisi de grinin farklı tonları. Albız elbette Erlik’e göre çok daha koyu gri. Bunu vermeye çalıştım, umarım becerebilmişimdir.
Romanın modern şehirlerde geçmesi (İstanbul, Moskova vb.) hikâyeye nasıl bir katkı sağladı?
Belli bir gerçekçilik kattı. Günümüzün dünyasında, bu zamanda yaşadığımız kentte bizim aramızdalar. Bizimle aynı havayı soluyor, aynı caddelerde geziyor, aynı kafelere gidiyorlar. Bu da kitaba başta da dediğim gibi belli bir gerçekçilik kattı.
Bu kitap, planladığınız serinin neresinde duruyor? Devamı gelecek mi?
Şafağın Kurtları, ilk soruda da söylediğim gibi Bu Kente Orman Denir ile başlayan bir üçlemenini ikinci ayağı. Üçüncü gelecek, hatta şu an yazım aşamasında.
Açılış sahnesinde adalet, ihanet ve sonsuz hapis gibi güçlü temalar öne çıkıyor. Bu romanın merkezinde okuru en çok hangi felsefi soruların beklediğini düşünüyorsunuz?

İkinci şans yada kefaret. İntikam ve adalet. Denge. Aileye ve sevdiklerine bağlılık. Timur ve İdil , ama özellikle Timur (ilk kitabı okuyanlar neyi kast ettiğimi anlayacak) tüm kitap boyunca bu kavramların her dakika karşılarına dikildiği bir yolculuğa çıkıyorlar.
Ön sözdeki sahnede Erlik’in Albız’ı öldürmek yerine cezalandırmayı seçmesi dikkat çekiyor. Sizce ölüm mü yoksa sonsuz hapis mi daha ağır bir ceza? Bu tercihle okura ne anlatmak istediniz?
Sonsuz hapis. İdam anlık bir şey. Ama Sonsuz Hapis adı üstünde hiç bitmeyecek, sonsuza dek sürecek bir ceza. En önemlisi idam edilen kişi bir sembol olur asla unutulmaz. Ama Sonsuz Hapise mahkum edilen değerini yitirir, sıradanlaşır ve zaman için de unutulur gider.
Şahsen kişi olarak da idama karşıyım, çünkü geri dönüşü yok. Ve araştırmalar idamın düşünüldüğü kadar caydırıcı olmadığını söylüyor.
Bu kitap bir seri evreninin parçası. Okurlar Şafağın Kurtları’nda ilerleyen bölümlerde nasıl bir yolculuğa hazırlanmalı? Evrenin genişleme planlarından biraz bahseder misiniz?
Şafağın Kurtları Bu Kente Orman Denir ile başlayan serinin ikinci kitabı. Şu an serinin son kitabı üzerinde çalışıyorum. Bir aksilik olmaz ise oda bu yıl raflarda yerini alacak. Ama Timur ve İdil Yıldırım; onların aileleri ve dostlarının hikayesi elbet burada bitmeyecek. Farklı maceralarla tekrar karşımıza çıkma olasılıkları var diyeyim , fazlası spoiler a girer.
Peki bir önceki kitabınıza gelirsek, “Bu Kente Orman Denir” ile kurduğunuz evren nasıl şekillendi?
Şafağın Kurtları ile ilk kitapta ucu açık kalan çoğu soru, bu eserde cevabını buldu. Cevaplar kurduğum evreni daha da genişletti ve bir sonraki adıma hazırladı; yani bu serinin son ayağı olan üçüncü kitaba.
Kıyamet Virüsü”nü yazarken günümüz dünyasından nasıl ilham aldınız?
Kıyamet Virüsünü yazarken beraber bu eseri kaleme aldığımız Mehmet Fuat Atalayer ile günümüzün dünyasındaki pek çok gelişmeden ilham aldık.
Bu iki kitap ile “Şafağın Kurtları” arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?

Aslında bu 3 kitapta aynı evrende ama farklı zaman dilimlerinde, farklı karakterler ve farklı olay örgüleri üzerine kurulu. Şafağın Kurtları Bu Kente Orman Denir’in devamı; serinin ikinci ayağı. Kıyamet Virüsü ise bu evrende farklı zaman dilimide ve farklı karakterleri içeren başka bir olay örgüsünü anlatıyor. Ha aralarında, dolaylı da olsa biraz bağ var. Ama detaya girersem bu spoiler vermek olur.
Okurların bu üç kitap arasında nasıl bir okuma sırası izlemesini önerirsiniz?
Kıyamet Virüsü bağımsız bir eser. Zaman, olay örgüsü ve karakterler farklı. Ama Şafağın Kurtları’na gelirsek, olay örgüsünü tam anlamak için önce Bu Kente Orman Denir’in okunmasını öneririm.
Önceki kitaplarınızdaki karakterlerin yeni kitapta evrilmesi sizin için ne ifade ediyor?
Bir yazar için yarattığı karakterler adeta onun çocukları gibidir. Onların büyüyüp gelişmeleri ve tüm olay örgüsü içersinde yaşadıkları zorluklara rağmen aşkı bulup onu güçlendirmeleri, beni mutlu ediyor diyebilirim. Ve umarım bu gelişimi eserlerimde doğru verebiliyorumdur.
Merak ettiğimiz bir konu da yazarlık serüveniniz; yazarlık serüveniniz nasıl başladı? İlk kitabınızı yazma süreciniz nasıldı?
Yazarlık serüvenim çocuk yaşta küçük öyküler, kısa hikayeler kaleme alarak başladı. İlk Kitabım Hayalet ve Şeytan Adam’ı 2014 Mayıs ayında yazmaya başladım. İlk kitap, ilk deneyim. Yazma süreci açıkçası keyifliydi. Ama yalan yok başlarda pek çok hata yaptım, yazdım sildim, baştan yazdım. Defalarca moralim bozuldu, bu işi beceremeyeceğim dedim kendime. Ama sonunda kitabı yazdım ve basım sürecine soktum. Bana çok şey öğreten zorlu ama bir o kadar da keyifli bir yolculuktu benim için.
Fantastik ve bilim kurgu türlerine yönelmenizin özel bir nedeni var mı?
Türe düşkünlüğüm çocuk yaşlardan beri vardı. Bana göre bu tür içinde tarihten sosyolojiye, matematikten psikolojiye pek çok farklı alanları da kullanmayı sağlayan zengin bir alan. Ve bende bu alanı olabildiğince iyi kullanmaya gayret ediyorum.
Okuma alışkanlıklarınız yazarlığınızı nasıl etkiledi?
Yazmayı düşünen kişi bence okumaya düşkün olmalı. Okuduğunuz her şey; kitap, dergi, çizgi roman kısaca türü ne olursa olsun basılmış her eser kişinin ufkunu açar, bilgisini artırır. Oburluk derecesinde okuma merakım var, gerçi şu aralar yeni kitabım üstüne çalıştığımdan eskisi kadar okuyamıyorum. Kısaca okuma merakım, beni yazar olmaya itti diyebilirim.
Yazarken en çok zorlandığınız ve en çok keyif aldığınız noktalar neler?
Yeni bir esere başlamak, ilk sayfa, o ilk başlangıç cümleleleri. Beni en çok zorlayan kısım, yani “başlamak.” Yazma eyleminin kendisi zaten benim için başlı başına bir keyif. Kafamdakileri kâğıda dökmek, zihnimdekilerin yazıyla form bulması müthiş bir zevk. Aklım ve bedenim izin verdiği sürece yazmaya devam edeceğim.
Gelecekte bu evren dışında farklı türlerde eserler yazmayı düşünüyor musunuz?
Bu evren beni yeterince tatmin etse de, farklı türlerde eserler vermeyi düşünüyorum. Ama daha zamanı var.


















