Ahmet Rıfat İlhan’ın İlk Öykü Kitabı Köpük Beyazı Üzerine Düşünceler | Hülya Soyşekerci

Haziran 11, 2026

Ahmet Rıfat İlhan’ın İlk Öykü Kitabı Köpük Beyazı Üzerine Düşünceler | Hülya Soyşekerci

Köpük Beyazı, bence bir ilk kitap gibi değil; tam tersine, öykü yazmayı ve öykü sanatının inceliklerini oldukça iyi bilen, bilinç, farkındalık ve duyarlılıkla yazan, umut veren bir yazarı; Ahmet Rıfat İlhan’ı öykü okurlarına müjdeleyen, nitelikli bir yapıt.

Kitabın içindeki öykülerin kurmaca başarısı, düşlerle gerçeklerin ustalıkla bir arada verilmesi, karakterlerin yaratılması ve konuşmaların oluşturulmasındaki inandırıcılık hemen dikkatimi çekti. Hayattan ve sanattan alınan esinlerle, kurmacaya dönüştürülmüş imgelerle yazılan bu öykülerin pek çoğunun ilgiyle okunduğunu belirtmeliyim. Hayat karşısında yenik düşmüş, yılgın, yorgun, sorunlu karakterler, öykü sayfalarında canlanıp aramıza karışıyorlar. Karakterlerin iç konuşmalarını, sorgulamalarını, hayatla hesaplaşmalarını ilgiyle okuyor; karakterlerin karşılıklı konuşmalara yansıyan kişilik özelliklerinin farkına varıyoruz.

İlk öykü, “Balık-çı” içimi derin bir hüzün duygusuyla doldurdu; öykünün şaşırtıcı ve çarpıcı sonu da etkileyiciydi. Ahmet Rıfat İlhan, öykülerinde okurunu şaşırtmayı başaran bir yazar olarak dikkatimizi çekiyor.  Okurların, iç konuşmalarla ağır aksak ilerleyen öykü metinlerine artık ilgi göstermediği kanısındayım. Günümüzün öyküleri ve öykücülerinde görülen “aynılaşma”nın bir şekilde aşılması gerekiyor. Ahmet Rıfat İlhan, kendi kuşağının öykücüleri arasında, öyküde farklı bir pencere açmayı başaranlardan biri olarak görünüyor. Metin içinde çok fazla boşluk bırakıp okuru zorlamıyor; olgu, olay kesiti ve kişileri, oldukça etkili bir biçimde işleyerek, okuru metin içi dünyaya dahil ediyor.

Köpük Beyazı içindeki öyküler, iki ana bölüme ayrılıyor. Birinci bölüm Sanattan, ikinci bölüm Hayattan adını taşıyor. Her iki adlandırmaya temel oluşturan kavramların; yani sanatın ve hayatın, öykülerde birbiriyle kaynaştığını, ebedi bir hakikati oluşturduğunu duyumsuyoruz.

Ahmet Rıfat İlhan, edebiyat, müzik, resim, sinema gibi pek çok güzel sanat dalına öykülerinde yer vererek, bizi, hayatla sanat ve öyküyle sanat arasındaki diyalektik bağ üzerinde düşündürüyor aynı zamanda. “Başyapıt” öyküsünde soyut ve modern bir resmin, yaratıcısı olan ressamla kurduğu o inanılmaz yaşam bağı dikkat çekici.

Yazar, Baba (The Godfather) filmine göndermede bulunduğu “Sanat-çı” adlı öyküsünde, izlediği filmin içine giren ve o düşsel dünyayı derinden yaşayan muhasebeci bir adamın kendi sıradan yaşamını nasıl renklendirdiğini gösteriyor. Kendini sahnede devleşen bir şarkıcıymış gibi hisseden, o parıltılı dünyaya düşleriyle girip ses sanatçısı olma arzusunu içten içe yaşayan bu öykü karakterinin hallerine tanık ediyor okurları. Görüyoruz ki, sanat yapıtları daralan insan hayatlarını genişletiyor, sıradanlıkları aşarak pek çok şeye anlam kazandırıyor. Öyküler, böylece insan hallerinin çelişkili gerçekliğine tanık ediyor okurları. “Atölye” öyküsündeki absürtlük ve büyülü gerçekçilik izlerine de hayran olmamak imkânsız. Yazar, bu kitapta; “Sahipli Boş Sandalyeler’den Kırık Aynanın Sır(r)ı’na” kadar pek çok öykü metninde, kesit öyküsü ya da modern kısa öykünün hakkını vermiş görünüyor.

Her gün gördüğümüz gerçeklere, yaşam ayrıntılarına, sıradanlığa dönüştürdüğümüz ve aşındırdığımız kimi olgulara yeni ve farklı bir bakış açısıyla bakabilen; kendine özgü bir dil ve yaklaşımla dünyayı yeniden anlamlandırabilen, metin içi yaratıcı unsurları ve dengeleri iyi kurabilen yazarlar edebiyatta iz bırakırlar. Ahmet Rıfat İlhan’ın da bu yazarlardan biri olacağına inanıyorum.

İlgiyle okuduğum kitabı dolayısıyla Ahmet Rıfat İlhan’ı kutluyor, daha nice öyküler yazmasını diliyorum. Yazarın, bilgi, bilinç, özgünlük, yaratıcılık ve kararlılıkla devam ederse daha pek çok övgüyü hak edecek noktaya gelebileceğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Yorum yapın