Dün akşamki etkinlik ve hafıza üzerine birkaç söz | Emrah Polat

Mayıs 23, 2026

Dün akşamki etkinlik ve hafıza üzerine birkaç söz | Emrah Polat

Dün akşam (22 Mayıs 2026), Ka Görsel Kültür ve Sanatsal Düşünce İçin Mekan’daki Murat Meriç ile Şarkılı Memleket Tarihi adlı etkinliğin bir oturumuna katıldım.

Etkinlikten söz etmeden, mekan ve çağrıştırdıkları üzerine konuşmak istiyorum: Ankara’da bir kuşağın kültürel belleğini şekillendirebilecek potansiyele sahip ve bu bilinçle tasarlandığı her halinden anlaşılan mekânlardan olan Ka’ya girip, masanın üzerinde duran fotoğrafla ilgili kitapları karıştırmaya başlayınca eski günleri hatırladım. Sanırım hafıza anda ve yarında yer alıyor; fakat anı yaşarken bile geçmişin yüküyle geliyor ve bunu yarına taşıyor.

ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nde öğrenciyken fotoğraf kuramı, derslere ya da tartışmalarımıza ince ince sızıyordu. Özellikle ideoloji bahsinde Camera Obscura’nın (Latince karanlık oda) bir metafor olarak kullanımı* bunda etkiydi. Tartışmalar, yanlış bilinç/çarpıtılmış gerçeklik (gerçeğin ters dönmüş hali) olarak ideoloji ile başlayıp, Althusser’in kökleri “olgun Marx”a kadar uzanan özgün ideoloji kuramıyla son buluyordu. O dönem Walter Benjamin’in Teknik Olarak Yeniden Üretilebilirlik Çağında Sanat Yapıtı adlı makalesini okuduğumu da hatırlıyorum. Bu kitap son günlerin popüler konularından olan yapay zekâ tartışmalarında da ufuk açıcı olabilir bilindiği gibi; yapay zeka çağında aura’nın ölümü ya da -hafifletirsek- can çekişmesi ve sanatçının/yazarın “hazin” hâli… Bazı metinler tıpkı güçlü birer hafıza gibi oluyorlar.

İstanbul’da yaşadığım/çalıştığım 1999-2000 yıllarında fotoğrafa olan ilgimi biraz daha derinleştirme imkânı buldum. İstanbul Fotoğraf Evi bünyesinde temel fotoğrafçılık kursuna devam ederken Cağaloğlu-Sirkeci hattındaki Hayyam Pasajı’nda kullanılmış bir Minolta X-300 edindim. Agrandizör, net alan derinliği, Görme Biçimleri, Camera Lucida, Blow-Up gibi sözcükleri; film ve kitap adlarını döke saça gezindiğim günlerdi. Ka, atmosfer olarak o yılların İstanbul kültürel belleğinden konuyla ilgili bir kesiti çağrıştırıyor: İFSAK, İstanbul Fotoğraf Evi, Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü’ndeki kısa film günleri vb… “Bilgi Üniversitesi tarih oldu ama!” diyenler çıkabilir. Ne yazık ki kültürel mirasımızı koruyamıyoruz! Bu da toplum olarak bizim ayıbımız olsun. En azından; yüzünün bir yanı avuntu gibi görünen, diğer yanı geçeğe göz kırpan bir düşünce var elimizde: Tarih, insan isterse tıpkı hafıza gibi işleyebiliyor.

Etkinliğe gelirsek, müzik tarihçisi ve yazar Murat Meriç’in hiçbir etkinliğine katılmamış olmanın gizli utancını yaşadım desem yeridir: Anlatımı akıcı, konuya -zaten- hâkim, esprilerle sunumu renklendiren biri. Bu güzel performansa naçizane katkım şu olabilir ancak: Ahmet Kaya ve Cem Karaca’nın birlikte çektirdikleri fotoğraf yansıtıldıktan sonra, 1989 yılında Cemal Süreya’nın Ahmet Kaya ile yaptığı söyleşiden söz edilebilir ve ilgili fotoğraf gösterilebilirdi, belki.

1988 yılında Derya Sineması’nda Ahmet Kaya konserine gittiğinden söz etti Murat Meriç. O sıralar 14 yaşındaydım. Konuya aşina olanların anlayacağı türden bir “erken bilinçlenme” vakası… Okul arkadaşım o konserin biletini sattığı için, uzaklaştırma cezası almıştı. Bizler için güçlü bir gözdağıydı bu…. Galiba kişisel hafızaların neredeyse sonsuz kesişme ihtimalleri bulunuyor.

Etkinlik, bizim kuşağın bolca dillendirdiği şarkı ve türkülerle geçti. Performansın her oturumunda bir dönem anlatılıyor. Bu altıncı oturummuş. Bütünde Türkiye tarihinin şarkılarla izini sürmek mümkün. Fakat her oturum, birbirinden bağımsız olarak da bir bütünlük taşıyor. “Halaya davet” şarkıları, türküleri ve bizzat halaylı fotoğraflarla eskilere gittim: 1991 yılında Gazi Üniversitesi’ndeydim. Öğrenci derneği olarak bir gezi düzenlemiştik. Nedense ilk ve son olmasına rağmen adı “geleneksel” ile başlıyordu: 1. Geleneksel Gazi Üniversitesi Gezisi. Belediye bize dokuz otobüs tahsis etmişti. Karayalçın’ın başkan olduğu dönemden bahsediyorum.

Hafızayı çağıran bir ses, bir koku, bir yazı, bir görüntü oluyor; tıpkı dün akşamki gibi.


* Marx ve Engels, Alman İdeolojisi’nde şöyle der: “İnsanların ve ilişkilerin ideolojide baş aşağı görünmesi, tıpkı nesnelerin camera obscura’da ters görünmesi gibidir.”

Yorum yapın