James Baldwin’in karşılaşmaları | Ali Bulunmaz

Mayıs 11, 2026

James Baldwin’in karşılaşmaları | Ali Bulunmaz

James Baldwin, dünyada silinmez izler bırakmış bir yazar ve aktivist. ABD’nin kültürel, kurumsal ve toplumsal eleştirisine imza attığı metinlerinde, ülkede beyaz ABD’liliğin kolaylığını ve geri kalan her şeyin zorluğunu anlatmıştı. Bir eşcinsel ve siyah olarak yabancılaştırıldığı ve terk etmek durumunda kaldığı ülkesini kıyasıya eleştirirken, tattığı yersiz-yurtsuzluğu, gerek romanlarında gerek denemelerinde ortaya koymuştu. 1940’larda ve 1950’lerde anti-komünist yönetimlerin hışmına uğrayan ABD’de ısrarla hümanizmi savunan; siyahlardan, eşcinsellerden ve komünist avına çıkanların hedefe koyduğu herkesten yana zar atan Baldwin, Harlem’den Avrupa’ya uzanan yaşamını “dürüst bir insan ve iyi bir yazar olmaya” adamıştı. Ahlak kumkumalığına soyunup bunun politik ticaretine girişenlerin, ayrımcılıkla beslenenlerin ve ırkçılıkla nam salanların peşini bir an olsun bırakmamıştı. “Amerikan Rüyası”nın, beyaz ve şovenist ABD’liler için biçilmiş kaftan, geri kalanlar için ise bir kâbus olduğunu söylemişti. Bu anlamda, döneminin popülizm ve faşizm meraklılarını eleştirileri, zamanımızdaki benzer örnekleri kavramamızda bize ışık tutan Baldwin, değersizleştirmeye ve pervasızlığa karşı çıkmıştı. “Bundan Sonrası Ateş”te, yirminci yüzyılın ilk yarısında ABD’de kurulmuş düzeni (ya da tezgâhı) özetlemişti: “Siyahların özgürlüğünü elinden alan ve bu hırsızlığın keyfini süren beyazların üzerinde durduğu hiçbir ahlaki temel yoktu. Hâkimler, jüriler, çifteler, yasa, tek kelimeyle güç onların elindeydi. Ama bu, saygı duyulacak değil korkulacak, ne pahasına olursa olsun uzağında durulacak, suçla yüklü bir güçtü.”

Yazının tamamını okumak için >>>

Yorum yapın