Meksikalı Eskimo 90 yaşında | Metin Celâl

Mayıs 3, 2026

Meksikalı Eskimo 90 yaşında | Metin Celâl

Cemal Süreya, Behzat Ay’ı “Meksikalı Eskimo” diye adlandırmıştı. Sevdiği, yakın arkadaşlarından biriydi Behzat Ay.  Onları 80’li yıllarda Kadıköy’de Merkez Kıraathanesinde, Hatay restoranda görürdüm. Maslarına konuk olduğum, hoş sohbetlerini dinlediğim de olmuştur.

Süreya, günlüklerinde de sık sık Behzat Ay’ı anar. 230. günü de tamamen Behzat Ay’a ayırır;     “Gelelim biz Meksikalı Eskimo’ya. Toroslarla Orta Amerika’daki dağ zincirleri arasında tarih öncesi bir akrabalık bağı var mıdır bilmem. Ama o Toroslarda doğduğu halde bir Türk ‘ten çok bir Meksikalıyı andırrnaktadır. Aslında Toroslarda değil, Antitoroslarda doğmuş. Bu yüzden olacak, görünümünde bir Eskimoluk da var galiba. Kısacası. Meksikalı bir Eskimo. Hele gözlük takınca. ” diye başlayarak unutulmaz bir portre yazısına imza atar. (Günler, Yapı Kredi yay. 2002.)

Behzat Ay, 2 Mayıs 1936’da Mersin-Arslanköy’de doğmuş. Yaşasaydı 90. yaşını kutlayacaktık.

“Çocukluğumda sevgi yerine dayak gördüm. Hiç uğruna yediğim o dayaklar! Sanki üvey çocuktum. On iki yaşıma değin, yaşımın üstünde işler yaptırdılar. Oyun nedir bilmedim. Sanki kendi isteğimle dünyaya geldim. Sanki zarar veren bir çocuktum. Tam karşıtı. Tükettiğimden çok ürettim on iki yaşıma değin. On iki yaşından sonra parasız yatılı okulda okudum. Yaz dinlencelerinde işçilik yaptım. On sekiz yaşımda da yaşama atıldım” diye anlatmış öykü kitabı Kuşku ve Korku’da (1992, Broy yay.).

1953’ten itibaren hikayelerini ve köylerle ilgili izlenimlerini gezi yazıları ya da notlar şeklinde dergi ve gazetelere yayınlatmaya başlamış. 1954’te Düziçi Köy Enstitüsü’nden mezun olmuş. Samsun’un köylerinde öğretmenlik hayatına başlamış. Bu dönemde kaleme aldığı Köyden Geliyorum (1959), Başkan’ın Ankara Dönüşü (1961) adlı kitaplarında köy hayatına ve köylülere izlenimlerime yer vermiş. 1959 ’da Varlık ve Demet dergilerinde yayımlanan “Köyden Geliyorum” başlıklı notlarıyla tanınmış. Sosyal Adalet, Yön, Türk Solu, Cumhuriyet, Vatan, Politika, Demokrat, İmece, Yelken, Türk Dili gibi dergi ve gazetelerde öyküleri, köy sorunlarını konu edinen gezi yazıları ve notları, günlükleri yayınlanmış. 

1962’de Öncü gazetesinde tefrika olarak, 1966’da Remzi Kitabevi’nden kitap olarak yayınlanan “Dor Ali” Behzat Ay’ın ilk romanı. Dor Ali’de geçim sıkıntısı nedeniyle köyden kente, Samsun’a göç eden bir adamın, Dor Ali’nin başından geçenleri anlatır. “Düzlek köyünden Dor Ali’nin, evini, tarlasını dağıtıp ailesiyle Samsun’a göçünü, orada arabacı ve küfeci olarak ekmeğini kazanma direncini anlatan bu köy romanında yazar, olayları toplumcu açıdan yorumlamaya çalıştığını fazlasıyla duyurur’ diye yazmış Behçet Necatigil.   

Bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümü‟nü kazanmış Behzat Ay. 1970’te bu bölümü bitirdikten sonra İlköğretim Müfettişi olmuş ve Siirt’te görevlendirilmiş. Şırnak, Eruh, İdil’de müfettişlik yapmış. Köylerde gördüğü yoksulluğu anlatan yazılar kaleme alan toplumcu bir yazar olduğu anlaşılınca müfettişlik görevinden alınıp Erzincan’a öğretmen olarak atanmış. Edebiyat dünyası ile daha yakın ilişki kurabilmek amacıyla İstanbul’a tayinini istemiş ve öğretmenlik görevini İstanbul’da sürdürmüş ama doğruları söylemekten de toplumcu anlayışından da vazgeçmemiş. Öğretmen sendikası TÖS’ün kuruluşunda da rol oynamış. 12 Eylül askeri darbesinden 10 gün önce de emekli olmuş.

Behzat Ay şöyle anlatmış; “Dikkati çeken bir eğitimciydim. Soruşturmalardan kurtulamadım. Sonra Erzincan’a ilkokul öğretmeni olarak atandım. Bu bir anlamda ‘tenzili rütbe’ idi. Daha sonra İstanbul… Ve Haydarpaşa Lisesinde eğitimci olarak görev yaptım. Sendika etkinliklerinde (TÖS) yaptığım atak hareketler ve düşünceler nedeniyle bir çok soruşturmaların içinde buldum kendimi. 2 Eylül 1980 yılında emekli oldum. Emekli olduktan sonra İstanbul’dan bunaldığım zamanlar kendimi Arslanköy-Toros’ların kucağına atardım. Kedilerimle, doğayla baş başa günler geçirir, gazetelerimi okur, yeni yazacağım yazılarımı düşünür, bahçemdeki elma ağaçlarını sular, yaylaya doğru gezmeye çıkardım.”

İkinci romanı “Sis İçinde” 1973’te Cumhuriyet Gazetesi’nde tefrika edildikten sonra aynı Tel Yayınları’ndan kitaplaşmış. Aynı okulda görev yapan bir erkek ve kadın öğretmenin sıkıntılarını dostluklarıyla paylaşmasını anlatır. Evli bir adamla bekâr bir kadının ilişkisidir bu. Aşka evrilecekken Besim’in karısının çabalarıyla noktalanır.

1975’de Barış Gazetesi’nde tefrika edildikten sonra Tekin Yayınevi tarafından aynı yıl kitaplaştırılan Sürgün’de ilkokul müfettişi olarak Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde çalışan Basri Altınay’ın Siirt’e sürülüp ailesiyle birlikte yola çıkmasıyla yaşadıkları anlatılır. Tıpkı romanın yazarı Behzat Ay gibi Siirt’in kazaları olan Şırnak ve Eruh ve bu ilçelere bağlı köylerdeki okulları denetlemekle görevlendirilir Basri Altınay. Köylerde gördüğü açlık ve sefalet hakkında yazılar yazıp gazetelere gönderir. Milli eğitim müdürünün, valinin uyarılarına kulak asmaz, yazmaya devam eder. Müfettişlik görevinden alınıp öğretmen olarak Erzincan’a tayin edilir. Şehir merkezine en uzak köyde görevlendirilir, kendisi gibi öğretmen olan karısı ise şehir merkezinde görevlendirilmiş yani karısı ve çocuklarından ayrılmıştır. Olaylar Behzat Ay’ın yaşam öyküsüne benzer şekilde gelişir ve sonunda aile İstanbul’da buluşur.  

Sis İçinde ve Sürgün romanlarını okuduğumda bana otobiyografik romanlar olduklarını düşündürmüştü ki okuma fırsatı bulamadığım sonraki romanı “O Uzun Yalnızlık”ın da otobiyografik yapıda olduğu anlaşılıyor. Behzat Ay’ın öykülerini inceleyen Hülya Soyşekerci, “Behzat Ay’ın anlatıcıları sanki kendisiyle özdeştir, yazar nerede başlar anlatıcı nerede biter, sınırlar belirli değildir” diye yazmış.    

Behzat Ay, 1975’den 1992’ye kadar kitap yayınlatmamış. 1992’de iki kitapla birden okur karşısına çıkmış; yazılarının derlemesi “Çanakkale’den Laik Cumhuriyete” ve tek öykü kitabı “Kuşku ve Korku”. 1993’de romanı “O Uzun Yalnızlık”, 1994’de günlüklerinden oluşan “Çırılçıplak Yüreğimle” ve “Atatürk’ten Sonra Kir, Kin ve Yalan”, 1995’te de yine yazılarından oluşan son kitabı “Kan ve Gözyaşı” çıkmış. 

Behzat Ay, Köy Enstitülü bir yazar olarak esinini köyden alarak yazmaya başlamış ama “Köy edebiyatı”na takılıp kalmamış, yaşamından kaynaklanan kendine has eserleriyle diğer yazarlardan farklılaşmış. Hülya Soyşekerci “Behzat Ay, 1950 kuşağı içinde yer alan Tezer Özlü, Demir Özlü gibi kurmacaya fazla gönül indirmeyen, kendilerinden ve yaşantılarından yola çıkıp gerçekleri yazınsallığa dönüştüren sanatçılarımızın tarz ve tutumuna oldukça yakın bir biçimde yazar” diyor.   

Öztürkçe sözcük kullanma konusunda da titiz olan Behzat Ay’ı TDK’nın üyeliğe kabul etmediğini yazıyor Cemal Süreya. Cahit Külebi ve arkadaşları Behzat Ay’da ne eksiklik bulmuştu acaba? Bilmiyoruz, çünkü bir gerekçe bildirmemişler. Öztürkçeci TDK’nın öztürkçeci anlayıştaki birçok yazarı üyeliğe almadıklarını yine Cemal Süreya’nın yazılarından öğreniyoruz.

Behzat Ay, 63 yaşındayken 9 Temmuz 1999 tarihinde İstanbul’da vefat etti. Geriye 12 kitap kalmış. 2023’te tekrar baskısı yapılan Dor Ali (Gufo yay.) dışında kitaplarının yazık ki yeniden basımları yapılmamış. 

Yorum yapın