
Modernist romanlarda özne anlatı içinde sabit bir varlık göstermez, aksine dilin ve bakışın içinde sürekli değişen kırılgan bir yapıdadır. Isherwood’un “Tek Başına Bir Adam” romanı, bu kırılganlığı bir günün içine sığdırarak hem öznenin bakışların ardına saklanmış halini hem de o saklandığı yerde, yitip giden geçmişin ardından hayata tutunma çabasını konu alıyor. Roman, ABD’de yaşayan orta yaşlı bir edebiyat profesörü George’un, sabah saatlerinden geceye uzanan bir gününü, sade yaşamından bir kesiti anlatır. Bu zaman dilimi dışarıdan bakıldığında her ne kadar sıradan bir gün gibi görünse de, anlatı ilerledikçe George’un bakışlardan uzakta tuttuğu, gerçek benliğiyle karşılaşırız. Topluma karışmayı bir oyun sergilemek olarak gören George, saat geceye yaklaştıkça geçmişle, hatıralarla ve kendi iç dünyasıyla baş başa kalır.

















