Antarktika’ya Gitmek İster misiniz? | Feride Cihan Göktan

Nisan 24, 2026

Antarktika’ya Gitmek İster misiniz? | Feride Cihan Göktan

Antarktika’ya gitmek… Ürkütücü ve heyecanlı bir yolculuk olabilir. Dünyanın gizemli ve gidilmesi en zor yerlerden biri biliyorsunuz. Dünyanın dibi. Böyle bir yeri keşfetmenin keyfini sürmek istiyorsanız sizi Claire Keagan’ın Antarktika kitabına davet etmeliyim.

Antarktika… Claire Keagan’nın o yetenekli kaleminden çıkmış, ruhumuzun en soğuk ve katmanlı coğrafyasının derinliklerinde dolaşan on beş tane öykünün barındığı Antarktika’ya… Her öyküsünün içinde dolanırken çoğunlukla buzulların içinde üşüyor, şaşırıyor ve merakla yolunuza devam ediyorsunuz. İşin ilginç yanı da okuduklarınız kendi derinliklerinizle buluşuyor zaman zaman… Kısaca huzursuz ancak çok keyifli bir ‘Antarktika” yolculuğuna çıkarıyor sizi Clarie Keagan

Bir okur olarak bu yolculuğu nasıl anlatsam diye düşünüyorum. En baştan söylemeliyim ki her öykü tek başına bir roman olabilir. Her öykü böyle. Çünkü her biri o yalın ve oldukça samimi anlatımı ve derinliği ile okurun zihninde genişleyip büyüyor. Öyle inanılmaz olaylar yok. Oldukça sıradan. Kendinize, tanındıklarınıza veya geçmişinize veya herkese ait olabilir bu öyküler… Kısaca ilişkilere, arkadaşlıkların gidişatına, karşılaştığımız o sıradan üzerinde durmadığımız olaylara… Daha doğrusu gözümüzü kaçırdığımız görmezden geldiğimiz belki de fark bile etmediğimiz, kendimizdeki veya birlikteliklerimizin çatlakları, pürüzlü yüzeyleri, huzursuz kırışıklıkları.

Antarktika

Kitaba ismini veren ilk öyküsü. Bir kadının monoton evliliğinden sıkılıp bir macera aramasının korkunç sonu. Öyküyü okurken içinizden kadını uyarıyor sonra sanki rahatlıyor ama sonunda kahroluyorsunuz. Bir kadının başına gelebilecek en kötü şey oluyor. Ruhunun ve bedenin buzlanması. Bir kadının kararlarının veya yaptıklarının erkek dünyasında ne kadar acımasızca cezalandırılabileceği. Ayrıca her okurun öykünün kadın kahramanına farklı bakışı da ilginç. Feminist bakışınızın ne kadar da olması gerektiği gibi olmadığını yüzünüze çarpıyor.

Kız Kardeşler.

İrlanda kırsalında yaşayan bir ailenin dramatik öyküsü. İki kız kardeş. Biri kırsaldaki dar çevresini kırabilmiş ve kendini kısmen özgürleştirip Londra’ya yerleşmiş. Diğer kız kardeş ise babasının dizi dibinde ve onun her türlü gereksinimini karşılayan ve otoritesine boyun eğmiş biri. Tabii ki hepimizin bildiği gibi genellikle uzaktaki sevilir yakında olan kendini feda eden aile de pek önemsenmez. Öykü bu zeminde iki kardeşin çatışmalarını daha doğrusu bizzat kendilerinin bir suçu olmadığı bu ailesel veya toplumsal hatta evrensel ayrımcılık probleminin içinde nasıl çırpındıklarını anlatıyor. İbretlik bir öykü Betty ve Louisa’nın öyküsü.

Oğlan Çocuğu İçin Tuhaf Bir İsim

Çok naif ve çok duygusal bir öykü. Yine kadınların nasıl incindiği üzerine. Beklenen bebeğin isminden çıkan o görünmez çatışma. Baba adayının belki kendisinin bile fark etmediği kadının ruhunu inciten kaba söylemleri. Öykünün sonunda kadın içinden “Senin rahatını düşünmeyeceğim. Erkeğine küçük bir oğlan çocuğuymuş gibi kol kanat geren kadınlardan olmayacağım. Halkımın bu özelliği benimle tarihe karışacak” (syf100) deyip cesaretle ataerkil düzene meydan okuduğunda ataerkil düzenin kadınları olarak içimizden bir sevinç geçiyor.

Vesikalık Çorbası

Hele bu son öykü! İnanılmaz etkileyici. Bakkala giden çocuğunun aniden kayıplara karışması. Bu konuda hassasiyeti olan ve böyle bir öyküsü olan ebeveyn bu öyküyü okumasın bence. Belki de kitabın başında bu uyarı yapılmalıydı. Çocuğu olan her anne babayı diken diken eden bir atmosfer yaratmış yazar.. Okura da o kaybetmenin acısını doğrudan geçiriyor. Edebiyatın gücü işte!

Bütün diğer öyküler de uzun uzun anlatılabilir veya konuşulabilir.

Son olarak şunu söylemeliyim ki, dünyamız kaba şiddetten paramparça iken insanlar en ilkel şekilde öldürülürken ve ne yazık ki gittikçe kanıksadığımız bu vahşet ve kötülük ortamında böyle sessiz çığlıkları duymak, şiddetin o ruhsal travmalarını hissetmek gittikçe kabalaşan ruhlarımızı ve düşüncelerimizi inceltiyor. Daha çok insan oluyoruz. Bu dünyayı sanat kurtaracak.

Yorum yapın