
Mehtap Ceyran’ın Dönüş adlı romanı Everest Yayınları tarafından yayımlandı.
Everest Yayınları, yazar Mehtap Ceyran’ın merakla beklenen yeni romanı Dönüş’ü okurlarla buluşturuyor. Çağdaş Türkçe edebiyatın sarsıcı türdeki bu yeni romanı; okura, on yıllık siyasi mahkûmiyetin ardından memleketine, parçalanmış ailesine ve travmalarla dolu yoksul çocukluğuna dönen bir kadının, kişisel ve toplumsal hafızayla giriştiği yakıcı bir baba kız hesaplaşmasını vadediyor. Everest Yayınları‘nın, Türkiye’nin yakın dönem acılarına ve bireyin iç dünyasına cesaretle ayna tutan editoryal çizgisinden tam da şu anda geçen eser, ünlü düşünür Jacques Derrida‘nın metnin girişinde yer alan “Yara sadece geçmiş değil, gelecek karşısındaki dehşetimiz yüzünden de açık kalır” sözünü merkeze alarak içinden geçtiğimiz çağın ruhunu yakalayarak raflara çıkıyor.
Arka planında ülkenin elli yıllık tarihinin anlatıldığı, bu baba -kız hesaplaşması hikâyesinin merkezinde, on yıl sonra, karlı bir kış günü cezaevinden tahliye edilen ve yıllardır mesafeli olduğu gırtlak kanseri olan babasıyla vedalaşmak üzere Batman‘a dönen Pero‘nun sarsıcı içsel ve fiziksel yolculuğu yer alıyor. Eserin ana çatışmasını, kahramanın 12 Eylül darbesinden 90’ların karanlığına, hapishane hücrelerine ve cezaevi katliamlarına uzanan şiddet ikliminde; yoksulluk, üvey anne zulmü ve babasının sevgisizliğiyle yoğrulan paramparça edilmiş çocukluğuyla yüzleşme çabası oluşturuyor. Karakterleri ve mekânı sıradan olmaktan çıkaran en çarpıcı özellik; Batman’da, askeri sokağa çıkma yasaklarının, Beyaz Torosların, rutubet, petrol, çamur ve kan kokusunun birbirine karıştığı klostrofobik atmosferinin âdeta nefes alan bir kurgu unsuru olarak işlenmesidir. Babanın çaresizliğini gizlediği Milli Piyango saplantısı ve özellikle çift cinsiyetli olduğu için toplumdan dışlanan ama kahramanın en büyük sırdaşı olan Hasret karakterinin direnişi, okurda büyük merak uyandırmaktadır. Yazar Mehtap Ceyran bu çetrefilli kurguyu; şimdiki zaman ile geçmişin tıpkı rüyalardaki gibi üst üste bindiği, bembeyaz kavaklar, kurbağalar, sürüler halinde kargalar ve simsiyah nehirler gibi metaforlardan beslenerek, çarpıcı, içsel ve şiirsel bir edebi ritimle kaleme almıştır.
Edebiyat eleştirmenleri için eserin büyük resimdeki yerine bakıldığında; yazarın 2017‘deki Mevsim Yas ve 2019‘daki Bekleyişin Şarkısı adlı kitaplarının ardından külliyatında üçüncü romanı olarak yer alan ve ustalık dönemini temsil eden Dönüş, çağdaş Türk edebiyatında hapishane ve bellek edebiyatı geleneğine yaslanmaktadır. Ancak metin, ailenin kutsallığına dair yerleşik toplumsal kalıpları paramparça edip, aileyi “hukukun ayak basmadığı bir cinayet mahalli” ve “cehennemin gizli bir köşesi” olarak resmederek yayın dünyasındaki sığınılan ezberleri bozmaktadır. Sayfalar kapandıktan sonra kitap, okurun zihninde; Roland Barthes‘ın da sorguladığı üzere “İnsan paramparça edilmiş bir geçmişin ardından nasıl yas tutabilir?”, “Hafızanın ve bedenin üzerindeki yaralar kime aittir?” ve “Birey, devletin ve ailenin eşzamanlı şiddetinden nasıl sağ çıkabilir?” gibi ağır toplumsal, felsefi ve psikolojik meseleleri tetikleyecek sarsıcı bir güce sahiptir.
Yazarın portresine ve metnin yaratım sürecinin arka planına bakıldığında, romanı böylesine sahici kılan can alıcı bir biyografik detay göze çarpıyor: 1979 Batman doğumlu olan Mehtap Ceyran‘ın da tıpkı ana karakteri gibi, politik nedenlerle henüz on beş yaşındayken 1994 yılında tutuklanarak on yıl hapis yatmış olması, bu edebi metni derin bir otobiyografik hafıza kazısına dönüştürüyor. Bu acı tecrübeyle ve güçlü arka planla beslenen roman, editörlüğünü Didem Ünal Demir‘in, düzeltmenliğini Yılmaz Akan‘ın, kapak ve sayfa tasarımını sırasıyla Hamdi Akçay ile Simge Sunar‘ın üstlendiği özenli bir çalışmanın ürünü. Dönüş, Nisan 2026 tarihli 1. baskısıyla, Everest Yayınları etiketiyle raflardaki ve çevrimiçi platformlardaki yerini aldı.
“Saklayamadığın yaraya akbabalar konar,” diyordu.
Hapishanede on yılını geçiren “Pero” nihayet tahliye edilmesiyle memleketine dönmektedir. Dönüş yolunda hayatının muhasebesini babasıyla hesaplaşması üzerinden yapar. Baba-kız hesaplaşması gölgesinde sistemi, gücü elinde tutanların her fırsatta kullandığı şiddeti açık eder. Mehtap Ceyran, dışarıda toplum baskısını, içeride cezaevi koşullarını, şiddetin toplum içinde sıradanlaştırılarak sistemi nasıl acımasızca yeniden ürettiğini anlatan; çok dokunaklı, çok içeriden ve çok cesur bir metin ortaya koyuyor. Peki bunca söz hep içeride, hep içinde mi kalacaktır yoksa Pero bunları babasına söyleyebilecek midir?
Bu sürükleyici anlatı, bir hayatta kalma, anlama ve anlatma çabasını “ötekinin de ötekisi” üzerinden resmediyor.
Ev ise “yuvalara” ve kabuklara ayırdığım iki bölümden oluşuyordu. “Yuvalar” yaşamak zorunda kaldığım yabancı evlerdi, kabuklar kendimi korumak için giyindiğim kamuflajlar. Ev “yuvalarla” kabuklar arasında ona istediğim anlamı yükleyebileceğim bir boşluktu; içinde savrulup durduğum, kendimi ve yerimi bulamadığım bir boşluk. Boşluk çoğu şeyi içine hapseder; bıçaklar, yaralar, uçurumlar. Ve o güne kadarki hayatımın bir uçurum kenarında geçtiği gerçeği. Durmadan dibini bulduğum ve yeniden tırmandığım bir uçurum.



















