
Refik Ahmet Sevengil’i gazeteci ve inceleme yazarı olarak tanıyoruz. Türk tiyatro tarihi üzerine kaleme aldığı monografileri hemen akla geliyor. Beş ciltlik Türk Tiyatrosu Tarihi en önemli eseri kabul ediliyor. Sevengil deyince benim aklıma “İstanbul Nasıl Eğleniyordu?” gelir. Hikâye ve romanları olduğunu ise bilmiyordum. Zaten bu türde çok fazla eser vermemiş. Üç romanı ve bir hikâye kitabı yayınlanmış, diğer eserleri gazete yapraklarında tefrika olarak kalmış. Edebiyat eserleri yayımlandığında ilgi çekmiş, ancak zamanla unutulmaya terk edilmiş.
Sanat Kritik Yayınları iyi bir iş yapıp Sevengil’in hikayeci, romancı yönünü bize hatırlatıyor. Açlık romanını ve Köy Yolu adlı hikâye kitaplarını yayınlamışlardı. Sanat Kritik Yayınları’ndan yeni baskısı çıkan Açlık’ta “Cumhuriyet rejiminin kırsal kesimde köylü ile bürokrasi arasında yarattığı kopukluğu, insanların açlık ve sefaletini yer yer meddahvari bir dille anlatıyor”du. 1930’lu yıllarda kaleme alınmış bu hikâyelerden oluşan Köy Yolunda’da ise “Taşra ve şehir arasındaki ikilemi; taşrada ve kentin kıyısında yaşayanların mahrumiyetlerini, özlemleri” anlatan hikayeler vardı.
“Çıplaklar” Refik Ahmet Sevengil’in 1936 yılında Kurun gazetesinde tefrika edildikten sonra kitaplaşan ilk romanı. Çıplaklar şöyle tanıtılmış; “Bir yanda sosyete hayatı, çarpık ilişkiler ve lümpenlik; diğer yanda Anadolu’yu kalkındırma hayaliyle görevlendirilen aydınlar… İstanbul’dan Anadolu’nun çeşitli kentlerine uzanan bu romanda, sınıflar arasındaki derin uçurum tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilir.”
İstanbul – Anadolu karşıtlığı hemen aklıma Yakup Kadri’nin “Sodom ve Gomore”sini getirdi. 1928’de yayınlanan romanda mütareke döneminin İstanbul’undaki Batı hayranı Türkler ile işgal güçlerinin subaylarının ilişkilerini gece hayatına odaklanarak anlatıyordu Yakup Kadri. Yozlaşmış hayat tarzının karşısına da iyinin, ahlaklı yaşamın örneği olarak Ankara’yı, Anadolu’yu koyuyordu.
Refik Ahmet Sevengil “Çıplaklar”da aynı konuyu, benzer bir yapıda ama bu kez 1930’larda anlatıyor. Artık İşgal Kuvvetleri yoktur, Cumhuriyet ilan edilmiş, İstanbul kurtulmuştur ama Batı hayranı Türkler hâlâ vardır. İstanbul, Sodom’un bir örneği olarak yaşamına devam etmektedir. Vurgunculuk ve karaborsayla zengin olmuş kişiler yine vardır. Bunlar, Millî Mücadeleye inanmayan, desteklememiş ama Cumhuriyetin ilanından sonra konumlarını korumuş, hatta daha da zenginleşmiş tiplerdir. Yani Yakup Kadri’nin Sodom ve Gomore’sindeki tipler hâlâ varlıklarını korumaktadır. Cumhuriyet ülkücü, idealist gençler yetiştirmiş, onları Anadolu’ya yollamıştır ama İstanbul’da halktan kopuk, lüks ve sefahat içinde yaşayan savaş zenginlerinden kurtulamamıştır.
Çıplaklar’ın ana kahramanı Doktor Çetiner bu ülkücü gençlerdendir. Tıp fakültesini bitirip Anadolu’ya doktor olarak gitmiştir. Kayseri ve Zonguldak’ta görev yapar. Diğer memurlar ve devlet görevlileri gibi davranmaz, halkla yakın ilişki kurar, çok sevilir. Teyzesinin ağır hasta olduğunu öğrenince İstanbul’a gelen Çetiner, teyzesinin ölümünden sonra miras işlerini halletmek için uğraşırken bu zengin insanların dünyasına girer ve onların yaşamlarına önce şahit, sonra dahil olur.
Bunlar aslında aralarına dışarıdan pek kimseyi almayan kapalı bir gruptur. “Çıplaklar” adı da bu çevrenin buluştuğu Almanların ve Almanya’da okuyan gençlerin Türkiye’de jimnastik ve spor yapmak amacıyla kurdukları Serbest Vücut Terbiyesi Cemiyeti’ne aralarında verdikleri ad olan “Çıplaklar Birliği”nden gelmektedir. Birliğin üyeleri “çıplaklar” olarak anılmaktadır. Çetiner Heybeliada’da bu birliğin yaz kampına katılır. Sadece birlik üyelerini ve ailelerinin kabul edildiği Ömer Hayyam Kulübü’nün otelinde kalır. “Kimin elinin kimin cebinde” olduğunun anlaşılamadığı karmaşık ilişkilere dahil olur.
Yakup Kadri’nin Nur Baba Tekkesi varsa, Sevengil’in de Şaman geleneklerini devam ettirdiğini iddia eden Erenler Dergâhı vardır. Burada Nur Baba’daki gibi “Dionysos törenlerinin benzeri ‘zevk ve sefahat sanatının, buse ve aşk ilminin’ yaşandığı” Bektaşi ayini görünümlü törenler yapılır.
Doktor Çetiner, İstanbul zenginlerinin zevk ve sefa içindeki yaşantısı ile Anadolu’da tanık olduğu yoksul yaşantıyı karşılaştırır. Anadolu’yu sevmenin kâfi olmadığını düşünür, “Anadoluda yaşamak için Anadoluyu yaşanabilir hale getirmek lâzımdır” kararını verir.
İstanbul’daki yozlaşmış çevre içinde evli ya da bekar birçok kadının ilgisini çekse de aşık olup sevebileceği tek kadın kendisi gibi ülkücü bir genç olan Ülker’dir. Ama aşkına karşılık bulması kolay olmayacaktır.
Sevengil, bu yozlaşmış çevrede kendisini Anadolu’ya ve idealine ihanet etmiş gibi hisseden kahramanı Çetiner’e birden fazla İstanbul olduğunu gösterir. “Salonlarında yabancı dil konuşulan, yabancı kadınlarla dans edilen, yabancı milletlerin içkileri ve eğlenceleriyle vakit geçirilen ve yabancılaşmış insanlarla dolu olan İstanbul”a karşılık “ilim müesseseleriyle, millî ve medenî âbideleriyle Türk İstanbul”un vardır.
Çıplaklar Birliği’nin karşıtı da Ziyaretçi Hemşireler Teşkilatı’dır. Kendi aşkına karşılık vereceğine başka kadınlarla birlikte olduğunu öğrendiği Çetiner’den ve bu yozlaşmış ilişkilerden kurtulmak isteyen Ülker bu teşkilata katılımış, Türk İstanbul’da yoksullara ücretsiz hemşirelik yapmaktadır. Âşık olduğu kadını anlık zevkler uğruna kaybettiğini anlayan Çetiner, Ülker’in izini sürerken Türk İstanbul’u tanır ve bu teşkilatı öğrenir. Ülker’e yakınlaşmak umuduyla “Topkapı Belediye Dispanseri”’nde gönüllü olarak çalışmaya başlar. Anadolu’yu ve ideallerini anımsar.
Çetiner, asıl Çıplaklar’ın Anadolu’nun yoksul halkı olduğunu kavrar ve Ankara’ya gider. Orada aşkını ve idealini bulacaktır. “Romanın sonunda Ülker ve Doktor Çetiner evlenirler ve yeni Türkiye’nin yüceltilmesinde birer nefer olarak Anadolu’ya, Zonguldak’a, yerleşirler.”

Çıplaklar, arka kapakta “Cumhuriyet devri gençliğini ve dönemin çelişkilerini anlamak için önemli bir tezli roman örneğidir” diye tanıtılmış. Refik Ahmet Sevengil, Cumhuriyet dönemi resmî ideolojisi doğrultusunda, Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke inkılâplarına sıkı sıkıya bağlı bir yazar olarak biliniyor. Edebiyat anlayışı da bu yönde oluşmuş, “Bizim İstediğimiz Edebiyat” (1933) adlı eserinde bu görüşlerini anlatmış, sonra da eserlerine uygulamış. Edebiyatı Atatürk ilke ve inkılâplarını halka anlatacak, toplumu çağdaş medeniyetler seviyesine çıkartıp geliştirecek bir araç olarak görmüş ve ilk romanı Çıplaklar’da tbunu örneklemek istemiş,
Zaten romanın gazetedeki tefrikası da şöyle duyurulmuş: “İçtimaî ve milli bir davayı tetkik eden telif romandır. Kozmopolit bir muhitin eğlence hayatı yanında Anadolunun ve bir kısım İstanbulun yıllarca çektiği ızdırabı yakından görüp canlı bir şekilde göstermeğe çalışıyor. Elbiseden ve ahlâktan soyunanlarla giyecek bir şeyi olmıyanlar bir gönül macerasının örgüsü içinde gösteriliyor. ÇIPLAKLAR romanı inkılâp gençliğinin Mesut ve hulyalı yolunu güzel bir memleket dekoru içinde canlandırmak hedefini güdüyor.” (Kurun Gazetesi, 12.04.1936).
Tabii bir tezle roman yazmaya başlayınca estetik niteliğin yitmesi kaçınılmaz. Edebiyat ideolojinin benimsetilmesi için bir “araç” olarak görülüyor. Bu anlayıştan iyi bir sonuç çıkmayacağını Refik Ahmet Sevengil de biliyor. Kitabın sonunda yer verilen “Mecburi Bir İzah” başlıklı notu Sevengil’in bu durumun bilincinde olduğunu gösteriyor. Çıplaklar daha tefrika edilirken eleştirilmeye başlanmış. Eleştirilere cevap verdikten sonra son söz olarak şunu söylemiş: “Ben sadece roman yazmak istedim; bir roman ki büsbütün uydurma olmasın, büsbütün sahi olmasın. Lakin şöyle olmasın, böyle olmasın derken galiba roman da olmadı!”
Bence Çıplaklar kötü bir roman olmayabilirdi. Refik Ahmet Sevengil, tezli roman yazacağım diye kalemi eline almasa, kahramanlarını biraz serbest bıraksa ortaya çok daha iyi bir roman çıkarmış. Mesaj odaklı kurgu karakterlerin şematikleşmesine neden olmuş. Roman keskin karşıtlıklarla gelişiyor, karakterler derinleşemiyor, bireysel psikoloji ihmal ediliyor.
Sevengil’in konu edindiği İstanbul’un zengin çevrelerini, onların birbirleri ile ilişkilerini, nasıl yaşadıklarını bildiği anlaşılıyor. Zaten roman kahramanlarının yaşayan kişilere çok benzediği gerekçesiyle de eleştirilmiş. Sevengil romana tez katacağım diye araya yorumlarla girip müdahale etse de anlatımı akıcı. Sorun, teze uygun olsun diye romanın akışına gereksiz müdahalelerde bulunması. Düz, doğrudan, gazeteci üslubuna yaklaşan anlatımı var, olay örgüsü mesajı iletmek üzere kurgulanmış izlenimi veriyor. Oysa bu müdahaleleri yapmasa da sonuçta tezi anlaşılırmış. Zamanında söylendiği gibi “eseri teze feda etmiş.”
* Çıplaklar, Refik Ahmet Sevengil, Sanat Kritik Yay. Mart 2026.
– Hürdünya Şahan, “Roman-İdeoloji İlişkisi Bağlamında Refik Ahmet Sevengil’in Romanları ve Romancılığı”, Litera Turca Journal of Turkish Language and Literature Volume:3, Issue:3, Summer 2017, (131-159)
– Yusuf Ergüngöz, “Refik Ahmet Sevengil’in Hayatı, Sanatı ve Eserleri”, Yüksek Lisans Tezi, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, 2017.

















