Gamze Ayık’ın Salyangoz Tezgâhı kitabındaki “Sakallı Şerif” öyküsü incelemesi | Mustafa Oğuz

Nisan 8, 2026

Gamze Ayık’ın Salyangoz Tezgâhı kitabındaki “Sakallı Şerif” öyküsü incelemesi | Mustafa Oğuz

Gamze Yayık, Alakarga Sanat Yayınları arasında çıkan Salyangoz Tezgâhı adlı hikâye kitabı hikâye dünyasında ilk adımını atmış bir yazar. Yazar, bu kitabı ile 2024 Tomris Uyar Öykü Armağanı’nı kazanmış. Polisiye öykü ile ilgilenen, Dedektif Dergi’nin editörlüğünü yapan Gamze Yayık, aynı zamanda Handan Gökçek’in yaratıcı yazarlık atölyesinde çalışmalarını sürdürüyor. Edebiyatın içinde bir emekçi.

Bu yazımda yazarın Salyangoz Tezgâhı adlı kitabında yer alan “Sakallı Şerif” başlıklı hikâyesini ele alacağım.

Hikâyenin ana karakteri Hacı Şerif, üç hanımıyla yaşayan mahalle hacılarından biridir. Bir sabah abdestini alırken aynaya baktığında sakalı ve bıyığını göremez. Bu halinden utanır, eve kapanır, cemaatin dedikodusundan çekindiği için Cuma namazına bile gidemez. Şeyhi evinde ibadetle, tövbe ile meşgul olmasını söyler habercileri ile. Mahallede adı Köse Şerif’e çıkar, hanımları ile kavga eder, kendini sorgular, çözüm için hacı hoca dolaşır. Bir deva bulamaz derdine. Yedinci ayın sonunda mahalleli dükkânına uğramaz olunca iflas eder. İşte o zaman ömründe ilk defa kaderine isyan eder, o gece uykusunda ölmeyi diler. Sabah uyandığında sakalına kavuştuğunu görür. Evinden çıkıp doğruca berbere gider, sakalını kestirir.

Metin, kısa hikâyenin o güzelim tadını veriyor okura. Beklenmedik bir şekilde başlayan olay, yine beklemedik bir şekilde sona eriyor, sakalına kavuşan Şerif, berbere koşup “Kes bakalım şu sakalı berber efendi. Torbaya koy. Götürüp camiye, dükkânımın kapısına, benim hatunların önüne atayım. Beni sakalsız adamdan saymadılar, belki sakalıma bensiz hürmet ederler.” diyor., hikâye bu final ile sona eriyor.

Hikâyede anlatılan olay, bana Nasreddin Hoca’nın herkesin bildiği ye kürküm ye, fıkrasını hatırlattı. Kürküne hocadan çok değer veren halka bu sözüyle karşılık vermişti Hoca. Bir başka fıkrasında “Başındaki kavuktan utan, bir yazıyı okuyamadın.” diyen adama kavuğu çıkarıp veren hazırcevap hoca, “Keramet kavukta ise al, sen oku!” demişti.

Adı Köse Şerif’e çıkan hacı da sakalını kestirerek Nasreddin Hoca’nın verdiği nükteli cevaplara benzer bir cevap verme yoluna gidiyor. Camideki cemaate, dükkânından ayaklarını kesen mahalleliye, yüzüne bakmayan hatunlarına kesik sakalı ile cevap veriyor, adeta sakalını, daha doğrusu kıllarını, gözlerine sokuyor. Ayrıca bu eylemi ile “Bakın benim kaybolan sakalım geri geldi, köse değilim, onu kestirip suratınıza çarpıyorum.” mesajını veriyor.

Dini inançlarına sıkı sıkıya bağlı, ibadetlerine, dualarına, zikrine devam eden, bir tarikate mensup olan Hacı Şerif, mahallede “muteber” biridir, babadan kalma dükkânı vardır, üç tane de hatunu. Hikâyenin anlatıcısı hacının üç hatunundan “her gece bir hatununu şereflendirdikten sonra kendi odasına çekilir” cümlesinde söz eder. Hacı, başına gelenleri zevcelerinin kötü amelinden kaynaklanmış olduğuna hükmeder. Bu hükme vardıktan sonrası “Çoluk çocuğu da araya katıp tümünü iyice bir benzetti. Genç kuması tası tarağı toplayıp baba evine döndü, yaşlı olansa kendini odasına kapatıp tüm gün süren beddualarla Şerif Efendi’nin zaten kâbusa dönen hayatını iyice zehir etti.” cümleleri ile anlatılır.

Aile içi huzursuzluk, evi terk eden, kendisine sırtını dönen eş ile hayatı zindan olan Hacı bundan sonra eleştiri oklarını kendine çevirir, bu cezayı hak edecek ne günah işlediğini sorgulamaya başlar ama bir sonuca ulaşamaz. “Bu iş olsa olsa küffarın büyüsü, Allah’ın üç harfli kullarından birinin şakasıdır.” diye düşünür. Kendine buna inandırdığı için büyüden ve üç harflilerin şakasından kurtulmak için bildiği tüm hacı hocayı dolaşır ama bu dolaşması da boşunadır.

Hikâye anlatıcısı, Hacı Şerif’in bütün yollara başvurduktan, elindeki dükkânını batırdıktan, sonra içinde oluşan isyan duygusunu yaşaması ile “birey” olduğunun, olabildiğinin, beşer yanının tamamlandığının altını çizer. Kaderine isyan eden, yaşadıklarından sonra gece uyurken ölüp gitmeyi dileyen Şerif, insanî duygulara sahip olmuştur artık. Dini inançlarının ve sorgusuz sualsiz teslimiyetinin çizdiği dairenin dışına çıkmıştır. Kendi varoluşunu gerçekleştirmek, kendi olmak diyebiliriz buna. O gecenin sabahında uyandığı zaman kaybettiği bıyığı ve sakalını yerinde bulur. Bir tepki olarak ilk iş berbere gidip sakalını kestirmesi de bu bireysel varoluşu ile ilgilidir. Yeni Şerif’in doğuşudur bu. Eski Şerif’in o çok sevdiği sakalına kavuşmanın sevinci ile önce şükür secdesi yapması, sonra tarikat şeyhinin karşısına çıkması, mahalle camisindeki cemaate, hatunlarına göğsünü gere gere sakalını, bıyığını göstermesi gerekirdi. Yeni Şerif’in beklenmedik, sıra dışı eylemi ile farklı bir yolu seçiyor, kendi varoluşunu gerçekleştiriyor.

Yazarın bu hikâyede bir sakala verilen aşırı değere dikkat çekmek istiyor. Hem öncesinde Hacı’nın o sakal ile kazandığı itibara hem de sonrasında sakalsız kalan Hacı’nın kaybettiklerine. Argo bir söz olan meşhur “Kılda keramet olsaydı g…te çıkmazdı.” sözüne dolaylı olarak atıf yapıyor yazar.

Hikâyede vurgulanan bir başka konu ise insanın başına ne gelirse suçu dışarıda bir yerde araması. Hacı bu anlayışla evdeki herkesi döver. Toplumda aile içi şiddetin kaynağına değiniyor bu şekilde Gamze Yayık. “Ben masumum, besmelesiz iş yapmam, abdestsiz yere basmam. Bu hata varsa bu benden değil, diğerlerindendir.” anlayışını Hacı Şerif’in şahsında eleştiriyor. Bir başka eleştiri konusu ise insanların başına gelen şeyi küffara veya üç harflilere bağlaması, devayı hacı hocada aramasıdır. Hacı Şerif örneği ile bu yoldan bir sonuç alınamayacağını gösteriyor Gamze Yayık.

Ülke kanunlarında bir aile çatısı altında birden fazla evliliğe izin verilmemesine rağmen Hacı Şerif, iki hatunu varken genç bir hatunu daha “harem”ine katar. Her gece birini şereflendirir. Hacı’nın şiddetini görünce genç olan baba evine gider, yaşlı olan kendini odasına kapatır, lanete başlar.

Sakallı Şerif başlığı hemen aklımıza sakal-ı şerifi getiriyor hatta ilk önce göz yanılması ile öyle okuyoruz. Hacı Şerif, Allah’tan kendisine yeniden sakal vermesi için Sakal-ı Şerif’i ziyaret eder, orada dua eder. Yani yazar, olayla hiç ilgili olmasa da başlığın çağrıştırdığı Sakal-ı Şerif’i hikâyeye dahil eder.

Yazar hikâyesinin başlığı ile doğrudan bu metinin sakal hazretleri ile ilgili olduğunu söylüyor aslında. Türk toplumunda hatta daha genişletirsem bütün İslam toplumlarında sakala verilen haksız değeri ironik bir olayla eleştiriyor. Sakal için kullandığı “aziz” ve “kıymetlisi” sözleri de ironin bir parçası.  Yaşadıkları ile Hacı Şerif’in bunu anlamasını sağlıyor. Hikâyenin sonunda sakalın berbere kestirilmesi ile de bütün bu toplumlara, sakala bakışlarındaki yanlışa bir tür cevap veriliyor.

Sakallı Şerif, olayı ile kurgusu ile girişi, sonucu ile klasik bir olay hikâyesi. Daha belirgin bir başka yanı ise psikolojik bir hikâye olması. Özellikle Hacı Şerif’in aynaya baktığı anda yaşadıkları, o anki psikolojisi, sonrasında yaşadığı dramı hikâyenin psikolojik ağırlığını ortaya koyuyor. Bu yoğun psikolojik durum şöyle anlatılır: “Keyifsiz homurtularla, terliklerini sürüyerek girdiği banyodan beti benzi atmış olarak çıktı. Abdest almak için besmeleyle eğildiği musluktan başını kaldırınca, kırk küsur senedir özenle uzatıp baktığı aziz sakalının yerinde yeller estiğini görmüştü. Hicazdan getirttiği badem yağıyla ovaladığı, çeşit çeşit hacı miski sürdüğü, dalgalı kırlaşmış güzelim sakalı yerinde yoktu. Hacı efendilerinin boğuk yakarışlarını işiten hanımlar, ustura değmemiş ergen yüzü gibi parlak yanaklara, tüysüz çeneye hayretle bakakaldılar. Şerif Efendi odasına koşup yitirdiği sakalını yastığının üstünde, yorganının içinde, yatağının altında aradı ama nafile.”

“En çok gücüne giden genç eşinin kendini tutamayıp yüzüne karşı gülmesiydi. Kocamış hatunun kınayan bakışlarına belki katlanabilirdi ama cemaatin dedikodusundan çekindiği için Cuma namazına bile gidemez olmuştu.”

Gamze Yayık, hikâyelerinde fantastik olaylar kurgulama yoluna başvuruyor. Kitaptaki “Fatih’te Kıyamet” başlıklı hikâyesinde de kıyametin kopacağını bilen insanların neler yaptıklarını anlatıyordu. Buradaki sakalın kaybolması da insanların kıyametin kopacağını bilmesi gibi fantastik bir durum. Yazar bu durumları başarıyla kurgulayarak hikâyelerini okunur kılıyor, merak duygusunu canlı tutarak akıcı bir anlatıma sahip hikâyelerini sonuna kadar okutuyor. Okuru yormayan bir anlatımla tanrısal anlatıcı bakış açısı ile güzel hikâyeler çıkarıyor ortaya.

Gamze Yayık bu hikâyesi ve kitaptaki diğer hikâyeleri ile hikâye yolunda uzun soluklu ve başarılı olacağının işaretini veriyor. Tomris Uyar Öykü Armağanı jürisi, yerinde bir tercihle bu dosyaya birincilik vermiş. Onları da ayrıca tebrik etmek gerek.

Yorum yapın