
Roald Dahl dünya çocuk edebiyatının en tanınmış, en önemli isimlerinden biridir. Adını ilk duyduğumuzda hemen hepimiz “ Charlie’nin Çikolata Fabrikası” der ve gülümseriz. Fakat sadece bu kitapla onu anmak yetersizdir ve haksızlık olur. Yine “Charlie’nin Büyük Cam Asansörü”, “Matilda”, “Koca Sevimli Dev”, “ Cadılar”, “Dev Şeftali” vd.
Dahl’ın kitaplarının geneline baktığımızda bir çocuğun bakış açısıyla yazıldığını görürüz. Bu da çocuk okurların daha kolay anlayabilmesini sağlar. Yazdığı hikâyeler genel olarak eğlencelidir. Hikâyenin eğlencesi diline de yansımıştır. Yine kitaplarının geneline baktığımızda iyilik her zaman kötülüğü alt etmiştir. Bu mesajlar çocukların öğrenmesi gereken ahlâki değerlere dair iyi örnekler sunar. Bununla birlikte çocuklara dünya hakkında bilgi de verir. Tabii gerçek yaşamda olaylar kitaptaki gibi eğlenceli ilerlemiyor. Yaşam gerçekleri acı bir şekilde öğretiyor.
Roald Dahl, çok kıymetli kitaplar bırakarak bu dünyadan çekilse de hikâyeleri bitmedi. Kendi kitapları hâlâ elden ele gezse de bir de varisi var artık. Dahl yaşıyor olsaydı yeni hikâyeleri bir başkasının yazdığına asla ikna olmazdım. Bilenler kimden söz ettiğimi hemen anlamışlardır. David Walliams. Roald Dahl’la aynı coğrafyanın insanı. Yakın zamanda Can Çocuk tarafından yayımlanan “Uzay Çocuğu” ile selamladı coğrafyamızın çocuklarını. Walliams’ı ilk olarak “Buz Canavarı” ile tanımıştım. Sonra “Büyükbabanın Müthiş Firarı”, “Dünyanın En Berbat Çocukları” ve “ Dünyanın En Berbat Öğretmenleri.” Her kitapta aynı hislere kapıldım. Bu bir Roald Dahl kitabı gibi, dedim kendime. Bunu düşünen, fark eden veya hisseden sadece ben değilim tabii. Roald Dahl’ı Okuyan ve şimdilerde David Walliams’ı da okuyan herkes hemfikir. Dahl’ın varisi olarak görülen yazar ülkemizde de oldukça seviliyor.
Uzay Çocuğu, 1960’ların Amerikasında geçiyor. Köhne, sıkıcı bir çiftlik. Küçük bir kız çocuğu ve haliyle ona kötü davranan yaşlı bir kadın, Dorothy Teyze. Uzaktan akrabası olan küçük kız Ruth’u çiftliğinde yanına aldı ve hemen çiftlik işlerine verdi. Dorothy Teyze kitabın kötü karakteri olmasının da etkisiyle timsahı andıran bir tipe sahip. Ruth, yetim kız çocuğu, her gece teleskopla yıldızlara bakar ve daha heyecanlı bir hayatın hayalini kurar. Günlerden bir gün, bir uçan daire mısır tarlasına çakıldığında, kendini heyecan verici bir maceranın ve tüm evreni kapsayan bir dostluğun içinde bulur. Kitabın sonunda yer alan şu satırlar, kitap boyunca yüzümüze konan tebessümü bir gülüşe çevirebildiği gibi tamamen yok edebilir de. Okurun bakışına kalmış artık: “… Dünya’ya bak! diye bağırdı Kevin. Ruth, Kevin’in bakışlarını takip etti. Şimdi o da uzayda süzülen, şaşırtıcı derecede küçük, mavi ve yeşil renklerden oluşan muazzam küreye bakıyordu. ‘Vay canına’ dedi, ağzı şaşkınlıktan açık kalmıştı. ‘Hayal edemeyeceğim kadar güzel.’ ‘Gerçekten öyle. Aşağıdaki yetişkinlerin sürekli birbirleriyle kavga edip didişmeleri delilik, değil mi?’ ‘Evet’ dedi Ruth. ‘Dünya buradan bakınca çok huzurlu görünüyor.’ ‘O ahmaklar Dünya’nın ne kadar muhteşem olduğunu görseler sence savaşlarda yok etmek isterler mi?’ ‘Asla! Hayatta istemezler. Başından beri sen haklıydın. ‘ ‘AHMAK OLMA!’ dedi ikisi bir ağızdan.”
Uzay Çocuğu, Adam Stower’ın resimleri ve İpek Şoran’ın çevirisiyle. Okuma sevgisini kazandıracak kitaplardan.


















