Roman Romana Karşı | Adnan Özer

Nisan 4, 2026

Roman Romana Karşı | Adnan Özer

Milan Kundera, Curzio Malaparte’nin ‘Kaputt‘ adlı yapıtında yeni bir roman türü görür. Keşfeder. Malaparte’nin bu yapıtı, İkinci Dünya Savaşı’nın harap ettiği Avrupa’nın büyüleyici ve rahatsız edici bir kroniğidir. Savaşın sıcak döneminde yazılan bu kitap, sadece çatışmanın dehşetlerine birinci elden tanıklık olmakla kalmaz, aynı zamanda insanlığı ve canavarlığı benzersiz bir tarzda derinlemesine bir edebi yapıt olarak ortaya koyar.

İtalya tarafından savaş muhabiri olan Malaparte, Nazilerin açtığı Doğu Cephesi’nin buzlu manzaraları ve açlık ile yıkımla harap olmuş şehirler arasında rahatsız edici bir tanık gibi hareket eder ve zamanının büyük olaylarına benzersiz bir bakış açısı kazandırır. Almanca’da “harap olmuş” anlamına gelen “kaputt” terimi, yıllarca süren savaş ve nefretin ardından parçalanmış Avrupa’nın durumunu özetlemektedir. Bu kelime sadece binaları ve şehirleri tanımlamakla kalmaz, aynı zamanda enkaz haline bırakılmış insan hayatlarını, toplumları ve ruhları da tanımlar.

Yukarıdaki saptamalar Kaputt’un, bir kronikten kurgu dışı bir edebi yapıta geçtiğini gösteriyor. Malaparte’nin kalemi gerçeklik karşısında aşkınlaşıp söylemsel melezlenmeye (diskursif hibritizm) savruluyor. En azından “anlatı” sahasına giriyor. Sahne tasvirlerinde alaycı ama derin insani görüşüyle, ezici trajediden neredeyse absürde kadar uzanan ifadeleriyle de bu söylemsel melezlenme bir yerlere daha uzanıyor. Orasının “roman” olduğu açıktır.

Malaparte’nin Kaputt’taki tarzı, okurun (Avrupa’daki okurun) edebi beklentilerini karşılamak adına oluşmamıştı. (Edebi beklentiler, piyasa’nın en masum halkasıdır. Manipüle edilebilir.)

Rafael Chirbes de Malaparte gibi gazeteciydi. Fas’ta muhabirlik yapmıştı. Romanlarındaki anlatı kaynakları olan kronik ve deneme’yi daha gazeteciliğinde elden bırakmamıştı. Malaparte’nin Kaputt ile kroniği nasıl bir imkan haline getirdiğini de biliyordu elbet.

Rafael Chirbes’in ilk romanı 1988’de yayınlanır. İspanya’da 1978 Anayasası ile demokrasiye geçilmiştir. Bu bir zaferdir elbet; onun sonuçlarını ve öncesindeki Franko rejiminin baskılarını anlatır önce. Tarih durmaz; demokrasinin gelişinden kısa bir süre sonra yönetici kesimde -unutkanlık ve açgözlülükten dolayı-yozlaşma ve yolsuzluk alır yürür. On yılları bulan sahte modernleşme ile birlikte bir ahlaki kriz. Chirbes, toplumdan gizlenen resmi hikayenin diğer versiyonunu anlatacaktır. Yani gerçeği.

Şimdi İspanya’dan bir değerlendirme alalım: Eleştirmen Santos Sanz Villanueva, Chirbes’i günümüzün kronikçisi, spekülasyon, yozlaşma ve zamanının kötülüklerinin aynası olarak tanımlamanın yazarın figürün aşağılamak ve özenli, çok ayrıntılı düzyazısının kalitesini unutmak olduğunu belirtmiştir. Sanz ekliyor, buraya dikkat: “Rafael Chirbes’in romanları, ‘Proustçu’ ruhu ile Leninist ruhunun yüzleşmesinden doğar. Proust’un geçmişi titizlikle gözden geçirme takıntısı onda da vardır.

Demek oluyor ki kronik edebiyata düşman değil. Ayrıca küresel romanın karşısına dikilebilir.

Yorum yapın