Alt Satır: Huban Seda Aras | Semrin Şahin

Mart 30, 2026

Alt Satır: Huban Seda Aras | Semrin Şahin

Bazı cümleler, bir kitabın ya da filmin içinde saklanmış halde karşımıza çıkar ve bir anda düşünce biçimimizi, hatta hayat yolumuzu değiştirebilir. Yazarlık da böyle değil midir zaten?  İçimize düşen küçük bir kıvılcımla başlar, sonra bizi adım adım geliştiren bir serüvene dönüşür. 

Bu söyleşide, yazarların kendi ilham kaynaklarına, yazma alışkanlıklarına ve iç dünyalarına samimi sorularla dokunuyoruz.  Her yanıt bir sahneye dönüşüyor, her sahne okura yeni bir kapı aralıyor.

Orhan Pamuk’un Yeni Hayat kitabı “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.” diye başlar. Sizin şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar arasında hayatınızı şimdiye kadar etkilendiğiniz, okumasaydım çok şey kaybederdim diye  düşündüğünüz bir kitap var mı?

Yeni Hayat’ın o meşhur cümlesi bana okurla kurulan bağın ne kadar güçlü olabileceğini hatırlatıyor. Buna rağmen hayatımı değiştiren bir kitap var dersem de sizi kandırmış olurum. Elbette okumaktan memnun olduğum, okumasaydım eksik hissederdim diyebileceğim, içimde yer açan metinler var. Oğuz Atay içimde yer açan metinlerin sahibi. Tekrar tekrar okuduğum, dilin sınırlarını zorlayan, parçalı düşünmeyi görünür kılan, insanın iç sesiyle yüzleşmesinin mümkün olduğunu bizlere gösteren metinler yazdı. Belki hayatımı değiştirmedi ama bana ayna tuttuğu kesin. Sanırım mesele de aslında biraz da bu; kitaplar hayatımızı değiştirmez ama insanın hayata bakışındaki tonu değiştirir. En azından benim için edebiyatın derdi bu.

Yazmaya başlamanıza ya da yazı biçiminizi dönüştürmenize ilham olan bir film oldu mu? Olduysa hangi sahne sizi etkilemişti, bizimle paylaşır mısınız?

Yazmaya başlamam bir film sayesinde oldu desem külliyen yalan olur. O denli etkilendiğim bir film de anımsayamıyorum. Genelde filmlerden aklımda kalan atmosferleri oluyor. Özellikle tek mekân filmlerinde tekrar tekrar karşılaşmalar, o susuşlar, tam söylenmeyen cümleler… Belki de bu yüzden öykülerimde de anlatmaktan çok susmaya önem veriyorum. Çünkü anlatılmayan şeyler anlatılanlardan daha güçlü olabilir. Bana göre hikâyeler eksik bırakılanlardan ortaya çıkıyor.

Haruki Murakami, yazarlığın bedensel güç gerektirdiğini ve her gün koştuğunu ya da yüzdüğünü anlatır. Sizin düzenli bir spor alışkanlığınız var mı? Varsa bu fiziksel pratiğin yazma sürecinize etkisi nedir?

Murakami’nin beden ve yazarlık arasında kurduğu bağ çok değerli olsa da maalesef o kadar disiplinli bir insan değilim. Hayatımın vazgeçilmez parçası olarak gördüğüm bir spor alışkanlığım yok.

Yine de ona yürüyüş konusunda katılıyorum. Düzenli olarak yürüyemesem bile dışarıda gözlem yapmak yahut kendi iç sesimle yalnız kalmanın metinlere katkısını göz ardı edemem. Yürüyüşü bedenin kas hafızası olarak değil de zihinsel bir açılma olarak görüyorum. Özellikle şehirleri adımlamayı seviyorum.

Virginia Woolf, “Para kazanın, kendinize ait bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın…” diyerek birçok kadına yazma cesareti verir. Bu sözden yola çıkarak, siz yazmaya yeni başlayan birine ne tavsiye ederdiniz? Bir yazarın en başta hangi gerçeğe ya da duruma hazırlıklı olması gerekir sizce?

Woolf’un kendine ait bir odadan kastı daha çok zihinsel bir alanla alakalı. Elbette yazmak yalnızlıkla eşleştirilir, en azından yazarken yalnız kalmaya özen gösteririm. Yeni yazmaya başlayan kişilere tavsiye verecek konumda olduğumu düşünmüyorum ama ille bir şey söylenecekse kendi seslerini duymaya çalışmalarını tavsiye edebilirim. Çünkü dışarıda çok gürültü var ve bu sesler bazen yazma isteğini baskılayabiliyor. Bir de benim yazın hayatımda şu var; yazmak, çoğu zaman belirsizlik ve tatminsizlikle geliyor. Bu yüzden yazdığım şeyin çoğu zaman yeterli olup olmadığını bilemem. Buna rağmen yazmaya devam etmek de büyük bir eşik. Bunlara rağmen yazmaya devam ediyorlarsa, zaten doğru yerdelerdir.

İnsanlar genelde okudukları kitabın altını çize çize okur.Peki  siz bir yazar olarak kendi yazdıklarınız arasında altını çizeceğiniz bir cümle seçseniz, hangisi olurdu? Neden?

Bozuk Düzen öyküsünden “Boşluk hissi hoşuna gidiyor.” cümlesini seçerdim. Çünkü yazdığım baş kişilerin çoğu bir şeyleri doldurmaya çalışırken bir boşlukla karşılaşıyor. Bu boşluk bazen bir kayıp, bazen bir yalnızlık bazende hayatın anlamlanmasına dair bir eksiklik oluyor ve aslında insan çoğu zaman kaçmaya çalıştığı duygunun içinde yaşamaya başlıyor. Bir nevi boşluktan kaçarken onunla var oluyor.

Alt Satır’da bana yer verdiğiniz için teşekkür ederim.

Yorum yapın