
Söyleşi serimizin bu haftaki konuğu, Edisyon Kitap’tan çıkan “Öyle Uzak Ki Evim” adlı ilk kitabı ile Ömür İsfendiyaroğlu Balkanlı.
Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Kitaplarla ve yazmakla olan ilişkiniz nasıl başladı?
İstanbul’da doğdum. İlkokul sıralarında yaz tatili dönüşü,anlatılan hikayelerde, köyü olmayan o üzgün kişiydim. Belki de beni asıl üzen, sınıf arkadaşlarımın anlattıkları gibi,dinlemeye değer bir hikayem olmadığını düşünmemdi. İlerleyen yıllarda asıl hikâyenin benim zihnimde olduğunu fark ettim. Oyunlarda, gizlice girilen, (perili olduğu iddia edilen) köşklere dalmak yerine, o köşkleri ve içinde olanlarıyazdım. Lise yıllarında, kompozisyon yazmaktan nefret eden çoğunluğun aksine, yazdıklarımın alkışlanması, belki de beni yazmam konusunda gerçekten teşvik eden ilk hareketti.
Ardından üniversite, kurumsal hayat… Yazmaya hep devam ettim. McCann Erickson’da başladığım yönetici asistanlığı görevimi, reklam yazarlığı yapma uğruna, bir süre sonra da ajansı hayatımdaki başka bir güzellik olan, annelik sıfatıylabırakarak; işimi freelance olarak sürdürdüm.
Trendsetter, İzedebiyat, Eşik Cini gibi basılı mecraların yanı sıra Hürriyet Agora, altZine, Avlaremoz ve Mikroscope gibi dijital platformlarda, öykü ve yazılarımı yazmaya ve İstanbul’da yaşamaya devam ediyorum.
Kitabınızın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, kitabın ismine nasıl karar verdiniz, yazma sürecinde neler yaşadınız?
Aslında, ilk romanım, bir öykü yazmaya niyet etmemlebaşladı. Öykünün bir yerinde yazdığım metnin anlatmak istediklerimin önüne bir sınır çizdiğini fark ettim. Meseleyi daha katmanlı ele almam için daha geniş bir hareket alanına ihtiyacım vardı. Romanın benim için doğru tür olduğunu, sürekli çalışarak ve yazdıklarım üzerinde kafa yorarak fark ettim. Yani kısaca, romanımdaki kayıp kız Çiçek’in hikayesi,“Simyon’daki Kız” isimli bir öykümde yer alan bir karakterden ortaya çıktı. Ve üstüne aynı paralellikte başkabaşka kadın hikayeleri eklendi.
Kitabın ismi Öyle Uzak ki Evim, bu isim en başta ya da sonda bir yerde oturup ustalıkla düşünülmüş, bir isim değil. Aidiyet, ev, aile, öteki olma, meseleleri çevresinde, karakterlerin hissinden, kendiliğinden beliren bir isim oldu.
Öyle Uzak ki Evim ilk roman tecrübem, daha önce metin yazma konusunda kendimi maharetli bulsam da roman bambaşka bir olaydı. Ne anlatacağımı, derdimin ne olduğunu biliyordum. Ama meseleye uygun dili bulmam zaman aldı.
Kitabınızı tamamladıktan sonra yayınevi bulma süreciniz nasıl geçti? Kitabınızı basmaya karar veren yayıneviyle yaşadığınız süreç nasıldı?
Kitabı tamamladıktan sonra, aslında tahmin ettiğimden uzun bir bekleme sürem oldu. Bunun nedeni de benim bir ilk roman yarışmasına katılmayı tercih etmem ve yarışmanın olağan sürecinde başka bir yayınevi ile kitabı paylaşmamam oldu. Yarışma sonuçlandıktan sonra, dosyamı “Edisyon Kitabevi’nin de içinde olduğu birkaç yayınevine gönderdim. Yeni edebiyatçılara yer veren, nitelikli metinler basan bir yayınevi olduğunu duyduğum “Edisyon Kitabevi’ndendosyamı beğendiklerine dair bir e-posta aldım. Akabinde hızlı bir süreç başladı. Kitapla ilgili yaptığımız tüm planlamaları da adım adım gerçekleştirdik. Bundan sonra da iş birliğimizinaynı uyum içinde devam edeceğine inanıyorum.
Kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz? Kitapta sizi en çok etkileyen bölüm hangisi?
Öyle Uzak ki Evim; dedesinin ölümünün ardından, İstanbul’dan,Gevenli’ye bir yolculuğa çıkan gazeteci Aslı’nın, bu adada,tanımadığı insanlarla kurmaya çalıştığı bağları, içinde kendini hepbir yabancı gibi hissettiği ailesinin, daha önce hiç bilmediği yönleri ile yüzleştiği bir yolculuğun hikayesi.

Bu yolculukta keşfedilen, sadece aile sırları değil. Gevenli’de ona eşlik eden birçok karakter ve Aslı’nın bu hikâye boyunca sorduğu ve bize de sordurttuğu bir soru da var.
“Bir insan hakkında her şeyi bilmek mümkün mü?”
Kitapta etkilendiğim bölüm şu diyemem. Öyle Uzak ki Evim’de de başka yazarların kitaplarını okurken hissettiğim hazzı yaşatan birçok yer var. Fakat bu romanda bir karakter var ki, onun tekinsizliği ve romandaki varlığı benim için çok değerli. Bu metinde, yan karakter olsa da bir başka romanda ana karakter olabilecek kadar katmanlı özelliklere sahip, hatta yolda aniden karşınıza çıkıp, sizi ürkütebilecek kadar da sahici olan Yeleser.
İlk kitabı yayımlamanın en büyük heyecanı ve en büyük zorluğu neydi? Kitabınız yayımlandıktan sonra aldığınız tepkiler nasıldı?
Benim için en büyük zorluk, yayımlama öncesinde içimdeki sabırsız çocuğun sesini bastırmaktı sanırım. Hiç ara vermeden yazmaya devam etsem de o hep bir yerde mızmızlık edip, sürekli eteğimden tutup çekiştirmeye devam etti. Kitabım yayımlandıktan sonra çevremdeki birçok insanın da benim gibi bu anı beklediğini görmek beni memnun etti. Kitap çok yeni olmasına rağmen, romanın akıcı ve merak uyandırıcı olduğu konusunda da tekrarlanan yorumlar aldım.
İlk kitabınızı yayımladıktan sonra yazarlık konusunda düşünceleriniz değişti mi?
İlk kitabım yayımlandıktan sonra yazarlık konusunda düşüncelerim değişti mi? Aslında ben yazarlıkla değil. Yazma eyleminin kendisi ile daha çok ilgili olduğumu fark ettim. Yaşınız kaç olursa olsun, popüler bir kimliğe sahip değilseniz.Yazdıklarınıza ne kadar güvenseniz de kitabınızı bilinir hale getirmek, onu daha çok insanın okumasını sağlamak için başka yönde çaba harcamanız gerekiyormuş. Bundan şikayetçi miyim? Değilim. Ama bir an önce yazma – okuma rutinime dönmek konusuna hevesliyim.
Yeni bir kitap için çalışmalarınızı sürdürüyor musunuz? Henüz kitabı yayımlanmamış yazarlara tavsiyelerinizneler olur?
İkinci kitaba aslında ilk romanımın basılacağı haberini almadan çok önce başladım. Yazma sürecim devam ediyor.Yeni kitap bir Novella olacak. İlk taslak bitmek üzere… 1987 yılı, mart ayı – İstanbul’da yaşanan kar fırtınası dönemine denk gelen bir yolculuk.
Toplumsal normların dışında bir yaşam hayal eden, hayatı boyunca eril baskıyı üzerinde hissetmiş bir kadının, kendi yaşadığı kasabadan başına gelen bir olay sonrası uzaklaşmak zorunda kalışı ve gitmek istediği yere varamadan, mahsur kaldığı kasaba otelinde yaşadıkları.
Ailesi, kendisi, geçmişi ile yaşadığı içsel hesaplaşma, bu otelde karşılaştığı karakter üzerinden kendini ve toplumsal değerleri yeniden sorgulayışı.
Bu romanda da ilk romanda olduğu gibi meselelerim, kafama taktığım konular ortak diyebilirim.
· Aile
· Toplumsal Cinsiyet
· Türkiye’de kadın olmak
· Eril Tahakküm
· Kasaba – Kent ayrımı
Henüz kitabı yayımlanmamış yazarlara, yazma eyleminin kendisine daha fazla odaklanmaya çalışmalarını önerebilirim. Yazdığınız türe göre yayınevlerinde seçici olun. Tek yazan kişinin siz olmadığınızı bilin. Bu sektörde yazar olmak, editör olmak, yayınevi sahibi olmak, bağımsız bir kitabevi açmak ve bunları tüm koşullara rağmen sürdürebilmek gerçekten zor. İleride çalışmayı, aynı ortamda nefes almayı hayal ettiğiniz bu insanlarla empati kurup, gerçekten inandığınız dosyalarınızı, kendinizi de en iyi şekilde anlattığınız, açıklayıcı bir e-postaaracılığı ile doğru insana iletin.


















