Öykü: Niçin geldim buraya? | Füsun Günaydın

Mart 9, 2026

Öykü: Niçin geldim buraya? | Füsun Günaydın

Duramadım. Tutturdum bir köklere dönmek, çocukluğumu hatırlamak… Nedendir bilinmez Kafamda kendime gereksiz bir ısrar yapıp, baskı kurup geldim işte. Ne aptallıktı bu? Sanki geri dönmek için aynı toprak parçasına ayak basmak şartmış gibi bir düşünceye kapıldım. Oysaki zaman burada da çalışmış ve her şeyi parçalayıp çürütmüş işte. Dolayısıyla artık geçmişi buraya ait biri değil, buranın bir yabancısıyım. Dönüş için takip edebileceğim tek yol kendi içime doğru olabilirdi. Ama çok komik ben tuttum fiziksel dönüş yaptım.

Öyle bir film vardı “Amarcord” dahi yönetmen Fellini kendi çocukluğuna dönmek için hatırladıklarını birleştirip stüdyoda bir Rimini kasabası kurmuştu. Benim gibi aynı koordinatlara gidip her şeyi aynı bulacağını düşünmemişti.

Neyse n’apalım herkes deha olmuyor işte. Öyle olsa ben de çocukluğumdan bir “Amarcord” çıkarıp Fellini olurdum. Ama işte Fellini değil, Füsunla idare etmek zorundayım. Kısmet…

Bahçeye adım atmamla birlikte rengarenk çocukluğum soldu. Hoş bahçenin durduğuna şükretmek lazım tabii. Bahçe durmuş durmasına da şu hale bak köşeleri yırtık eski siyah beyaz resimler gibi. Bu atmosferde belleğimi büsbütün ölüme bırakıyorum bile isteye…

Bir de gelirken uzun kalacağımı düşünüp evden çıkarken elime ilk gelen bavulu da almıştım. Hiç dikkat etmemişim bavulumun metal çerçevesi hafif kırılmış. Valizi ittire kaktıra tekerlekleri taşlarda sürüklüyorum. Sessiz arka bahçede bu tekerleklerin gıcırtısı… Bütün hevesim çoktan kaçtı. Kırık dökük tekerleklerin çıkardığı sesler inanılmaz sinir bozucu. Sorsalar bu seslerin bavul tekerleğinden değil ruhumdan geldiğine yemin edebilirim.  Sanırsın bavulu değil kemiklerimi sürüklüyorum. Öylesine yerlerdeyim maneviyatta.

Geri dönüş yolu on iki saat sürecek olmasa hemen gideceğim buradan ama işte bir gece kalayım bari. Önce arka bahçeyi geçip evin alt katındaki resepsiyona ulaşmak lazım. Ben acele ettikçe bavul kendini daha çok bırakıyor. Gıcır, gıcır…

Neyse resepsiyona ulaştım şükür. Ne kadar da kırık dökük bir mekan. İnternette hiç böyle görünmüyordu. Nasıl sevinmiştim çocukluğumun geçtiği evin butik otel olduğunu görünce.

Resepsiyondaki kız bilgileri aldıktan sonra bana eski usul bir kapı anahtarı uzatıyor. 3. Kattaki odaya çıkıyorum. Ohoo doğru dürüst tadilat da yapmamışlar. Kapının tokmağı bile paslı. Sorsam cevap hazır “Otantik olsun diye efendim” Pöh!

Kapı tokmağına dokunmadan bana verilen anahtarı kilide yerleştiriyorum. Kilit zorlanıyor, kapı adeta çatırdayarak açılıyor. Gerginlikten bütün kemiklerin sızlıyor.

Allah’ım ne işim var burada hafızamda çocukluğumdan kalan ışıltılı anılar hızla siliniyor. Bu kırık dökük yere olsa olsa büyük bir yanlışlık sonucu düşmüş olabilirim. Evet, evet başka türlüsü mümkün değil.

Ah bir bu eksik yatağın üzerinde bir kadın bağdaş kurmuş oturuyor. Yanlış oda anahtarı mı verdiler? Burası ne hale geldiyse artık her şey mümkün tabii… Bir an umutlanıyorum. Belki de distopik bir kabustayım. Birazdan uyanacağım. Bu düşünce bir nebze rahatlatıyor beni.

Elimde tuhaf bavulumla odanın ortasında dikiliyorum.

Kadında en küçük bir şaşırma yok. Bana bakıyor. Öyle bir bakış ki belli uzun zamandır beni bekliyor.

İşin tuhafı ben de odadan çıkma telaşında değilim artık hatta bu metruk yerde, ufak tefek kadınla karşılaştığıma bir bakıma memnunum.

“Geldin demek”.

“Evet, niye buradayım? Sen bana gelsen daha konforlu olmaz mıydı? Buradan yıllar önce kurtulduk. Şimdi niye beni tekrar buraya çektin.”

Kadın gülümsüyor. “Ben Gamze hatırladın mı?”  Yüzü tanıdık tabii… İsmi tabii ki Gamze en sevdiğim çocukluk arkadaşım. Birlikte saklambaç oynar, geceleri yakamoz seyrederdik.

Ah, yine geldi çocukluğumun pırıltılı anıları. Kızın yüzünü unutmuş gibiyim biraz. Ama düşününce yavaş yavaş beliriyor karşımda sapsarı saçlı, kahverengi gözlü ne şeker bir oyun arkadaşıydı.

Yaramazdı çok. Ya da birlikte yaramazlık ederdik. Sanki her şey onun başının altından çıkıyordu gibi. Olmaz tabii… Ne yaptıysak birlikteydi. Ama insan işte hemen kendini sütten çıkmış ak kaşık görmeye meyilli.

Eski güzel günler zil çalıp kaçmalar, arka bahçede zavallı karıncaları takip edip yuvalarının bozulmalar ve daha binlerce anlamsız davranış.

Günün birinde kavga etmiştik. Küstük. Ben de Gamze mahallede komşular hakkında ne dediyse hepsini herkese anlatmıştım. Bu ispiyonla kız zor duruma düşmüştü. Sonra kendimi tutamayıp Gülnaz teyzenin kaybolan bileziğini de Gamzenin aldığını uydurmuştum. Kızcağızı alıp, karakola götürmüşlerdi. Mahallede herkes o günden sonra ona hırsız gözüyle şüphe içinde bakmıştı. Aman neyse geçmiş zaman çocukluk işte…

Acaba bundan sonra burada mı kalsam. Gamze de var işte.

NİÇİN OLMASIN

Yine güler, eğleniriz. Gamze beni görünce oturduğu yataktan kalkıyor. Yatak çarşafı kırışık. Odanın içi hala soğuk. Benim gibi ancak geçmişte nefes alabilen bir yabancı için bu yuva yanılsamaları gerçek bir tuzak. Öylece odadaki koltuğa çöküyorum.

“Neden?” Diyorum biraz da korkuyla “Neden getirdin beni buraya?”

“Çünkü “dedi “Beni silmeye başladın. Oysa ben senin ruh parçanım. Her zaman çevrende olanlar seni bıraktığında bana, kendi geçmişine ihtiyaç duyacaksın. Sarsılsan da hatırlaman gerekiyor. İleri gidebilmek için önce tekrar bir arada barışık olmalıyız”

“Hayır. Bıktım senden. İstemiyorum” Çekil git! Hatta daha iyisi ben gideyim”

Kapıya yöneldim. Anahtar kendiliğinden kilitte döndü. İçeride kaldım.

“Anlamıyorsun” diyor. “İstersen barışmazsın ve önce ben giderim ama ruh parçanı onarmazsan faturayı kısa sürede, çok ağır ödersin.”

“Hayır, hayır. Çekil git artık. Beni de rahat bırak, ben kolay mı kurdum bu hayatı?”

“Ama ben gidersem, ruhun kalmaz kurmakla övündüğün hayat üzerine yıkılır.”

Başımı kaldırıp baktım. Hafif buz mavisi bir renk almıştı. Kayboluyordu.

Rahatladım, havaya karışıp gitmesini seyrettim. Ertesi sabah eve döndüm.  Ama nedense hep huzursuz tedirginim. Akşam arkadaşlarla mı buluşsam?

“Öykü: Niçin geldim buraya? | Füsun Günaydın” üzerine bir yorum

Yorum yapın