Ne Yaptın Sen Mario Levi? | Adnan Özer

Şubat 23, 2026

Ne Yaptın Sen Mario Levi? | Adnan Özer

Kütüphane görevlisi, “Kaç metre istersiniz?” diye sormuştu. Mario Levi şaşırmıştı, kumaş ya da mobilya falan değildi sorduğu.

Madrid dönüşü Cağaloğlu’nda buluşmuştuk da o zaman anlatmıştı; orada Madrid üzerine kitap bakıyordu, şehir kütüphanesinden de bir sorayım demişti. Evet, metrelerce vardı.

“La vida cotidiana” üzerinde konuştuğumuz bir kavramdı; “gündelik yaşam” demek. Kendi gibi sıradan bir şey bu kavram. Ama İspanyol edebiyatında önemi büyüktür, hele de Katalan edebiyatında. (Urbanizm kavramını da ilk kullanan bir Katalandır: Ildefons Cerda. 1859 yılında).

Şehirdeki gündelik yaşamdan söz ediyorduk, çünkü modern romana en uygun “habitat”, çeşitlilik oradaydı. Günümüz yazarı insanların hayatlarında aşkın olabilecek yönlerin karmaşıklığını ve zenginliğini bu saha ve planda bulabilir ve gösterebilirdi. İstanbul bu bakımdan bir cennetti.

Bu konuşmamızın üzerinden çok geçmedi “İstanbul Bir Masaldı” yayınlandı. Mario Levi başarmıştı: aşkınlıkla bir İstanbul ya da İstanbul aşkınlığı.

Geçen hafta Mario Levi’yi andık. İstanbul’a kışın giderayak amansız bir ziyaret daha yaptığı bir gündü:18 Şubat. O akşam okulu Saint-Michel’de oldu tören. “Saint-Michel’li Bir Hümanist: Mario Levi” kitabının tanıtım toplantısı bir anma toplantısına dönüştü.

O toplantıda yaptığım konuşmada Mario Levi’nin “aşkın” bir İstanbul yazarı olduğunu söyledim. İstanbul’u çok yazan vardır ama İstanbul’un ekosisteminin oluşturduğu yazar bir başkadır. Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Hamdi Tanpınar, Selim İleri hemen akla gelenler. “Şehirler yazar yarattıkları gibi yazarlar da şehir yaratırlar. Mario Levi de bunu yaptı. O, çağdaş Türk edebiyatı kanonunda, İstanbul cildinde,” diye yazmıştım anma kitabında. Toplantıda daha da ileriye gidip, Mario Levi’nin “marka tescili’nin yapılması gerektiğini söyledim. “İstanbul markası olarak yazarlar” kataloğu gözümde canlanıyor şimdi. Evet, önce bir katalog yapılmalı. Katalog derken “şehir ve edebiyat” fenomenolojisinin künhüne inen bir çalışmanın kitabını kast ediyorum.

“İstanbul markası” alacak yazar için aklıma bazı kriterler de gelmiyor değil. Önce en babasını yazayım: Yapıtlarında, İstanbul’da yetişir-yaşarken onu (şehir ve kenti) aynı zamanda rasyonel mutlaklık dışında algılayan sürekli bir muhayyileye (imgelem) sahip olduğunu kanıtlamak.

Gerisi sizden gelsin.

Kutu:

Kitapta Jean-Michel Ducrot (Saint-Michel Lisesi Okul Müdürü), Ayla Ağırbaş (okulun Türk Müdür Yardımcısı), Berkant Örkün (okulun Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni), Lorin Defne Kamacı (öğrenci) okul tarafı olarak; Ece Erdoğuş Levi, Süzet Levi, Alberto Mariano akraba ve tanıdık tarafından; Adnan Özer, Ayfer Tunç, Buket Uzuner, Fuat Sevimay, Haydar Ergülen, Kadire Bozkurt, Nedim Gürsel, Oya Baydar, Yekta Kopan arkadaşı yazarlar olarak metinler yer alıyor.

Yorum yapın