KIBATEK Edebiyat Akademisi’nde Prof.Dr. Onur Bilge Kula konuk oldu

Şubat 9, 2026

KIBATEK Edebiyat Akademisi’nde Prof.Dr. Onur Bilge Kula konuk oldu

KIBATEK Edebiyat Akademisi, 7 Şubat Cumartesi günü dil, düşünce ve kültür alanına odaklanan kapsamlı bir söyleşiye ev sahipliği yaptı. “Dil ve Yazın İlişkisi” başlıklı etkinliğin konuşmacısı Prof. Dr. Onur Bilge Kula oldu. Söyleşide dilin düşünceyi kuran yapısı, yazı yoluyla kazandığı kalıcılık, kavram üretimi ve yurt bilinciyle olan bağıntısı tarihsel ve felsefi bir çerçevede ele alındı.

Prof. Dr. Kula, konuşmasında dilin yalnızca bir iletişim aracı olmadığını; düşünce, bilinç ve algılamaların oluştuğu temel alan olduğunu vurguladı. Humboldt, Hegel ve Saussure’ün yaklaşımlarına değinen Kula, dilin hem tamamlanmış bir yapı hem de konuşma ve yazma eylemi içinde sürekli yeniden kurulan bir etkinlik olduğunu belirtti. Bu yönüyle dilin düşünceyi yalnızca aktarmadığını, aynı zamanda onu biçimlendirdiğini ifade etti.

Söyleşinin önemli başlıklarından biri, kavram ile sözcük arasındaki ayrım oldu. Prof. Dr. Kula, sözcüklerin tek başına düşünceyi temsil etmediğini, düşünsel üretimin esas olarak kavramlar üzerinden gerçekleştiğini söyledi. Aynı sözcüğün farklı tarihsel ve toplumsal bağlamlarda farklı kavramlara karşılık gelebileceğini belirten Kula, bu ayrımın göz ardı edilmesinin düşünsel ve kültürel alanda ciddi anlam kaymalarına yol açtığını vurguladı.

Bu bağlamda Karl Marx’ın yabancılaşma kuramı ile Bertolt Brecht’in yabansılama kavramına özel olarak değinen Prof. Dr. Kula, bu iki yaklaşımın farklı kuramsal düzlemlere ait olduğunu; Marx’ta yabancılaşmanın üretim ilişkileri ve emek süreciyle bağlantılı toplumsal bir durumken, Brecht’te yabansılama etkisinin izleyicinin eleştirel bilincini diri tutmayı amaçlayan bir anlatım ve sahneleme yöntemi olduğunu ifade etti. Türkçede bu iki kavramın sıklıkla birbirine karıştırıldığını belirten Kula, söz konusu yanlışlığın kavramsal düşünmeyi zayıflattığını ve kuramsal içeriği bulanıklaştırdığını söyledi.

Dil ile yurt arasındaki ilişkiye de değinen Prof. Dr. Kula, Osmanlı İmparatorluğu’nun 14. yüzyıldan itibaren Türkçeden uzaklaşarak çok katmanlı ve parçalı bir dil yapısına yöneldiğini, bunun kültür yaşamını da parçalı bir hale getirdiğini belirtti. Ortak bir dil zemininden uzaklaşılmasının, yurt bilincinin zayıflamasında etkili olduğunu ifade etti. Rus, Britanya ve Avusturya imparatorluklarının tarihsel dönüşümlere rağmen Osmanlı gibi “yurtsuz” kalmadıklarını; dil, yönetim ve yurt arasında daha bütünlüklü bir bağ kurabildiklerini vurguladı.

Türkiye’nin bir kurtuluş savaşı verilerek kurulduğunun altını çizen Kula, bu sürecin dilin yeniden merkezî bir konuma taşınması açısından belirleyici olduğunu söyledi. Yazının bir anlatı sanatı olarak temel malzemesinin dil olduğunu belirten Kula, dil üzerinde yapılan biçimlendirici çalışmaların anlamı çoğullaştırdığını ve düşünsel derinlik kazandırdığını dile getirdi.

Yoğun ilgi gören etkinlik, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi. Katılımcılar, dil, kavram, yazın ve yurt ilişkisini tarihsel ve kuramsal boyutlarıyla ele alan söyleşinin son derece ufuk açıcı olduğunu dile getirdi.

Yorum yapın