İlk kadın romancımız Selma Rıza mıydı? | Metin Celâl

Şubat 8, 2026

İlk kadın romancımız Selma Rıza mıydı? | Metin Celâl

Türk edebiyatı kanonu, “ilk”leri keşfetme konusunda her zaman istekli ama bir o kadar da unutkandır. Selma Rıza’nın Uhuvvet’i için de böyle bir iddia var. Fatma Aliye’nin 1892 yılında yayımlanan “Muhadarat” ile ilk kadın romancımız olduğu kabul görse de Selma Rıza için de bu iddia ortaya atılmış. Selma Rıza için “ilk Türk kadın gazeteci” olduğu iddiası da var.

5 Şubat 1872’de İstanbul’da doğan Selma Rıza’yı esas olarak bir yazar olarak romanıyla değil de siyasi kimliği ile tanıyoruz. Selma Rıza’nın eğitiminde ağabeyi Ahmet Rıza’nın katkısı büyük olmuş. İyi derecede Fransızca bilen Selma Rıza, ailesinden habersiz Paris’e kaçmış. Yaklaşık on yıl Paris’te yaşayan Selma Rıza, Sorbonne’da eğitim gören ilk Türk kadınlardan (ilk Türk kadın olduğunu söyleyenler de var). Aynı zamanda İttihat ve Terakki Cemiyetindeki tek kadın üye. Ahmet Rıza’nın Fransa’da çıkardığı istibdat karşıtı Meşveret ve Şura-yı Ümmet gazetelerinde siyasi ve toplumsal yazılar yazmış. Claude Farrere’nin tesiriyle kadın haklarıyla ilgilenmiş. Farrere, onun yetenekli bir sosyolog olduğunu belirtirmiş.

1908’de II. Meşrutiyet’in ilanıyla İstanbul’a dönen Selma Rıza, Hilal-i Ahmer Cemiyetinin (Kızılay) kurucuları arasında yer almış. Müslüman Osmanlı kızlarının eğitimi için 1916’da Kandilli Adile Sultan İnas Mekteb-i Sultanîsi’nin (Kandilli Kız Lisesi) açılmasına öncülük etmiş ama bu teşebbüs yarım kalmış. Hanımlara Mahsus Gazete ve Kadınlar Dünyası gibi yayın organlarında yazılar yazmış. Kadın hakları, eğitim ve çeşitli sosyal girişimlerde aktif rol almış. 1931 yılında vefat etmiş. Selma Rıza’nın dergi gazetelerde yayınlanmış birçok makalesi var ama şiir ve romanları yayımlanmamış.  Uhuvvet ondan geriye kalanlardan el yazısı metni bulunabilen tek romanı.

Uhuvvet’in metninin bulunuş, yayınlanış öyküsü de ilginç. Selma Rıza, romanı 1892’de, yirmi yaşındayken yazmaya başlamış. Romanın el yazısıyla metnini Nebil Fazıl Alsan bir hurda kağıt yığını arasında bulmuş ve defterin arasında yer alan Selma Rıza’nın kendi kendine yazdığı mektuptan da esinlenerek romanı sadeleştirerek 1999’da yayınlatmış. Nebil Fazıl Alsan’ın 2009’da evinde elektrik kontağından çıkan bir yangında ölmesi ile bu romanın orijinal el yazması yok olmuş.

Nebil Fazıl Alsan, özellikle çocuklara yönelik olmak üzere birçok kitap kaleme almış, çevirmiş bir gazeteci. “Köprüaltı Çocukları” diye de bir romanı var ve bu nedenle Kemalettin Tuğcu’nun takma adı da sanılmış. “Cin Ali” diye de bir kitabı var. Rasim Kaygusuz’la da karıştırmak mümkün. Yazık ki hakkında ayrıntılı bilgiye ulaşamadım. Çalışkan bir yazar ve çevirmen olduğu anlaşılıyor. Çeşitli konularda birçok kitap kaleme almış.

Nebil Fazıl Alsan’ın trajik ölümüyle ilk kopya yanıp yol olunca Nebahat Yusoğlu, İBB Atatürk Kitaplığı’nda Selma Rıza’nın kendi el yazısı ile iki deftere yazılmış Uhuvvet’in farklı bir kopyasını bulmuş. Bu nüshada “27 Nisan 1897” tarihi bulunuyor ki, bu yayınlanmamış eserin yazılış tarihini 5 yıl ileriye atıyor. Fatma Aliye’nin 1892 yılında yayımlanan “Muhadarat” ile ilk kadın romancımız olduğu kesin bir bilgi. Zaten yayınlanmamış bir romanı edebiyat tarihimize “ilk” olarak yerleştirmek doğru görünmüyor. Uhuvvet’in ilk yayın tarihi 1999’dur.

Nebahat Yusoğlu, Nebil Fazıl Alsan’ın sadeleştirerek yayınladığı metinle bu metin arasında bazı farklar olduğunu belirtiyor. Romanın içeriğindeki bazı siyasi görüşlerin devrin anlayışına uygun olmadığı için çıkarıldığını, romanın bazı zayıf yanlarının çıkarılarak yeniden kurgulandığını belirtiyor. Selma Rıza’nın eserini yeterli bulmadığı için yaşarken yayınlamadığını düşünebiliriz.       

Fatih Altuğ’un kitabın girişindeki yazısında belirttiği gibi Uhuvvet’in önemi, dönemin aile yapısını içeriden bir bakışla ele alması ve günlük hayatı ayrıntılı olarak anlatması ve toplumsal değişimi yansıtmasıdır.  

Romanın ilk bölümünde, Sabiha’nın öyküsünü okuyoruz. Sabiha, gerçekten sevdiği kişi ile değil istemediği bir adamla çok küçük yaşta evlendiriliyor. Oysa küçük oğlu Adil, Sabiha’ya aşıktır ve annesini Sabiha’yı kendisine istemek için yollamıştır.

Adil aklı başında, oldukça düzgün bir tipken abisi tamamen zıddıdır.  Mürşit, kendini tamamen zevk ve sefa vermiş biridir. Dilber Hanım, Sabiha’yı Adil’e değil Mürşit’e ister ve evde bir güç savaşı başlar. Zorla evlendirilen Sabiha, kocasına katlanmaya ve evliliğini sürdürmeye çalışır.

Sabiha’nın kocası Mürşit’in ayrıca cariyeleri ve o cariyelerden de çocukları vardır. Sabiha bu duruma bile razı olur. Zaman içerisinde Dilber, Sabiha’yı kendi için bir tehdit olarak görür ve onu evden atmanın yollarını arar. Oğluna yeni cariyeler alarak onu tekrar çok eşliliğe alıştırır. Diğer yandan Dilber Hanım ve yardımcısı Kamer, Sabiha’yı kocasının gözünden düşürmek ve Mürşit’in boşanmasını sağlamak ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Sonunda Sabiha kaynanasının entrika ve iftiralarıyla kocasından boşatılıp bir çocuğu ile birlikte sokağa atılıyor. Aslında roman burada yani ilk defterde de bitebilirdi. İkinci bölümde farklı bir devir ve farklı bir kadın var.  

Romanın ikinci yarısında Meliha’yı tanıyoruz. Meliha, annesi Sabiha’nın kaderini kabul etmeyen, kararlı ve dirençli bir kadın. Amcası Adil’in desteği ve himayesiyle yetiştirilip yurt dışında eğitim alan Meliha, yeni dönemin yeni kadın tipinin örneği oluyor.

Gürsel Aytaç, Uhuvvet’i feminist bir roman olarak nitelemiş. Meliha figürü, dönemin “kendini kurtarmış”, eğitimli, bilinçli genç kızını temsil eder, demiş. Meliha, kurtuluşu evlilikte değil, eğitim ve ekonomik özgürlükte görüyor. Kadın olarak toplum içinde kabul görmeyi, sözünü geçirmeyi başarıyor. Tabii bunun ardında güçlü bir mal varlığı ve iyi bir eğitim var. Uhuvvet, 19. yüzyılın sonunda yazılmış olmasına rağmen, sunduğu “ideal kadın” portresiyle şaşırtıcı derecede modern ve cesur bir metin olarak değerlendirilmiş.

Gülsemin Hazer de “Selma Rıza’nın Uhuvvet Romanında Kurmaca Yapı” (2011) başlıklı makalesinde Meliha’nın en önemli özelliği, kadınlığından hiç ödün vermeden, erkeksi herhangi bir özellik kazanmadan kendini çevresine kabul ettiren ve hayranlık uyandıran bir tip olmasıdır, demiş.

Eğer Uhuvvet, yazıldığı 1897’de yayımlanma imkânı bulsaydı, Türk edebiyatındaki “kadın sorunu” modern bir hak arayışına evrilebilirdi, diye düşünülüyor. Muhadarat’ta Fatma Aliye, kadının konumunu geleneksel ve İslami bir çerçeve içinde iyileştirmeyi savunur. Selma Rıza, Uhuvvet’te cariyeliği ve zoraki evlilikleri sosyal birer “hastalık” olarak teşhis edip çözüm olarak radikal bir bireyselleşmeyi, eğitimi ve hatta evliliği reddetmeyi yani Batılı bir yaklaşımı öneriyor. 

*  Uhuvvet, Selma Rıza, İletişim yay. Ocak 2026. 

Yorum yapın