
Hiçbir şey yazamayacak kadar zihnimi seslerle dolu hissettiğim anda karşıma “Dışarıya Yolculuk” kitabından Virginia Woolf’un cümlesi çıktı. “Sessizlik hakkında bir roman yazmak istiyorum,” demiş, “insanların söylemedikleri şeyler hakkında.” İçimdeki gürültü kulağımdaki tinnitus aniden sustu. Hem de ne susuş. Haftalardır çınlayan neyin habercisiydi acaba diye sordum. Sesler kesildiğinde kendimi buldum. Ardından sonsuz berraklık hali. Uzun süredir meğer kelimelerden kaçışın peşindeymişim. Beynimde tepişen harflerden hecelerden uzaklaşmayı istemişim. Onca gürültünün içinde kendi sesini duymak kimi zaman mümkün olmuyor. Boşluklar bırakınca doğru cümleler şaha kalkıyor.
Bir zamanlar Stéphane Mallarmé, “Un coup de dés jamais n’abolira le hazard” adlı şiirini Cosmopolis dergisinde yayımlamış. Mallarmé şiirin sözcüklerle birlikte aralarındaki boşluklardan oluşan bir bütün olmasını önermiş. 1914 baskısında Mallarmé’nin tipografiye dair özel talimatlarını uygulamaya çalışmışlar. Farklı yazı tipleri ve geniş başlıklarla kaleme alınmış yirmi sayfalık şiirin karşılıklı iki sayfa ve tek bütün olarak düzensiz çizgiler halinde akması için uğraşmışlar.
Sessizlik, edebiyat, sanat ve felsefe üstüne kitaplar okudum yakın dönemde. Derin metinlere rastlamanın büyüsüne kapılmış, dünyanın acımasızlığından bir nebze uzaklaşmışım. Bilge Karasu’nun deyimiyle “serendip yağmuru benim de tarlama yağmıştır ara ara.” Böyle kitapları sindire sindire okumalı. Metinleri elimden bırakıp kendi düşüncelerimi toplayamadım bir türlü. Oysa parçaları birbirine eklemleyip bütüncül kavrayışa yönelmek istiyor insan.
Steven L. Bindeman’ın “Silence in Philosophy, Literature and Art” adlı kitabı örneğin, sessizliği dilin ifade edemediği anlamları açığa çıkaran dolaylı bir söylem biçimi olarak ele almış. Bindeman’a göre sessizlik, yokluğu ve varlığıyla aynı anda hem baskı kurabilir hem rahatlatabilir, bazen insanı kendiyle yüzleştirirmiş. Bindeman fenomenoloji, estetik, teoloji ve eleştirel teori gibi alanlardan yararlanarak felsefede (Wittgenstein, Merleau-Ponty, Heidegger, Derrida), edebiyat ve sanatta (Mallarmé, Beckett, Borges, Giacometti), ayrıca müzikte (özellikle John Cage sonrası) nasıl işlendiğini inceler. Sessizliğin dönüştürücü güç olduğunu, dil, düşünce, deneyim sınırlarının kesişimiyle daha derin bir maneviyat ve insani kavrayış alanına açıldığını savunur.
John Fletcher’a göre Beckett’in yazınsal yolculuğu hikâye, kişi, hatta dilin kendisinin bile çözüldüğü bir yokluğa doğru sürüklenir. Sonunda geriye suskunluğun kaçınılmazlığı karşısında var olmak isterken yok olmaktan korkan ses kalır. Beckett’in bu gidişatı insan bilincinin en dip noktasını yoklayışı. Anlamın çözüldüğü yerde konuşma isteğinin sürmesi. Beckett’in sesi işte o aralıkta kaybolmaya direnen kayboluşu arzulayan ses.
Susan Sontag sanatla sessizlik arasındaki bağlantıları araştıran “The Aesthetics of Silence” (Sessizliğin Estetiği) başlıklı iyi bilinen makalesinde ne güzel anlatmış. Modern sanatta sessizliğin ruhsal, ideal bir sanatsal strateji haline geldiğini, sanat, toplum ve anlam hakkında etkileyici söylem işlevi gördüğünü savunmuş.
Son zamanlarda bir şeyleri sürekli kaçırma, yakalamaya çalışma çabası yerine kendime dönerek gerçekleştirebilme deneyimine yoğunlaşıyor zihnim. FOMO’dan JOMO’ya (Joy of Missing Out) temkinli geçiş. Heyecanlı veya ilginç şeyleri kaçırma kaygısı duymadan sakin durma hali bendeki. Sessizliğin disiplinler arasında uzanan ve felsefeyi, sanatı, edebiyatı, psikolojiyi birbirine bağlayan bir hat olduğunu hissetmek belki de.
Japon estetiğinde ma kavramı (Bindeman da kitabında bahsediyor) şeylerin etrafına anlam veren bilinçli boşluk, duraklama ya da ara fikrini temsil ediyor. Sessizlik Japon kültüründe saygı, ince düşünceli olma ve duygusal derinlik taşıyan güçlü bir iletişim biçimi. Ma, konuşmalar arasındaki duraklamalarda, çay seremonisi gibi geleneksel sanatlardaki dinginlikte, minimalist mimarinin boşluklarında, müzikte kendini gösteriyor. Bir metni okurken düşüncenin satırda durmayıp diğerine aktığını hayal ederim. Duraksamanın yokluğu gereksiz bir aciliyet duygusu yaratıyor. Hayatın peşinde dört nala koşarken insan ne okuduğunu unutuyor.
Mevlana da söylemiş. “Sessizlik okyanustur, konuşmalar nehir. Okyanus seni arıyorken nehirlere yürüme. Okyanusu dinle.” Hikâyenin altında yatan dingin durgun bir alan var. O alan çoğu zaman duyulmamış seslerin arkasında duran bir gölge bir boşluk olarak kendini ele vermemeli. Dinlemek sanıldığı kadar dingin bir eylem de değil. Bazen durgun görünen iç dünyamda bir şey çınlar. Dinlerken içimdeki ertelenmiş cümleler, tamamlanmamış vedalarla savaşırım kimi zaman. İtiraf etmeliyim konuşmayı çok sevdiğimden susmayı öğrenmek zamanımı aldı. Artık daha çok susuyorum. İyi geliyor susmak.
Burcu Canar’ın “Tuhaf Alan: Sessizlikten İletişime Bir Sahneleme Denemesi” adlı kitaba dönüşen doktora tezini okuduğumda hayran hayran her cümlenin altını çizmişim. Felsefe, edebiyat, performans ve iletişim arasında dolaşan metin, sessizliğin hareketine, ritmine kulak veriyor. Canar sessizliği yaşatıyor, kelimelerin bittiği yerde beliren o tuhaf alanı, yazıyla suskunluk arasındaki bağlantıyı açığı çıkarıyor. Derrida ve Blanchot’nun izleri de aynı sahnede beliriyor, metin özgün sesini buluyor. Bendeki eski baskısı, neyse ki Sel Yayınları bu harika kitabın 2024’te yeni baskısını yayımlamış. Kitapta Merleau-Ponty şöyle diyor: “Dil sessizliği bozar, sessizliğin istediğini fakat elde edemediğini gerçekleştirir. Canar metnini Foucault’dan alıntılıyor. Edebiyatın söylemediklerinden de beslendiğini vurguluyor. Foucault’a göre edebiyat görünürdeki sözlerin altında ikinci, gizli bir dil barındırır. Canar “eğer edebiyat anlatmak istediklerini doğrudan söyleseydi sade bir bildiri olurdu” diyor. (Burcu Canar, doktora tezi s:36). Bu aslında okuma yazmayla ilgilenenlerin genelde bildiği bir konu. Edebiyat yüzeydeki anlamın ötesine geçer.
Bazen gecenin en yoğun anında sağır eden boşluk ürkütür beni. Harold Pinter da “İki tür sessizlik vardır. Biri hiçbir sözün söylenmediği, diğeri belki de bir dil selinin kullanıldığı zamanki” demiş. Ses ve sessizlik sofrasından usulca kalkmalı demek ki ikisine de tam doymadan.
Kaynaklar
Bindeman, Steven L. Silence in Philosophy, Literature, and Art. Brill-Rodopi, 2017.
Canar, Burcu. Tuhaf Alan: Sessizlikten İletişime Bir Salınma Denemesi. Haz. Songül Kırgezen, Ayrıntı Yayınları, 2013.
Canar, Burcu. Tuhaf Alan: Sessizlik ile İletişim Üzerine Bir Sahneleme Denemesi. Doktora tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Gazetecilik Anabilim Dalı, 2012.
















