Annem Zeytin ve Çay: Çocukluğun Kara Kışlarına Bir Tren Bileti | Nihan Feyza Lezgioğlu

Ocak 30, 2026

Annem Zeytin ve Çay: Çocukluğun Kara Kışlarına Bir Tren Bileti | Nihan Feyza Lezgioğlu

Sibel Oğuz benim için çok değerli bir isim. Dost, üstat, abla… Ama hiç şüphesiz, çok da iyi bir yazar o. Bu yazıda, diğer sıfatlarını bir kenara bırakıp yazarlığından söz etmeye çalışacağım. Yakın zaman önce ikinci öykü kitabı Bu Hikâye Tutar Canan yayımlanmış olsa da burada Eksik Parça Yayınları etiketiyle Eylül 2023’te yayımlanan ilk kitabı Annem Zeytin ve Çay’dan bahsedeceğim. Annem Zeytin ve Çay on sekiz öyküden oluşan, okuru tarafından sevilmiş ve üç baskı ile taçlandırılmış başarılı bir ilk kitap.

Bir röportajında; coğrafya kaynaklı eşitsizliklerin, adaletsizliklerin, bunların çocuklar üzerindeki hasarının, yoksunluğunun ne derece büyük olduğundan bahseden Oğuz, bir şeylerin yolunda gitmediğini fark ederek sorgulamaya, nesneler ve olaylar üzerinde düşünmeye başladığını, zaman içinde de dünyayı değiştirme gayesiyle yazmaya yöneldiğini ifade ediyor. Gölgede kalan “küçük” insanların -Cesare Pavese’ye atıfla- yaşama uğraşına dair yazan Oğuz, sosyolog kimliğinin de katkısıyla olsa gerek, bireyseli  toplumsalla harmanlayarak anlatmakta mahir.

Çocukluğun hiçbir zaman bitmeyen, hayatın her evresinde süreğen bir varlık gösteren, su yüzüne çıkmak için daima fırsat kollayan ısrarcı yanı ve “eksik bırakılmış” çocukların yıllar içinde “yetersiz, mutsuz, küçük” insanlara dönüştüğü acımasız düzlemler her satırda okuyucunun içini titretiyor. Dillendirilenler o kadar sahi ki “Bir şeylerle mücadele etmek zorunda kalan çocukların hikâyeleri benzer.” diyen Oğuz, benliğini ihmal edilemeyecek kadar kuşatan çocuk yanıyla  birilerine ses, nefes olmayı görev bellemiş sanki.

Bir okur olarak, insan hayatının başı ve sonu diyebileceğimiz çocukluk ve yaşlılığa dair metinler okumayı hep çok sevmişimdir. Çocukluk bana her zaman güneşli bir yaz gününü de anımsatsa, ona dair hüzünlü şeyler okumayı çok seviyorum. Onun bir aşamada yaşlılığa evrilmesi, insanın bir çemberi tamamlar gibi en başa dönmesi hem tuhaf hem de sanatsal geliyor bana. Nerede başladıysa orada, nasıl başladıysa öyle bitiyor. İşte ben de farklı gibi görünen bu benzer konularda kalem oynatan yazarları gözden kaçırmamaya gayret ediyorum. Annem Zeytin ve Çay’la da böyle kesişti yolumuz.

Tezer Özlü’nün deyimiyle “çocukluğun soğuk geceleri” Annem Zeytin ve Çay’da maharetle anlatılıyor. Çocukluğu ve hayal kırıklıklarını, yutkunmaları, boynu bükükleri, köşesine çekilenleri Oğuz’un duru Türkçesinden okumak; doğudan batıya uzanan bir yolculuğun, gitmenin, dönüşmenin, dönüşürken aynı kalan, bu tahavvüle direnen çocukluğun izlerini sürmenin buruk zevkini tattırıyor insana.

Kitabın geneline yayılmış hüznü peşi sıra izleyen huzura özlemden de bahsetmek istiyorum. Bir öyküde “Şayet piyango çıkarsa huzuru başka yerde aramamıza gerek kalmayacak.” diyen Oğuz, huzursuzluğu bertaraf etmek için yazmaya başlayan, böylelikle kendini çok daha büyük bir kasvetin içinde buluveren bütün yazarlar gibi, kitap boyunca aranıyor. Tabii bu yalnızca huzura duyulan bir özlem değil, çocukluğa da hasret; bitmeyen, sönmeyen.

Bu metin ancak “çocukluğun kara kışlarına bir tren bileti” diyerek anlatılır belki de. Ama onu benzerlerinden ayıran, sivrilten tarafı da es geçmemek gerekiyor: Annem Zeytin ve Çay şefkatli dili sayesinde, okuyucusuna yakıcı bir hiddet yerine mutedil bir isyanı, gemlenmiş bir öfkeyi öğütlüyor. Kökleri çocukluğa uzanan bu zorlu yolculukta; sıradan hayatlar yaşayanları, hayal kırıklığına uğrayanları, küsüp köşesine çekilenleri, yutkunanları sevecenlikle kucaklıyor.

Yorum yapın