Bursa’nın Ulubat Gölü’nün kıyısındaki Eskikaraağaç Köyü’nde, 2010 senesinden bu yana ‘gerçek bir masal’ kanatlanıyor. İlkin Alper Tüydeş’in kadraja aldığı bu hikâye; Yaren Leylek’in her yıl Âdem Amca’nın sandalına misafir olmasıyla büyülü anları çoğaltıyor. Samet Altıntaş ve kızı Azra Gülce Altıntaş da 2023’te bu sıra dışı öykünün şarkısını kaydetmişlerdi. Sözlerini Azra Gülce’nin yazdığı bu çocuk şarkısını babası bestelemiş ve epey ses getirmişti.
İşte, Timaş Çocuk’tan çıkan, terütaze Leylek Köyü kitabı, bu hatıralardan ilhamla ortaya çıktı. Fakat baştan haber edelim: Kurgu, oldukça farklı. Editör Ayşenur Köse’nin ince işçiliğinde şekillenen, İranlı illüstratör Elahe Behin’in nefis çizgileriyle ses veren bu kitap, ‘7 yaş ve üzeri’ için doğa sevgisi aşılıyor, merak duygusunu öne çıkarıyor, empatiyi güçlendiriyor. Gökyüzünden düşen soru’nun rehberliğinde ilerleyen, günümüz çocuklarına bakan, onlara hitap eden bir hikâye bu.
Bilgiyle Sezginin Yan Yana Yürüdüğü Yol
“Okullar yeni tatil olmuştu. Güneş, perdenin arasından sızıp duvarda altın bir leke bırakıyordu. Odada, karpuz yenen sıcak öğleden sonralarındaki o tatlı uyuşukluk vardı. Ama Gülce’nin masası bu tembelliğe hiç uymuyordu.” cümleleriyle sayfasını açan Leylek Köyü; çocuklara hem bilimsel merakı hem de doğayla kurdukları duygusal bağı aynı anda geliştirme fırsatı sunması açısından oldukça önemli. Anlatıya göre kahramanımız Gülce, leylekler üzerine yaptığı araştırma için dedesinin köyüne gider. Ancak kısa sürede anlar ki bu köyde leylekler sadece var olmaz: onlarla beraber yaşanır, onlara yuva olunur ve onların dönüşleri sabırla beklenir. Araştırması ilerledikçe Gülce, sayılarla, çizelgelerle ve açıklanamayan şeylerle karşılaşır. İşte burada, bu sayfaların arasında; bilgiyle sezginin yan yana yürüdüğüne şahit oluyorsunuz.
“Güneye Gidiyor Bir Leylek Sürüsü…”
Gülce’nin gözlem, araştırma ve sorgulama yoluyla ilerleyen macerası, bilginin yalnızca ölçümlerde değil, deneyimde, sezgide ve iş birliğinde de bulunabileceğini gösteriyor. Onun, arkadaşı Ekin’le birlikte yaralı bir leyleği kurtarma yolculuğu; empati, cesaret ve sorumluluk duygusunu güçlendiriyor. Bu örgünün arasında; ekosistem, göç ve çevre bilinci gibi konularda farkındalık yaratıyor. Yazarın ‘göçmen kuşlara ve göçmen çocuklara’ ithaf ettiği kitabı, Edip Cansever’in “Hohlayıp siliyorum iyice/Gözlüğümün camlarını/Göğe bakıyorum gözlerimi kısarak/Güneye gidiyor bir leylek sürüsü…” mısralarının yol göstericiliğinde sıcacık bir yolculuğa çıkıyorsunuz.
Göl Çiçeğinin Peşinde…
Samet Altıntaş, Leylek Köyü’nde âdeta ‘büyülü gerçekçilik’ evrenini yaratıyor. Mesela kasabanın bir başka leyleği Sazlı’nın yaralanması ve devamını işlediği sahneler, oldukça sinematografik, tabi burada olağan üstü çizimleri de anmalıyız. Ormanın derinliklerinde, kristal göletin yanında nadiren bulunan Göl Çiçeği, aynı zamanda eski insanların inancına göre şifalı bir bitkidir.Gülce gibi her şeyi bilimsel ölçü ve deneylerle anlayan, anlatan ve açıklayan bir çocuk için Ekin ve sevimli köpek Akça’yla adım attıkları bu macera, nefis bir yürüyüş.
“Bir Masala İnanıp, Hayal Kurdun mu?”
Arka kapakta da kaydedildiği üzere bu kurguda ‘her şey yukarıdan başlıyor: çatılardan, leylek yuvalarından, gökyüzüne bakan insanlardan…’Kısacası kitap; çocuklara bilimi merakla, doğayı sevgiyle, öğrenmeyi cesaretle harmanlayan bütüncül bir okuma deneyimi sunuyor. Leylek Köyü, doğa, merak ve dostluğu bir araya getiren, okurunu gökyüzüne bakmaya davet eden unutulmaz bir keşif hikâyesi. Kitabın sonuna geldiğinizde, kulağınıza Azra Gülce’nin şarkısında söylediği şu sözler gelip konuyor sanki: “Meşaleler yanar, akşam oldu mu/Sen hiç göçmen leylek oldun mu/Bir masala inanıp hayal kurdun mu/Kanatlarını takıp uçtun mu…”

















