Edebiyatın son röportajcısı | Metin Celâl

Ocak 25, 2026

Edebiyatın son röportajcısı | Metin Celâl

Günümüzde röportaj, daha çok gazetecilerin kullandığı soru-cevap şeklinde gelişen ve esas olarak bir kişi ile, belirli bir konuda yapılan görüşmelere deniyor. Oysa zamanında edebi bir tür olarak da tanımlanmış röportaj. Edebi anlamda düşündüğümüzde röportaj sadece “soru-cevap” mantığıyla sınırlı değil. Röportajda yazar, gözlemlerini, izlenimlerini ve karşısındaki kişinin düşüncelerini bir araya getirerek daha geniş bir metin çıkarıyor ortaya.

“Diyorlar ki” kitabıyla ilk röportajcımız olarak kabul edilen Ruşen Eşref röportajı şöyle tanımlamış; “Mülâkatçılık kayıtçılık değildir. Yoksa, kaydın âlâsını meclislerdeki ve mahkemelerdeki zabıt ceride kâtipleri yapar. Bir konuşmayı, renklerini ve vasıflarını belirterek canlandırmak için konuyla ilgi, konuşanın kişiliğini biliş, eserini tanıyış, görüş tarzını kavrayış, konuşma tarzındaki özelliği seziş gibi âdeta ressam meziyetleri diyebileceğim birtakım tasvir kabiliyeti bir araya getirilmezse, mülâkatçılığın ne demek olduğunu denememişlerce başkaları ağzından ziyafet çekme hükmüne bağlanıverecek derecede basit görünür de sanılan başarılı bir sonuç elde edilemez” demiş.

Edebî röportaj türü, ilk olarak Fransız edebiyatında görülmüş. İlk edebi röportaj 3 Mart 1891 tarihinde l’Écho de Paris gazetesinde yayınlanmış. Türkçede ilk röportaj da 18 Ocak 1917 tarihinde Türk Yurdu’nda yayınlanan Ruşen Eşref’in “Abdülhak Hamid Beyde Bir Gün” olmuş.

Röportaj denilince akla gelen ikinci ad Hikmet Feridun Es, 1932 yılında dönemin önde gelen 43 edebiyatçısıyla kısa röportajlar yapmış ve Ruşen Eşref’in Diyorlar ki’sini çağrıştıracak şekilde, belki de ona gönderme yaparak Bugün de Diyorlar ki adıyla kitaplaştırmış.

Edebiyatçıları konuşturan ünlü bir röportajcı da Mustafa Baydar. Mustafa Baydar, 50 şair ve yazarla yaptığı röportajları dergi ve gazetelerde yayınladıktan sonra 1960’da Edebiyatçılarımız Ne Diyorlar adlı kitabında bir araya getirmiş. (bkz. Türk Edebiyat›nda “Edebî Röportaj”, Nuri Sağlam, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, Sayı 8, 2006).

Günümüzde edebi röportaj denilince akla Yaşar Kemal ve Fikret Otyam gelse de Sait Faik de önemli bir örnek. Birçoğu Yedigün dergisinde yayınlanmış bu röportajlar ölümünden sonra  Muzaffer Uyguner tarafından “Açık Hava Oteli” adıyla kitaplaştırılmıştı. Nâzım Hikmet, Necip Fazıl, Suat Derviş, Füruzan gibi bir çok isim saymak mümkün. Günümüzde ise edebi anlamda pek röportaja rastlamıyoruz. Röportajlar edebiyatla ilgili olsa da soru cevap şeklinde gelişiyor ve röportajı yapanın katkısı sadece soru sormaktan ibaret kalıyor. Yani Ruşen Eşref’in dediği gibi “kayıtçılık” yapılıyor. 

Bütün bunları bana düşündüren Hakan Güngör’ün hazırladığıYazıp Altına İmza Attıklarım oldu. Kitapta Sennur Sezer’in 1995-96 yıllarında çoğunluğu Evrensel ve Emek gazetelerinde yayınlanan röportaj ve portre yazıları derlenmiş.

Kitabın tanıtımında söylendiği gibi “Sennur Sezer daha çok şair olarak bilinir ama bu onun tek kimliği değildi.” Bunu tabii ki biliyordum ama geçen yıl Sennur Abla’nın ölümünün 10. yılını da vesile edip Adnan Özyalçıner’le Adana, Bursa, Eskişehir, Samsun, Diyarbakır ve İstanbul Tüyap Kitap Fuarları’nda yaptığımız bir dizi söyleşide bu daha da netleşti.

Sennur Sezer, edebiyatın, yayıncılığın neredeyse tüm alanlarında emek vermiş tam bir edebiyat insanı. 16 yaşındayken liseyi terk edip Taşkızak Tershanesinde ikmal ve muhasebe memuru olarak çalışma hayatına katılıyor ve o tarihten itibaren de gazete ve dergilerde emek vermeye başlıyor. Özgeçmişini ayrıntılı olarak incelediğimizde, onun yayıncılık dünyasının hemen her kademesinde görev aldığını görüyoruz. 1960’da, 17 yaşındayken, tersanedeki görevinin yanı sıra Büyük Gazete’de muhabirlik ve yazarlık yapmış. Tersanedeki görevinden ayrılıp düzeltmen olarak girdiği Varlık Yayınları’nda ve Varlık dergisinde 1965-1968 yılları arasında Yaşar Nabi’nin yardımcısı olarak görev yapmış. 1969-1975 yılları arasında Cumhuriyet ve Vatan gazetelerinde resim sergileri, ressamlar ve yazarlarla ilgili yazılar kaleme almış, röportajları yayınlanmış. 1975’te Arkın Yayınevi’nde ansiklopedi redaktörlüğü ve metin yazarlığı görevini üstlenmiş. 1983 yılında emekli olana dek Yapı Kredi Sanat Dünyası dergisi ile Gelişim Ansiklopedisi‘nde ve yine büyük bir ansiklopedi yayıncısı olan Görsel Yayınlar’da görev yapmış.

Aynı anda birçok işi yapanlardan. Bir yandan da dergi ve gazetelere yazılar , TRT’ye de radyo oyunları, “Arkası Yarın”lar kaleme alıyor. Hürriyet gazetesi Avrupa baskısı,Cumhuriyet gazetesi gibi gazetlerde, Elele, Votre Beaute gibi kadın dergilerinde yazılarını görüyoruz. Diğer yandan da yayınevlerinde editör ve redaktör olarak çalışıyor. Evrensel Gazetesi’ne ve Everensel Kültür dergisine kuruluşlarından itibaren büyük emek veriyor.  Uzun yıllar Hayat TV’de edebiyat, sanat söyleşileri yapıyor.  Adnan Özyalçıner’le birlikte ya da tek başına özellikle İstanbul ve tarihi başta olmak üzere birçok konuda kitaplar kaleme alıyor. Proje kitaplar hazırlıyor. Çocuk kitapları kaleme alıyor, derlemeler, antolojiler hazırlıyor. Bir yandan da 1964’de yayınlanan Gecekondu’dan başlayarak şiir kitaplarını yayınlıyor. Ve çoğumuz onu sadece şair yanıyla tanıyoruz. Sennur Sezer’in edebiyat insanı olarak verdiği emek ise araştırılmayı bekliyor.

Adnan Özyalçıner ağabeyle bir yıl boyunca söyleşilerde hep bunları konuştuğumuz için Hakan Güngör’ün derlemesi özellikle dikkatimi çekti. Kitapta Leylâ Erbil, Ara Güler, Minâ Urgan, Nezihe Meriç, Fakir Baykurt, Erdal Öz, Adnan Özyalçıner gibi isimlerle yaptığı röportajlar, Gülten Akın, Suat Derviş, Can Yücel, Enver Gökçe, Haldun Taner, Sabahattin Ali, Edip Cansever, Orhan Kemal, Tezer Özlü’nün de aralarında bulunduğu yazarların portreleri yer alıyor.

Sennur Sezer bir röportajın sadece soru-cevaplardan oluşmadığını somut olarak örnekliyor. Sennur Sezer, görüştüğü yazar ve sanatçılarla röportajlarını kişisel gözlemleri, anıları ile harmanlayarak kaleme almış. Umulmadık, zorlayıcı sorular da soruyor. Cevapsız kalan soruları da kayda geçiriyor. Hakan Güngör’ün sunuş yazısında belirttiği gibi ezberden sorular sormuyor. Röportaja gelmeden önce dersine iyi çalıştığı belli. Röportaj yaptığı isimlerin pek çoğunun arkadaşı olduğu için çekingen de davranmıyor. Zaten yaşarken ne kadar dobra ve açık sözlü olduğunu tanıyanlar biliyor. Bu özellikleri röportajlarına da yansımış. Ve çok iyi bir okur olduğa da. Röportaj yaptığı kişilerin eserlerini bilmekle kalmıyor, onlar hakkında yazılanlardan da haberdar.

Kitabın ikinci bölümünde portre yazıları yer alııyor. Sennur Sezer bu portrelerde konu edindiği yazar ve sanatçıları ustalıkla anlatırken araya tanışıklıkları, anıları da katıyor. Keşke ömrü elverseydi de anılarını da ayrıntılı olarak kaleme alabilseydi diye düşünmeden edemedim.

Yazıp Altına İmza Attıklarım, Sennur Sezer’in röportajı bir edebi tür olarak ne kadar iyi değerlendirdiğinin iyi bir örneği ve bir portre yazarı olarak kaleme aldığı seçkin denemelerin bir toplamı.

 

* Yazıp Altına İmza Attıklarım, Sennur Sezer, Kor Kitap, Aralık 2025.

 

 

Yorum yapın