
Gillian Anderson’ın İstek (Want) adlı kitabı, edebiyat ile itiraf, sosyolojik belge ile iç monolog arasında salınan hibrit bir metin. Ayrıntı Yayınları Kadın Dizisi’nden yayımlanan İstek, dünyanın dört bir yanından kadınların anonim olarak kaleme aldığı cinsel fantezi ve arzu anlatılarından oluşuyor; aktrist Gillian Anderson bu anlatıları derleyen, çerçeveleyen ve yer yer kendi sesiyle yankılayan bir editör-yazar konumunda. Ancak İstek, basitçe “itiraflardan oluşan” bir derleme değil; arzunun nasıl bastırıldığı, nasıl dillendirilemediği ve hangi kültürel kodlarla şekillendiği üzerine önemli bir metin olarak buluşuyor bizlerle.
“Benim ne istediğimi söyleyeyim ben size; kendi hayatımın kontrolünü istiyorum, seçim hakkı istiyorum ve özgürlük istiyorum.”
Gillian Anderson bu isteklerinin hepsine sahip bir kadın olarak kuruyor bu cümlesini. Kendisini İngiliz aktristler arasında çok severek yakından takip ettiğim için biliyorum bunu. Zaten mesele “Sahip olmak” değil, sayılan “isteklere” bir kadın olarak ömrün boyunca sahip olmak Başarı bu mudur, tartışılabilir elbet fakat bunu gerçekleştirebilmek önemli. ; tüm insanlar ve özellikle kadınlar için çok önemli. Gillian Anderson bu durumu gerçekleştirmiş bir aktrist olarak kitabın derlemesini üstlenerek editörlüğe soyunuyor. Sanatçının Gizli Dosyalar dizisi ile başlayan kariyer yükselişi, mini dizi The Fall (İçtenlikle izlemenizi öneririm) İngiliz Kraliyet ailesi ve özel olarak Kraliçe Elizabeth’in anlatıldığı The Crown, kurgusal Moordale kasabasında yaşayan gençlerin ve yetişkinlerin, genellikle cinsel yakınlıkla ilgili çeşitli kişisel ikilemlerle boğuşmalarını konu alan Sex Education ile pekişti. Özellikle Sex Education dizisindeki terapist performansı onun İstek kitabının derleyebilmesine büyük katkı sağlamış olabilir.
Dünyanın dört bir yanından kadınların gönderdiği 174 anonim cinsel deneyimlerin veya fantazilerin paylaşıldığı metinlerden oluşuyor İstek. Kitaptaki metinlerin en çarpıcı özelliği, anlatının belli bir kronolojik düzende olmayışı ve bu duruma karşı gelecek şekilde içeriğinde çeşitliliği barındırıyor olması. Bazı anlatılar son derece doğrudan ve neredeyse sınırı belirlenmemiş bir açıklık taşırken, bazıları imalı, parçalı ve tereddütlü. Bu fark, yalnızca bireysel yazı tarzlarından değil, arzunun ifade edilebilirliğiyle ilgili kültürel ve psikolojik sınırların farklılığından kaynaklanıyor.
Toplum olarak, kadınları kalıplara sokmaya –çekici cinsel partner, sevgi dolu anne, zeki kariyer kadını gibi– kimliklerini ve rollerini sınırlandırmaya ve baskılamaya alışmışız, ne var ki bu fantezilerin de ortaya koyduğu üzere, hiçbir kadının yalnızca tek bir kimliği yok. Kadınların zorla içine sıkıştırıldıkları kategorizasyonlara meydan okumak istedim ben. Ne var ki, bir kitabın da belli bir yapısı ve düzeni olmalı! Kitabı oluşturma sürecini hem zorlayıcı hem de büyüleyici hale getiren bir şey oldu bu. Mektupları karşılaştırma, bir sistem yaratma ve kimi zaman adeta şairane hissettiren bir ritimle şekil almasını izleme sürecinden inanılmaz zevk aldım.
Gillian Anderson’ın kitabın oluşumunda süreci anlatırken dahi ne kadar heyecanlı olduğunu bu satırlarından anlamak mümkün. Anderson kitabın merkezinde bir anlatıcı olarak değil, bilinçli bir şekilde geri planda duran bir düzenleyici olarak yer alıyor. Onun varlığı, metnin tonunu yönlendiriyor ama baskılamıyor. Bu geri çekilme, kitabın sosyo-politik gücünü artırıyor: “Ünlü bir kadının” deneyimlerini merkeze almak yerine, sesi duyulmayan kadınlara alan açılmış oluyor böylece. Yine de Anderson’ın editoryal tercihleri hissediliyor elbet. Metinlerin sıralanışı, çeşitliliği ve aralarındaki ritim, bilinçli bir kompozisyon duygusu yaratıyor. Kitap, rastgele bir itiraf yığını değil; dikkatle kurgulanmış bir anlatı akışına sahip.
İstek’te çarpıcı diyebileceğim ilginç metinler, gerçekleşmesi imkansız hikayelerin yanı sıra gerçekleşirse güzel olabileceğini düşünebileceğimiz metinler mevcut. Aynı zamanda İstek, arzunun her zaman “net” bir şey olmadığının göstergesi gibi
- Arzu çoğu zaman suçlulukla iç içedir. Bu durum bazı metinlerde çok net.
- Beden kadar iktidar, kontrol, teslimiyet ve görülme arzusu da metinlerde güçlü biçimde yer alıyor.
- Fanteziler, yalnızca cinsel haz değil; kaçış, intikam, şefkat ya da görünür olma isteğiyle de örülü olarak çıkıyor karşımıza.
Bu anlamda kitap, arzuyu romantize etmiyor; onu karmaşık, bazen rahatsız edici, bazen çelişkili bir deneyim olarak ele alıyor.
“Kendimi anlamak isterdim. Bir birey olarak değil bir insan olarak. Arzularımla birlikte gelen utancı sorgularken buluyorum kendimi sık sık. Herkes aslında utanç duyuyor da duymuyormuş gibi mi yapıyor? İnsanlar olarak –yani hayvanlar olarak– bizler arzu duyan bireyleriz ama yine de kendimizi memelilerden çok daha büyük, çok daha önemli görüyoruz. Şehirler kuran, sebzeleri pişirmek için ateşi keşfeden, organize tohum ekiminin sonuçlarını kutlayan zeki varlıklar”
Kadınların anonim kalması, İstek’in temel etik ve estetik kararlarından biri. Anonim kalarak özgür olabilmeyi hissetmek istiyor kadınlar. Bu anonimlik, yalnızca güvenli bir alan yaratmıyor; aynı zamanda metni bireysel hikayelerin ötesine taşıyor. Okur, belirli bir “kişiyi” değil, kolektif bir deneyimi dinliyor. İsimlerin yokluğu, arzunun “kime ait olduğu” sorusunu askıya alıyor ve bu durum metni hem kozmopolit kılıyor hem de evrenselleştiriyor.
Şunu da belirtmek gerekiyor; bu anonimlik, metinleri soğuk ya da mesafeli kılmıyor. Aksine, birçok anlatı son derece kırılgan, dürüst ve savunmasız. İtiraf duygusu, burada bir teşhir değil; bedenen, ruhen ve psikolojik düzeyde bir var olma biçimi olarak işlev görüyor.
İstek, açık biçimde feminist bir metin; fakat yaklaşımı didaktik ya da sloganvari değil. Feminizmi, teorik bir tartışma olarak değil, bedenin ve arzunun deneyimi üzerinden kuruyor. Kadın cinselliğinin bastırılması, utançla kuşatılması ve erkek bakışıyla şekillendirilmesi, metinlerde doğrudan ya da dolaylı biçimde görünür hale getiriyor. Özellikle dikkat çekici olan, “istenmeyen” ya da “uygunsuz” kabul edilen arzuların da sansürlenmeden yer alması. İstek bu anlamda kadın cinselliğini ahlaki bir çerçeveye hapsetmiyor; onu çelişkileriyle birlikte sunuyor.
İstek, okuru rahat ettirmek için yazılmış ve derlenmiş bir kitap değil. Zaman zaman rahatsız edici, kışkırtıcı hatta zorlayıcı. Ancak tam da bu nedenlerden dolayı gözden kaçmamalı. Arzunun sessizleştirildiği, kadın bedeninin hâlâ denetlendiği bir dünyada, bu metinler kıymetli; dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar tüm kadınların aynı dertlerden mustarip olduklarını okuyoruz çünkü. Gillian Anderson’ın İstek’i, arzunun yalnızca özel bir mesele değil; toplumsal, kültürel ve dilsel bir alan olduğunu gösteren, cesur metinleri bir araya getirmesi adına okunmayı hak ediyor.

















