
Aydınlanma’nın merkezi genel olarak Fransa olarak bilinir. Ancak bu yanlış bir sanıdır. Aydınlanmanın ilk fitili Hollanda’da yakılır. Hollanda 17.yüzyılda o zamanki adıyla Birleşik Eyaletler’in başkenti Amsterdam,Avurapa’da afaroz edilen ve baskıdan kaçak Yahudilere kapılarını açan tek ülkeydi.Otuz Yıl Savaşları (1618-1648) nedeniyle canını kurtaranlar Birleşik Eyalet’e kaçıyordu.Amsterdam’da Aydınlanmanın hazırlayıcı filozofları arasında Spinoza,Hobbes ve Descartes de bulunuyordu.
Bunlardan Spinoza’ya ayrı bir sayfası açmak gerekiyor. Nedeni ise O’nun yazdığı Tractatus Theologico-Politikus (TTP),yani Türkçe adıyla Teolojik-Politik İnceleme adlı eserdi şüphesiz.
Albert Einstein,1929 yılında New York’ta bulunan haham Herbert S.Goldstein’in kendisine gönderdiği ‘’Tanrı’ya inanıyor musunuz?’’ sorduğu soruya şöyle cevap verir; ‘’ben, var olanların düzenli uyumunda kendini gösteren Spinoza’nın Tanrısı’na inanıyorum; insanların kaderleri ve eylemleriyle ilgilenen bir Tanrı’ya değil.”
Peki,TTP’yi bu denli önemli klan neydi?
Bu konuda TTP’nin Dost Yayınevinde çıkan çevirinin geniş önsözünde Reyda Ergün şöyle der;Spinoza,politik gücü teolojik temellerinden bütünüyle koparmayı amaçlar.Aynı zamanda bireyi hem dinsel baskı hem de dünyevi otorite karşısında korumaya çalışmıştır. Demokrasinin insan tabiatına en uygun rejim olduğunu savunur.Spinoza,ifade özgürlüğünü insanın kullanmaktan vazgeçmeyeceği gücü-hakkı olarak tanımlayarak demokrasinin olmazsa olmaz koşulunu da göstermiş oluyordu.”
O halde şunu biliyoruz;Baruch Spinoza, sadece 17. yüzyılın değil, modern düşüncenin ve Aydınlanma’nın en radikal, en cesur figürlerinden biridir.Spinoza, Teolojik-Politik İnceleme ile Kutsal Kitap’ı ilahi bir dikte olarak değil, tarihsel bir metin olarak ele alan ilk düşünürlerden birisidir.Spinoza,bu kapsamlı metni dilbilimsel ve tarihsel bağlamına oturtarak inceler.Bu yaklaşım, modern “tarihsel eleştiri” yönteminin temelini atmış ve dini dogmaların rasyonel bir süzgeçten geçirilmesinin önünü açmıştır.
Spinoza,aklı dinin önüne koyar ve ifade özgürlüğünün ilk harcını Hollanda’da döker.Bedelini ağır ödese de.Bu eser o kadar sert tepkiler almıştır ki, “cehennemde dövülmüş bir kitap” olarak adlandırılmış ve yasaklanmıştır.Hatta Spinoza’nın teolojiye bu kadar cephe alması nedeniyle O’nun döneminin bazı ünlü filozofları (Örnek olarak Pierre Bayle ve Montesque verilebilir) Spinozacı olmadıkları konusunda birbirleriyle yarışıyorlardı.Bu dönemde Spinozacılık,ateizm ile özdeşleştirilmekte,düşünürler böyle bir damga yemekten çekiniyorlardı.
Spinoza, din adamlarının siyasi gücünü sarsarak, otoriteyi “vahiy”den alıp “akıl”a devretmiştir.
Eserin alt başlığı zaten niyetini açıkça belli eder: “İyi yönetilen bir devlette, herkesin dilediğini düşünmesi ve düşündüğünü söyleyebilmesi üzerine.”
Spinoza, devletin amacının korku salmak değil, insanları özgür kılmak olduğunu savunur.
Dinin siyasi otoriteden ayrılması gerektiğini (sekülerizm) ve devletin vicdan özgürlüğünü korumakla yükümlü olduğunu belirtir. Bu fikirler, yaklaşık 100 yıl sonra Fransız Devrimi ve Amerikan Anayasası’nda yankılanacaktır. Spinoza, devletin bir dine sahip olması gerekmediğini, devletin kendi başına seküler bir aygıt olması gerektiğini savunmuştur.Spinoza; ‘’nsanların zihni, en az dilleri kadar devletin kontrolü altına girerse, o zaman hükümdarların vay haline!” diyecek kadar cesur bir filozofdu.
Jonathan Israel gibi önemli tarihçiler, Spinoza’yı “Radikal Aydınlanma”nın merkezi figürü olarak tanımlar. Kant veya Voltaire gibi isimlerin daha ılımlı olduğu konularda Spinoza, tavizsiz bir akılcılık sunar.
Spinoza’nınTTP’de ki asıl hamlesi, siyaset felsefesinde tam anlamıyla bir kopuşa neden olmasıdır.O zamana kadar siyasi otorite meşruiyetini tanrısal bir varlıktan alırken, Spinoza bu denklemi tersine çevirir.Spinoza, dini “bilgi” alanından çıkarıp “itaat” alanına hapseder.Spinoza din ve devlet ayrılmalıdır der ama dinin kamusal uygulamasının (ayinler, ibadethanelerin yönetimi vb.) denetimini devlete (sivil otoriteye) verir.Bu düşünce Avrupa’da sekülarizmin temelini oluşturur.Spinoza’nın radikal laiklik anlayışı, günümüzdeki “Anayasal Demokrasi” kavramının en erken ve en sağlam temeli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.Spinoza, modern sekülarizmin ve liberal demokrasinin sadece bir hazırlayıcısı değil, bizzat mimarlarındandır. Hatta tarihçiler, onun başlattığı bu süreci daha ılımlı olan ana akım Aydınlanma’dan (Locke veya Voltaire gibi) ayırmak için “Radikal Aydınlanma” terimini kullanırlar.
O,bilim ve felsefeyi, kilisenin veya teolojinin vesayetinden tamamen kurtarır. Bu aynı zamanda modern akademik ve bilimsel özgürlüğün doğumudur.
Büyük filozofa göre,devletin asıl amacı korku salmak değil, bireyi özgür kılmaktır.
İnanma veya inanmama eylemi tamamen kişisel bir haktır. Devlet, vatandaşlarının ne düşündüğüyle değil, sadece dışsal eylemleriyle (hukuka uyum) ilgilenmelidir.
















