
Bazı cümleler, bir kitabın ya da filmin içinde saklanmış halde karşımıza çıkar ve bir anda düşünce biçimimizi, hatta hayat yolumuzu değiştirebilir. Yazarlık da böyle değil midir zaten? İçimize düşen küçük bir kıvılcımla başlar, sonra bizi adım adım geliştiren bir serüvene dönüşür.
Bu söyleşide, yazarların kendi ilham kaynaklarına, yazma alışkanlıklarına ve iç dünyalarına samimi sorularla dokunuyoruz. Her yanıt bir sahneye dönüşüyor, her sahne okura yeni bir kapı aralıyor.
Orhan Pamuk’un Yeni Hayat kitabı “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.” diye başlar. Sizin şimdiye kadar okuduğunuz kitaplar arasında hayatınızı değiştirmese bile etkilendiğiniz, okumasaydım çok şey kaybederdim diye düşündüğünüz bir kitap var mı?
Çok sayıda var muhakkak, ancak bir kısmını burada sayayım. John Fante- Toza Sor, Tezer Özlü -Yaşamın Ucuna Yolculuk, Fernando Pessoa- Huzursuzluğun Kitabı, E.M Cioran -Çürümenin Kitabı, İona Kuçuradi-İnsan ve Değerleri, Engin Geçtan-Hayat, Nurdan Gürbilek -Vitrinde Yaşamak, Henri Lefebvre- Modern Dünyada Gündelik Hayat
Yazmaya başlamanıza ya da yazı biçiminizi dönüştürmenize ilham olan bir film oldu mu? Olduysa hangi sahne sizi etkilemişti, bizimle paylaşır mısınız?
Yazmaya başlamama ilham oldu diyemem ama bende iz bırakan filmler çoktur. Birkaç örnek vermek gerekirse, Coen Kardeşlerin filmleriyle başlayayım. Fargo, Martin Mc Donagh’ın yönettiği Üç Billboard ve The Banshees Of Inisherin, Milcho Manchevski Yağmurdan Önce, Emir Kusturika Arizona Dream, Michel Gondry Sil Baştan, Peter Weir Ölü Ozanlar Derneği, Metin Erksan Sevmek Zamanı. Sil Baştan filminde buzların üzerine yatarak yıldızları izledikleri an, anların değeri, Ölü Ozanlar Derneği filminde öğrencilerin duygularına cesurca sahiplenip sıraların üzerine çıktıkları son sahne, Üç Billboard’da iyiliğe teslim olduktan sonra huzura eren iki karakter Frances McDormand’ın oynadığı Mildred ve Sam Rockwell’in oynadığı Jason… Bunların hepsi hafızamda yer etmiş sahnelerdir.
Haruki Murakami, yazarlığın bedensel güç gerektirdiğini ve her gün koştuğunu ya da yüzdüğünü anlatır. Sizin düzenli bir spor alışkanlığınız var mı? Varsa bu fiziksel pratiğin yazma sürecinize etkisi nedir?
Düzenli spor alışkanlığım maalesef yok ama yürümeyi çok severim. Uzun yürüyüşler düşünceleri odaklamak açısından faydalı.
Virginia Woolf, “Para kazanın, kendinize ait bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın…” diyerek birçok kadına yazma cesareti verir. Bu sözden yola çıkarak, siz yazmaya yeni başlayan birine ne tavsiye ederdiniz? Bir yazarın en başta hangi gerçeğe ya da duruma hazırlıklı olması gerekir sizce?
İyi bir yazarın önce iyi bir okur olması gerektiğinden hareketle önce okumalarını öneririm. Sonra da her gün kısa da olsa notlar tutmak önemli bence. Bir yazarın öncelikle sesinin duyulmamasına, görülmemesine hazırlıklı olması gerekir. Buna rağmen yazmaya devam etmek yani pes etmeden yolda olmak önemli.
İnsanlar genelde okudukları kitabın altını çize çize okur. Peki siz bir yazar olarak kendi yazdıklarınız arasında altını çizeceğiniz bir cümle seçseniz, hangisi olurdu? Neden?
Öncelikle bağlamdan kopuk cümle seçimlerinin yani bir anlamda aforizma niteliği taşıyan cümlelerin, o bağlam olmadan anlam yitimine uğradığını düşünüyorum. Okuduğum bütün kitapları altını çizerek ve yanına notlar alarak okurum. Hatta farklı renkte kalemler kullanır, not kağıtları yapıştırırım. Defterime de yazarım. Ancak burada önemli olan artık kafamda yer etmiş olan bağlamdır. Altı çizili cümle, başlı başına anlam taşıyacak olsa bile önünü ve ardını yani çerçevesini bilmenin önemine inanıyorum. Yine de sizinle Palaçinka’dan bir alıntı paylaşayım. “Hiçbir korku yaşanmamış bir hayata değmez sanırım.”

















