Masthead header

Adalet “Ayıp”ı nasıl yargılar | Yaşar Sökmensüer

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

“Toplumun öfkeli parmağı bana yönelmişti ve milyonlarca insan, “Utan… Utan… Utan…” diye bağırıyordu.

İşte toplum, kendisine uymayanlarla böyle savaşır.”

Bu replik, 13 Nisan’da yitirdiğimiz yönetmen MilosForman’ın “One Flew Over the Cuckoo’s Nest (Guguk Kuşu)” filminden.

Forman’ın tüm filmlerinde devletin, toplumsal değer yargılarının, siyasal, sanatsal otoritelerin “o öfkeli parmağı” hep havadadır.

Asidir filmleri. İsyandır, cürmünce.

Hair, Guguk Kuşu, Amadeus, Ragtime, Goya’nın Hayaletleri, Aydaki Adam…

Hepsi başkaldıran, siyasal otoriteye, sanatsal, düşünsel tahakküme, egemen anlayışa boyun eğmeyen, savaşa, ırkçılığa, adaletsizliğe, yasaklara karşı çıkan insanların hikayesidir.

En azından denedim, pes etmedim

Filmlerinin kahramanları yense de, yenilse de fark etmez.

Aslolan, mücadele etmektir.

Hepsi Guguk Kuşu’ndaki McMurphy’nin“En azından ben denedim, -pes etmedim- hiç değilse bunu yaptım” mesajının bayrak koşucusudur.

Forman’ın “The People vs. LarryFlynt” filmini, sansürün, yasağın, pervasız müdahalelerin hayatın her alanına yansıdığı, “o öfkeli parmağın” her fırsatta kalktığı, “Utan… Utan…” nakaratının her ekranda çınladığı ilk günlerde izledim.

Zinaydı, kürtajdı, üç-dört çocuktu, sunucunun dekoltesi, reklam afişindeki modelin bikinisi, kırmızı rujun meşrebiydi…

Şimdi bir daha izlemeli.

Yeridir, zamanıdır.

İnancın, ahlakın, geleneğin, muhafazakarlığın popüler ekranı, kadın-erkek, cinsellik, müstehcenlik hayli zamandır.

İşte “The People vs. LarryFlynt”, durduğunuz yere göre,böyle karşılaşmaların zehiri yahut panzehiri…

Film, Kentucky’de ilk kez çıplak kızların dans edip, “kucak dansı” yaptığı stripclub’ı açan, ardından pornografikHustler dergisini çıkarınca başı dertten kurtulmayan LarryFlynt’in gerçek hikâyesini anlatıyor.

Hangisi ahlaka aykırı, savaş mı seksi mi?

Flynt tavırları, çıkışları, hayatıyla da tahammülfersa, hoş olmayan bir karakteri yansıtır.

Mahkemenin belirlediği 10 bin dolar kefalet bedelini, kulübündeki striptizci kızların duruşmaya çuvallarla getirdiği, 1 dolarlık banknotlarla öder meselâ.

Ki o kefalet, müşterilerin striptizci kızların bikinisine sıkıştırdığı 1 dolarlara naziredir.

Mahkemeye “Fuckthiscourt” yazılı tişörtle çıkar, hakime portakal kabuğu atar, yol-yordam, edep, adap  tanımaz.

Kendisini savunurken de dik başlıdır:

“Cinayet feci bir şeydir ama fotoğrafını çekenler Pulitzer Ödülü bile kazanabilirler.

Oysa seks yasal bir şeydir ama fotoğrafını çekerseniz ceza bile alabilirsiniz.”

Ve sorar, “Hangisi ahlaka, edebe daha aykırıdır; savaş mı, seks mi…”

Sıra gelir avukatının savunmasına:

“Sizi Larry Flynt’in yaptıklarına onay vermeniz, dergisini sevmeniz için ikna etmeye çalışmıyorum.

Hustler dergisi benim de hoşuma gitmiyor, ben de sevmiyorum.
Benim hoşuma giden, hoşlandıklarımıza ve hoşlanmadıklarımıza kendi kendimize karar verebildiğimiz bir ülkede yaşıyor olmak.

Özgürlüğün en hafif bedeli: müsamaha

Hustler dergisini istersem okuyabilirim, hatta istersem alıp çöpe atabilirim ya da hiç almam.

Ben bu hakkı önemsiyorum, siz de önemsemelisiniz.

Çünkü özgür bir ülkede yaşıyoruz.

Ama özgürlüğün de bir bedeli var ki, bazen sevmediğimiz şeylere müsamaha ile yaklaşmamız gerekiyor.

Bazılarımızın müstehcen diye kabul ettiği şeylerin önüne duvar örersek, bir sabah uyandığımızda hiç ummadığımız, beklemediğimiz şeylerle de aramıza duvarlar örüldüğünü görebiliriz.
Bu inanın özgürlük değildir.”

Ne kadar net, değil mi?

Film, mesele “porno” da olsa, sansüre, toplumun, kilisenin değer yargılarına, ifade özgürlüğünün sınırlanmasına karşı bir mücadelenin anahtarsöylemlerinde dolaşıyor.

İfade özgürlüğü nereye kadar…

Flint’lede, yöntemleriyle de, kulübüyle de, dergisiyle de işim olmaz.

Bence sevimsiz, abartılı, mücadelesinde şımarık, kibirli bir karakter.

Lâkin,ifade özgürlüğünün sınırlarını “hoş olmamak” yahut toplumca, cemaatçe, o grupça “hoş karşılanmamak” çizemez.

Ve elbette pornografinin, kapitalizm, cinsel sömürü, kadın bedeninin objeleştirilmesi, yozlaşma vb. eleştirilecek, tartışılacak bir sürü yönü var.

Ama pornografi filmde sadece uvertür. Ara sıcak…

Film, yolu nereden geçersen geçsin, ifade özgürlüğü tartışmasını, “adalet”i önünüze getiriyor.

İfade özgürlüğünün ölçüsü, sınırı nedir?

Bu ölçüyü kim, nasıl, neye göre belirler?

Belirleyince, müdahalesini nerelere varır?

Benim için aslolan, ne düşünüp neyi söyleyeceğime/kime söyleneceğime, kimin yanında duracağıma, ne seyredeceğime, nasıl yaşayacağıma benim karar verebilmem.

Ve bu kararıma; yani hayatıma, seçtiğim yaşam biçimime, devletin, otoritenin ve eteğindeki cümlesinin saygı göstermesi…

Hadi onu da günün edepsiz koşullarında boşver…

Gölge etmesinler–şimdilik- yeter.

 Bunalmayanlara notlar

* Guguk Kuşu filminin orijinalindeki “Cuckoo” hem argoda deli, hem de bebeklere bizde “Ce ee” yapma nidasının, alafrangası.

İfade özgürlüğünde, en olmaz anda muzırca “Ce ee” yapmak da önemlidir  belki.

* Filmde hakimi, gerçek LarryFlint oynuyor. (Forman’ı yitirdik ama Flint yaşıyor)

Belki yıllar sonra kendini yargıladığını da çağrıştıran bir gönderme.

Rahibe küfredersen ne olur

Flint’in sayısız duruşmalarından birisi de, bir rahibe hakaret etmesi…

Avukatının savunmasına bakalım:

AVUKAT- En değer verdiğimiz fikirlerden birisi, yasaksız fikir belirtme ve konuşma, ifade özgürlüğüdür.

Tanınmış bir kişinin, bir rahibin kendisine yönelik sözlere karşı duygusal gerilimden korunma hakkı, düşüncelerin özgürce ifade edilmesi hakkından önemli midir?

HAKİM- Bir rahibi gülünç göstermenin topluma bir yararı mı var?

AVUKAT- Evet var, Hustler Dergisi’nin onun işe yaramaz birisi olduğunu söylemesindeki yarar gibi…

Dergiye karşı aktif kampanya açan birisine, bunu söylemeye hakkı var.

Derginin satın alınmamasını, Amerikalıların beyinlerini zehirlediğini, evlilik dışı ilişkiye ahlaksızlık diyen, içmemeniz gerektiğini söyleyen birisine…

Basın Yasası’na göre Hustler Dergisi’nin onun .oktan birisi olduğunu söylemeye hakkı var.

Medyaya, yazarlara ağız dolusu söylenen, kürsüsünde işaret parmağı daim inip kalkan, kibri aklının önünde eğri plaka gibi sallanan “otorite”lerin karşısında…

İnsanın ağzını, söylemini az bozması, Can Yücel’e vefadır:

“Üç yıldızlı bir albaydı gökyüzü
karşısında önüm açık gezerdim…”

edebiyathaber.net (15 Mayıs 2018)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z