Edebiyatçıların yaşamlarını, yazdıkları mekânları, son zamanlarda okuduğu kitapları bu defa yakınlarının gözünden mercek altına almaya çalıştık.Yazar Emel Şentürk Kaya’yı, eşi Ömer Kaya ile konuştuk.

1)Yazılarını nerede yazar? Yazarken denk geldiğinizde o an yaşadığınız ilginç bir anınız oldu mu?
Yazılarını çalışma odasındaki yazı masasında ya da yine odasındaki koltukta yazar bununla birlikte bazen yazmak için bilgisayarını, defterini alıp bir kafeye ya da göl kenarına gittiği de olur. Oralarda kahve içerken yazar, notlar alır. Öyle bir anımız olduğunu sanmıyorum ancak bir gün yazarken bir şarkıyı uzun süre başa dönerek dinlediğini duymuştum.
2) Eşinizle yazı/okuma üzerine neler paylaşırsınız?
Hemen her şeyi paylaşırız bu konularda. Onunla dil, sinema, öykü üzerine konuşmaktan çok keyif alıyorum. Yazmayı düşündüğü konuyu mutlaka söyler. Bu fikir nereden gelmiştir, neden bunu yazmak istiyordur genellikle bilirim. İyi bir hikâye bulduğundaki heyecanı beni de heyecanlandırır. Çok okur, yazmak için de çok okur. Okuduklarımız üzerine de çokça konuşuruz, okumak istediklerini de bilirim. Etkilendiği bir öykü varsa onu neredeyse yaşayarak anlatır, benim de hemen okumamı ister. Örneğin Eugene McCabe Annahullion’da Müzik çok etkilendiği öykülerden biriydi. Aramızda tekrar konuşacak olsak aynı duygu ve jestlerle ilk kez okumuş gibi nasıl etkilendiğini anlatacağını biliyorum.
3)Yazdıklarıyla ilgili sizden ne tür fikir/ öneri alır?
Yazacağı, yazdığı öykülerin hikâyeleriyle ilgili konuştuğumuzda düşüncelerimi söylerim, herhangi bir öneri istemedi hiç. Yazılarında Türkçeyi çok önemser. Temiz, doğru ve hatasız dille yazmak için çabalar. Bu bağlamda bazen bazı sözdizimleri, tümce yapıları üzerinde durduğumuz olur. O yazarken birkaç seçeneği not etmiştir zaten. Bu seçeneklerle ilgili ne düşündüğümü zaman zaman sorar. Sonra kendi uygun bulduğu biçimiyle yazar.
4)Yazı yazarken vazgeçemediği ritüelleri nelerdir?
Yazarken sembolik olarak vazgeçemeyecekleri olduğunu sanmıyorum. Şu yoksa yazamam, bu olmadan çalışamam gibi olmazsa olmazları yoktur. Kahveyi sever örneğin ama kahve yoksa çalışamam demez. Çok çalışkandır, hemen her koşulda okuyabilir ve yazmak için çalışabilir. Yalnızca yazma azminden, çalışma disiplininden vazgeçemez demek daha doğru onun için. Bazı yazma alışkanlıklarından söz edebilirim. Çok erken kalkar. Kahvaltıdan sonra yine sabahın erken saatlerinde yazmak için odasına gider. İlk notlarını defterine severek kullandığı kalemlerinden biriyle alır ardından öykülerini bilgisayarında önce büyük puntolarla yazar. Su ve kahve de yanındadır. Yazıp bitirdikten sonra benimle paylaşır, sesli okurum. Yazdığı öyküleri biter bitmez okumaktan, onlar üzerine konuşmaktan çok keyif alıyorum.
5)Son olarak, elinde en son gördüğünüz kitapları öğrenebilir miyiz?
Bazen gün içinde elinde birçok farklı kitap görüyorum. Bunlar yeni kitapları olduğu gibi başucu kitapları da olabiliyor. Birkaç gün önce kitapçıdan Muhteşem Limon Ağacı (Juan Jose Saer) adlı kitabı aldı. Öncesinde Evlerden Uzak (Marilynne Robinson) romanını okumuştu. Yine yakın zamanda başucu kitaplarından Kurmaca Nasıl İşler (James Wood), Okumak ve Yazmak (Semih Gümüş), Gerbrand Bakker’in kitapları elinde, koltuğunda ya da çalışma masasında gördüklerimdendi.


















