
Üzeyir Karahasanoğlu ile önce dergi yazılarıyla tanıştım. Ardından ödüllü kitabı Geçmişi Beklemek geldi. Çok sevdim öykülerini, şiirsel dilini, karakterleri konuşturma becerisini.
Benim de çok sevdiğim Sait Faik Abasıyanık’ı, Sabahattin Ali’yi anıyordu ustaları olarak Üzeyir Karahasanoğlu.
“Eğer bir zaman makinem olsa şöyle upuzun, kalabalık bir masa kurardım. Sait Faik’i bir başa, Sabahattin Ali’yi öbür başa oturturdum.”[1]
Ardından romanı geldi. Gece Hep Gece’yi severek okudum, hakkında bir şeyler de yazdım. İstanbul’un işgal günlerinde, ülkesindeki iç savaştan kaçan Beyaz Rus Katya ile Galatasaray Lisesi edebiyat öğretmeni Haluk’un filizlenen aşkını ne güzel anlatmıştı Üzeyir Karahasanoğlu.
“Hem Geçmişi Beklemek hem de Gece Hep Gece su gibi akıp gidecek kitaplar. Yüreğine sağlık Üzeyir Karahasanoğlu, okurun çok olsun!”[2] diye bitirmiştim yazımı.
2026’nın ilk günlerinde Üzeyir Karahasanoğlu’nun yeni kitabı “Dünya Bir Rüzgâr” ile tanıştım. Dünya Bir Rüzgâr, Maziyi Bozmak ve Mayıs Papatyaları adlı iki bölümden oluşuyor. Kitapta on bir öykü var.
Yazarının “tarihin büyülü tarafı” diye tanımladığı Maziyi Bozmak bölümüyle başlayalım:
“Madem öyle ben de dinmeyecek yangınımı yangınla büyütecektim,”[3] diye biten Yangın Kulesi’nde Osmanlı’da itfaiyeci işlevi gören tulumbacıların yaşamı anlatılıyor. Ferrâş’ta dergâha ya da tarikata uzanır yazar. Ferrâş sözcüğünü hiç duymamıştım. Dergâhtaki temizlik görevlisiymiş. Zaman zaman gündeme gelen tarikat yurtları sorununa gönderme yapan öykü, bana yıllar önce çok etkilenerek okuduğum Turan Dursun’un Kulleteyn’ini anımsattı. Belalar Mübareği yazarın dedelerine ithaf ettiği bir öykü. Bir çocuğa dedesi anlatıcının diliyle anlatıyor. Laleler, Ters Laleler öyküsünde bir hükümlünün gözünden cezaevi, infaz koruma memurları ve hükümlüler anlatılırken hükümlünün dramı vurgulanıyor. Bölümün son öyküsü Ölemeyen’se bir korsan öykü kişisi.

Dedenin anlatıldığı Belalar Mübareği’ni bir yana bırakırsak diğer öykülerin konuları ve kişileri yazarın tarihe ve yaşanan güne dair ilgisi gösteriyor. Tulumbacı, dergâh çalışanı ferrâş, hükümlü ve korsan. Yine bu ilgi, ciddi bir çalışma disiplinini ve bilgi toplama çabasını ortaya koyuyor.
Kitabın ikinci bölümünün adı Mayıs Papatyaları. Öğretmen merkezli öykülerin çoğunlukta olduğu bir bölüm. İlk öykü Übeyid. Otobiyografik ögelerle, bir öğretmenin yaşamından kesitler anlatılan bir öykü. Öykünün finalinde o günün yazar adayı Üzeyir Karahasanoğlu sahneye çıkıyor.
“Öyle ya, belki de Übeyid haklıydı. Mühendis değil, yazar olmalıydım. Teknikten değil, güzellikten dem vurmalıydım. Madem yetenekliydim, bunu kullanmalıydım. Önce hikâyeler yazar, sonra roman zıplardım. Öyle ya, şunun şurasında Sait Faik’e ne kadar vardı ki?”[4]
Uçurum İnsanları da bir öğretmen öyküsü. Öğretmenler, bir uçurumun kıyısına getirilir ve hükümet görevlileri tarafından çocuklarının gözü önünde öldürülmekle tehdit edilir. Ya aranan birinin yerini söyleyecekler ya da uçurumdan denize atılacaklardır. Sarsıcı bir öykü.
Kitaba adını veren Dünya Bir Rüzgâr da öğretmen merkezli öykü. Atandığı köye gitmek üzere ilçe merkezine gelen genç öğretmen, gideceği köyün eski okulunu yenilemek için büyük mücadele veren öğretmenimizin oğlu ile karşılaşıyor ve okulla ilgili yaşananları öğreniyor. Delice doğayı ve bitkilerin dünyasını ele alan bir öykü. Sürmek öyküsünde bir karavan satın alıp doğada huzurlu bir ortamda zaman geçirmek isteyen insanın doğada yaşadıkları anlatılıyor. Yazar, insana hiçbir yerde rahat yok, diyor. Hırsızlar öyküsünde seçimlerde yaşananlar anlatılıyor.
Üzeyir Karahasanoğlu, öyküyle başlayan yazın serüvenini roman, öykü derken romanla sürdürecek gibi. Ben roman dosyasının ayak seslerini özellikle birinci bölümdeki öykülerde duydum.

Yangın Kulesi, Ferrâş, Laleler ve Ters Laleler ilgi, bilgi birikimi yanında ciddi araştırma yapmayı gerektiren ve roman olmaya aday öyküler. Üzeyir Karahasanoğlu da bir söyleşisinde bunu vurgulayarak kütüphane, sahaf ve kitapçı çalışmalarının önemini şöyle anlatıyor.
“… bulduğum her kaynağa sarıldım ben de. Kitapçılardan çıkmadım bir süre, sahaflarda taramalar yaptım, makaleleri didik didik ettim. Her kaynağı ciddiyetle, özenle gözden geçirdim, defterlerce not aldım, ulaşabildiğim her şeyi okudum.”[5]
Aynı kapsamlı çalışmayı Gece Hep Gece romanında 1920’lerin Mütareke Dönemi’ni anlatarak yapan Üzeyir Karahasanoğlu’ndan yakın bir gelecekte tarihten beslenen roman dosyaları görebileceğiz.
“Kafamda dönüp duran ama özel şartlarımdan ötürü bir türlü yazamadığım, bu yüzden huzursuz olduğum bir roman var.
…
Zonguldak’ın 1940’lı yıllarından geçen bir hikâye.”[6]
İlgiyle izleyeceğim Üzeyir Karahasanoğlu. Yolun açık, okurun çok olsun.
[1] Adnan Gerger Söyleşisi, Edebiyat Haber.net, 27 Ocak 2023
[2] Üzeyir Karahasanoğlu Kitapları, Akın Ersöz, edebiyatburada.com, 28 Mart 2025
[3] Dünya Bir Rüzgâr, Üzeyir Karahasanoğlu, say.17, Vapur Yayınları, 2025
[4] age, say. 60
[5] Yalçın Sinanoğlu Söyleşisi, Parşomen Dergi, 25 Kasım 2025
[6] Yalçın Sinanoğlu Söyleşisi, Parşomen Dergi, 25 Kasım 2025

















