Seyircinin Sırtı | Eylem Ata

Nisan 2, 2026

Seyircinin Sırtı | Eylem Ata

Rezan Yeşilbaş’ın yönetmenliğini yaptığı Uçan Köfteci filmi hakkında yazmak istememin önemli iki nedeni var. İlki, Kürtlerle ilgili sanatsal verimlerin “Kürtlerin ne kadar acı çektiğini açık açık göstermek” zorunda olup olmadığını tartışmaya açmak.

Uçan Köfteci adıyla müsemma uçmak arzusuyla dolup taşan Kadir’in yazgısına dair bir film. Uçma coşkusu ve uçamama gerilimine dair. Filmin gerçek hayattan esinlendiğini bildiğimiz için şunu da ekleyebiliriz; Gerçek Kadir’in yazınsal değer kazanmış uçma serüveniyle ilgili ama Kadir’in biyografisi değil. Gerçek Kadir’in öykülerinin çokluğu içinden seçilmiş ve yaratıcı etkinlikle düzenlenmiş bir kurgu.  

Uçan Köfteciyi bir kez Amed film festivalinde bir kez de filmin Diyarbakır gösteriminde izledim. İkisi de ekip katılımlıydı; filmin oyuncularıyla yönetmeni izleyici karşısına çıktı. İzleyicilerin yorumları dinleyerek sorularına cevap verdiler. İzleyici yorumları ağırlıklı olarak filmin kentin olağanüstü hal günlerini ve devlet şiddetini yansıtmadığı yönündeydi. Filmle ilgili yorumlardan ve sorulan sorulardan edindiğim izlenim; gerek Diyarbakır’ın gerek bölgenin ya da Kürtler’ in anlatıldığı verimlerde acıların daha fazla gösterilmesi gerektiği yönünde kitlesel bir beklenti olduğu.  

Bu beklentiyi anlamak zor değil. Uzun yıllara yayılmış savaş-çatışma yorgunu bir halkız. Acılarımız görülsün, duyulsun istiyoruz.

Sanat bunu yapabilir. Hatta çekilen acıları anlatmanın en iyi yolu sanattır, diyebiliriz. Ama her sanatsal üretimin toplumsal acılarımız üzerine dolaysızca kurulmasını bekleyemeyiz. Ya da toplumsal acılarımız üzerine dolaysızca kurulmadığında bu sanat değildir diyemeyiz. Kaldı ki bölgeden ses veren sanatçıların verimleri bireysel anlatı gibi görünse bile zaman ve mekân üzerinden ya da metaforik boyutuyla döneminin siyasi-politik atmosferini işaret ediyor. Uçan Köfteci için yürütülen tartışmalardan anladığıma göre acılarımızın sanatta bu kadar yer kaplaması Kürt toplumuna yetmiyor.

Jacques Ranciere, Estetiğin Siyaseti adlı çalışmasında şöyle der; Sanat, toplumsal ve siyasi meselelerle ilgili mesajlar ve duygular ileterek siyasi olmaz. Toplumsal yapıları, çatışmaları ya da kimlikleri yansıtma biçimiyle de siyasi olmaz. Tam da bu işlevlere aldığı mesafe yoluyla siyasi olur.

Bu noktada yükümlülük bize yani sanatın alımlayıcı kitlesine düşüyor. Okuduğumuz şiirde, öyküde, romanda ya da izlediğimiz filmde olası anlamlar üzerine düşünmemiz gerek. Bireysel görünen tutkuların, zaafların ya da kahramanın kendine dönük istenciyle örülmüş kurgulara gömülü yapısal-toplumsal izleri keşfedebilmeliyiz. Sanat hayata içkindir ve ancak kurgu dolayımından geçerek sanatsal değer bağlamına yerleşebilir. Rencier’in kast ettiği, sanatın mesafeyle yoluyla siyasi olmasının sanatsal değer bağlamıyla ilgili olduğunu düşünüyorum.

Sanatsal bağlam anlatıyı biyografiden, tarih bilgisinden ve fikir yazısından ayırır. Estetik ölçülerle -belki estetik sezgi demek daha iyi olur- kurulur. Sanatsal değeri için Uçan Köfteci’nin kahramanı Kadir’in gündelik konuşma dilindeki sözcük seçimlerine bakabiliriz. Değil mi ki, sözcükler yük taşır. Nasıl bir gelenekten geldiğimizin kodlarını içerir. Kadir çocuklarının annelerine ettiği itirazı haklı bularak karısı Azize’ye “Çocuklar protesto haklarını kullanıyor,” der. Buradan Kadir karakterinin siyasal bir geleneğin bilgisiyle çatıldığı anlaşılıyor. Daha sonra Kadir’in karısıyla aralarında geçen pek çok diyalogda da mesela “Bana tavır mı almışsın Azize?” gibi söylemlerle, kahramanın dayandığı gelenek ve kültürel yapı karaktere başarıyla dolayımlanıyor.  Şiirlerden alıntılar ve düşünürlerden parçalarla konuşması da Kadir’i kuran unsurların ip uçlarını veriyor.

Nazmi Kırık’ın canlandırdığı Kadir’in hayatının bilincine varmış bir fikir dünyası olduğu anlaşıldığında uçma istencinin coşkusuna kapılıyorsunuz. En azından ben kapıldım. İlk izleyişimde Kadir paraşütle havalanırken onunla yükseldiğim için olsa gerek Kadir’e uçma pratiğinde yardımcı olan iki arkadaşının bir anda halay çekmeleri bu nedenle bana garip gelmişti. Bir anda davul zurnalı halay müziğinin nereden çıktığını anlamamıştım. Ve bunu filmin kusuru gibi algılamıştım. İkinci izleyişimde fark ettim; karakterler pratik yaparken yakın köyden bir düğünden müzik sesi geliyormuş meğer.

Uçan Köfteci’nin Kadir kadar derinlikli diğer kahramanı; Selin Yeninci’nin canlandırdığı Azize. Sanatsal değeri karşılayan gerçek, güçlü ve zeki bir kadın. Azize, kocasını uçma tutkusuyla birlikte kabul eder, sever. Bağlamın estetik gücünün Azize boyutuyla açığa çıktığı yer burasıdır. Azize’nin kabulü zorla üretilmiş bir rıza değildir. Kadir ve Azize’nin Hevsel Bahçeleri’ne bakan çay ocağında oturup sorunlarını konuştukları sahnede Azize kocasının üzüntüsüne üzüldüğünü derinden belli eder. Bu sahne ayrıca çiftin evliliklerindeki sevecen duygunun tazelenme ihtiyacının giderildiği, tatlı ve özgün birlikteliklerinin pekiştirildiği sahnedir.   

Azize sadece Kadir’i aynalamak için var kılınan bir karakter olmadığı için de filmdeki yeri ayırt edicidir. İş yerinde ve kadınlar arasındaki sosyalleşme ortamlarında kendi bakış ve eleştirel görüşüyle vardır. Öne çıkarılabilecek izlemelerden birisi Azize’nin etrafındaki diğer kadınlar gibi türban değil Kürt kadınlarının geleneksel örtüsü olan beyaz tülbent takıyor olması. Mesela uzun manto da giymez, onun yerine çiçekli elbiselerle işe gider. Ailesinin ve yakın çevresinin dini-siyasal eğilimlerine sahip olmadığı böylelikle Azize’nin kendi uzamsal boyutunu sergilediği görülüyor.

Filmde kullanılan mekanlar üzerine ışık düşürmeye çalışırsak; köfte tezgahının Bağlar dört yolda olması kanımca az şey söylemiyor. Tezgâhın karşısında kadraja girmeyen polis karakolu ve tezgâhın arkasındaki binada doksanlı yıllar boyunca adresi değişmeyen HEP il başkanlığı bulunuyor. Tüm izleyicilerin bu bilgiye vakıf olması beklenemez elbette ama bu lokasyonu bilenler için mekan boyut kazanıyor, konum çarpan etkisi yaparak katlanıyor.  

Uçan Köfteci metafor yorumlama bakımından da ele alınabilir. Örneğin salondaki izleyicilerden birinin film boyunca suyun kullanım biçimlerini karakterlerin ruh halleriyle ilişkilendirdiğini hatırlıyorum. Filmin odağını oluşturan uçma arzusunun özgürlükle bağı kurulabilir. Bir direk üzerinde kırmızı bir kumaşın sallandığı sahneler göndere çekilememiş bir bayrak metaforu olarak yorumlanabilir. Yer yer tekrarlanan “Balta nereden çıktı?” sorusuysa özgürlük arayışının görünmez ellerce baltalanmasının parodisi gibidir.

Kentleşmenin, hızlı ve çarpık yapılaşmanın Diyarbakır kent mimarisine olduğu gibi kent sakinlerine etkisi de Rezan Yeşilbaş’ın dikkatinden kaçmıyor. İmara açılan arsalarla bir anda siteleşen, zenginleşen, hazımsız insan popülasyonu kameralara yakalanıyor.

Sanatın acıları göstermenin en iyi yolu olduğuna ikna isek sanatın aynı zamanda bizi kendi sorumluluklarımızı üstlenmeye çağırdığına da ikna olmalıyız. Sanatın kendini aşma, sorumluluklarımızı hatırlatma ve rahatımızı kaçırma yetkisi vardır. Kentimizdeki ve kendimizdeki yozlaşmanın farkında varmamızı ister.  Ranciere’ın tezini geliştirirken sırtını dayadığı Adorno’dan aktararak söylersek; Sanat yapıtı sadece kendimizi ona teslim etmenin ötesinde bir şeyler de bekler bizden. Umut rahata ermemişler arasında bulunur en çabuk.  

***

Uçan Köfteci hakkında yazmak istememin ikinci nedenine gelirsek. İlk neden kadar önemli ve uzun yazılabilecek ama kısaca değinmekle yetineceğim. Kürt kentlerinde, benim gördüğüm, nitelikli film seyircisinin önemli ölçüde kadınlardan oluşması. Bu kadınların sinemaya gidebilmek için yanlarına çocuklarını almak zorunda oldukları gerçek. Konu bu değil, konu erkek izleyicilerin çocuklu salonda film izlemeyi sorun etmesi ve söylenmesi. Filmi ikinci izleyişimde sinema salonunda birkaç çocuk vardı ve beyler bundan rahatsız olduklarını açık açık ifade ettiler. Ardından cep telefonlarını sessize almadıkları için sessizce filmi izleyen biz kadınların ve çocukların dikkatini dağıttılar. Şimdi rahatsız olanlara diyorum ki; karşınızda iyi bir film varsa ve siz iyi odaklanırsanız çocuklar seyir keyfinin önünde engel değildir. Çocuklarını önceden, sessiz olmaları konusunda iyice tembihlemiş kadınlara çatacağınıza telefonunuzu sessize alın.

Yorum yapın