
Laura Shepperson – Phaedra adlı romanı Bala Ulaş Ersay çevirisiyle Eksik Parça Yayınlarından okura sunuldu.
Phaedra, Yunan mitolojisinin hüzünlü kahramanlarından biridir. Laura Shepperson, trajediyle yoğrulmuş bu yaşamı romana konu etmesi, insan psikolojisini anlama ve anlatma, güç ve adalet sistemine eleştirel bir bakış isteğinden başka nedir ki?
Phaedra, kadınların gücünü vurgulayan, kadınların sesi olan, gerçekler, güç ve adalet üçgeninde kadınların direncini gösteren önemli bir roman kuşkusuz. İnsanın en kırılgan varlık olduğunu, karanlık iş birliklerini, acımasız gücü ve adalet arayışının zorluklarını içtenlikle anlatması eseri önemli kılıyor. Suçluluk, kader ve aşk gibi evrensel konuları kurgunun içine ustalıkla yerleştirmesi yazarın başarısı bana göre.
Bol kahramanlı eseri benim için önemli kılan bir nokta da mitolojide yaslı bir kahraman olan Phaedra üzerinden erkek egemenliğini, kadının bu noktada çaresizliğini anlatması. Bu çaresizlikten bir başkaldırı feminist bir bakışın gün yüzüne çıkması eseri benim açımdan önemli kılıyor.
Phaedra, sanatsal yetenekleri olan zeki bir soyludur. Güzelliklere önem verir. Kurnaz düzene tamamen terstir. Phaedra, olayları ve kadınlara biçilen rolleri daha derinden yaşayan, içselleştiren bir yapıya sahiptir. Sessiz bir gücü vardır. Bütün meselenin başladığı nokta da budur.
Yazar eserini mitolojik olağanüstülüklerden sıyırıp, psikolojik bir gerçeklik le anlatarak eseri okunur ve merak edilir bir sınıfa sokuyor. İktidarın yarattığı korkuyla kahramanın psikolojisini ustalıkla veriyor okura.
Baş kahraman Phaedra’nın Theseus’la zorla evlendirilerek Girit’ten ayrılması Phadera’nın insan değil bir araç olarak görülmesi ve güçlü olana sunulması kişisel ve toplumsal trajedinin başlangıcı olarak düşünülmeli. Parçalanmış benlikle mitolojik kahramanı içselleştiren birçok okur olacaktır kanısındayım. Mitolojik kahramanın günümüz kadın psikolojisiyle harmanlanması kitabı üst sekmeye çıkarıyor.
Eserin zaman zaman birinci tekil şahıs, zaman zaman çoklu anlatıcı diliyle yazılması, psikolojik iç monologlar okuru olayın içine daha kolay çekmekte ve eseri kolay okunur kılmakta.
Eserin feminist bir bakış sergilediğini ilerleyen sayfalarda sık sık görmek mümkün. Kadının kendi yaşamını bir erkeğin kontrolüne bırakmamak için direnmesi bunun için stratejiler belirlemesi kitaptaki satır arası önemli ayrıntılar. Acılarla şekillenen bu planlar kadına zaman içerisinde bir güç kazandıracağı muhakkak ancak kadının kimlik arayışı o gün de bugün de devam etmekte. Her dönemde, gücü elinde tutan düzenin kadına baskısı, onu görmezden gelişi kısaca kadının yalnızlığı vardır. Kolay suçlanan, ahlaki ve dini değerler üzerinden kolay yargılanan kadın, öfkesini kontrol edebilir mi? Kadın bedeni üzerinden yürütülen her türlü eylem, erkek egemen toplumlarda güç gösterisi değil de nedir? Mesele kadının bu güçle nasıl başa çıktığı ve hayatta kalabilmek için verdiği mücadeledir. Bu mücadele tek başına mı yoksa dayanışmayla mı olmalı? Mitolojik kahraman Phaedra’nın nasıl savaştığı belki de birçok kadına ilham olacak.
Bir başka bakış açısıyla eser, ataerkil düzenin en yıkıcı yönünü ele almakta. Bu düzende kadının yok sayılışı, adaletin sadece erkeklerden ve güçlülerden yana oluşu günümüzde de çok yabancısı olmadığımız kara bir düzen. Mitolojik kahraman Phaedra üzerinden toplumdaki güç yapıları, kadınların yaşadığı şiddet ve yas, modern bir kurguya dönüştürülmüş.
Eserin önemli bir bölümü asıl mesele olan adaletin olmadığı düşüncesinin netleşmesidir. Bu durumda haklı ve güçsüz olan ne hisseder? Adalete /tanrılara inancını kaybetmiş kahraman Phaedra’nın sürüklendiği intikam ve umutsuzluk duygusu hiç yabancısı olmadığımız bir durum değil mi?
Eserin sonunu meraklı okurlar için çözümlemiyorum, ancak mitolojik anlatılar da bugün de hırs, intikam, güç gösterisi ve çıkarlar kadının sesinin hep susturulmasıyla paralel bir eylemdir.
Eser, baştan sona travmatik olaylarla ilerleyen, gerçeği sorgulayan bir adalet arayışı, insan / kadın olabilme savaşıdır.
Okumanızı öneririm.
















