
Kırkların sonu, ellilerin başında Italo Calvino, savaş zamanında bir partizan ve anti-faşist olarak yaşadıklarını anlatan öyküler yazmaya ve yayımlamaya başlar. Örümceklerin Yuvalandığı Patika adlı kitabını 1946’nın sonunda bitirdiğinde daha o zamanlar tanınmış bir yazar olan arkadaşı Cesare Pavese’ye gösterir. Pavese bu kitabın yayımlanmasını önerir. Kitap l947’de yayımlandığında hatırı sayılır bir başarı sağlar; 6000 adet satması, o günlerde, savaş sonrası İtalya’sında küçümsenmeyecek bir başarıdır. Böylece ilk kitabı ile İtalya’daki prestijli “Riccione Ödülü”nü kazanmasıyla, yazar olarak kariyeri de başlamış olur. Bu başarının ardından Einaudi Yayınevini tekrar canlandırması için Pavese’nin editörlük teklifini kabullenmesi de genç yazar Calvino’nun entelektüel ve artistik gelişiminde önemli bir etken olur. Bir editör olarak, işinin gereği, modern İtalya’nın en önemli yazarlarının eserlerine katkıda bulunma fırsatını yakalamıştır. Aynı zamanda editörlük onu bir metin okuyucusu durumuna getirmiştir. Bu deneyim Calvino’nun olağanüstü kurguların yanı sıra yarı-kurgusal eserler yaratmasını da sağlar. En göze çarpanı, 1979’da yayımladığı Bir Kış Gecesi Eğer bir Yolcu adlı kitabıdır.
Yazar, okurundan, bu kitabı okuma süreci içerisinde, ön kabullerini, beklentilerini ve hazır kalıplar içerisindeki tavrını bir yana bırakmasını ister. Parçalanmış, birbirinden bağımsızlaştırılmış metinleri bir araya getirerek, sabırlı bir okurun, bu metinleri tıpkı bir bulmaca çözer gibi tek tek okumasını, yazının izin verdiği ölçüde birbirleriyle bağlantı kurmasını, anlamlandırmasını ister.
“Italo Calvino’nun yeni romanı Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu romanını
okumaya başlamak üzeresin. Gevşe. Dikkatini topla. Bütün öteki düşünceleri
sav kafandan. Evrendeki dünya bırak silinsin.
En iyisi kapıyı kapatmak; yan odadaki TV hep açık.
Hemen ötekilere söyle,“Hayır, ben televizyon izlemek istemiyorum.”
Sesini yükselt- yoksa seni duymazlar-
“Okuyorum! Rahatsız edilmek istemiyorum!”
Belki duymadılar, onca gürültünün arasında;
daha yüksek sesle söyle, bağır.“Italo Calvino’nun yeni romanın
okumaya başlıyorum!” Ya da istesen hiçbir
şey söyleme; belki seni rahat bırakırlar.
En rahat duruş biçimin bul: Oturmak mı olur,
yayılmak mı, kıvrılmak ya da kalas gibi uzanmak mı.
Kalas gibi sırtüstü mü, yan mı, karın üstü mü.
Bir koltukta mı, bir kanepede mi, bir salıncaklı sandalyede mi…”
Böyle bir başlangıçla yazar, okura, klasik bir anlatıma sahip bir roman okumayacağını sezdirmek ister. Bu kitabın odak noktası bir kitabın doğuşu, yazarı ve okuru üzerine felsefi bir sorgulamadır. Yazar kendi keyfi için mi, yoksa okurun hazzı için mi yazmalıdır? İnsanı şaşkına çeviren bir öykü yazmak mümkün müdür? Eğer bu mümkünse, bir bilgisayar aracılığı ile bugüne kadar yazılmış kitapların yapısını irdeleyerek ve onlara değinerek bir öykü yaratmak imkânı var mıdır? Calvino yazmayı kendine sorun edinen her yazar gibi bu soruların cevabını aramaktadır. Amacı kusursuz bir öykü anlatmaktır. Anlatıyı, metni arayan ve okuyan kişilerde odaklaştırır. Alışılmışın tersine, içinde etik ya da ideolojik bir mesaj taşıyan, ‘Acaba sonu ne olacak?’ diye merak edilen, okurun soluk soluğa son sayfaya ulaşmaya çalıştığı bir anlatı olmadığını okur ilk etapta anlar. Gerçi bir öykü anlatıyor gibi yapsa da bir iki tümceyle özetlenemeyecek, gerilim taşımayan, yarıda kalmış izlenimi uyandıran bir öykü okuyordur okur. Anlatıda metinler metinleri doğurur, yazar kabına sığmaz bir biçimde anlatmanın coşkusunu yaşar. Calvino’nun kendisi de metnin içinden oyuna katılır, onun, geleneksel edebiyat okurlarının ve eleştirmenlerinin gözünün içine baka baka, onlarla dalga geçtiğini duyumsarız. Yirminci yüzyılın bütün okuma eylemlerini alaycı bir üslupla romanlaştırır. Birçok romanlara göndermelerde bulunur. Yazar-okur diyalogunu kurguya dâhil eder. Bir anlamda yazarlığın romanını, bir diğer anlamda da okumanın romanını gerçekleştirmeye çalışır. (Jale Parla, Don Kişot’tan Bugüne Roman, İletişim Yayınları,2000)
Roman, doğrudan okura hitapla, ‘sen’ diye başlar: “Italo Calvino’nun yeni romanı Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu romanını okumaya başlamak üzeresin. Gevşe. Dikkatini topla.” İkinci şahıs ‘sen’ tüm bu yukarıdaki metin boyunca devam etmez. Anlatıda birinci, ikinci, üçüncü şahıs adılları da gerekli olduğunda kullanılır.
Bu anlatının merkezinde hem yazarın hem de okurun kişiliklerinin incelenmesi yer alır. İki çeşit yazar vardır. Birbirlerinin zıddı olan iki yazardır bunlar; biri üretken yazardır, diğeri ise azap çeken yazardır. Üretken yazar çoksatar kitaplar yazmaya aday bir yazardır; kitabını yazarken sözler su gibi akıp gider, romanı gelişir, hiçbir zorluk çekmez, yazma sürecinde her şey pürüzsüz ilerler. Azap çeken yazar ise pek üretken değildir; tırnaklarını yer, kafasını kaşır, kâğıtları buruşturur, gününü hikâyesinin yönünü tespit etmek için aldığı notlarla geçirir. Üretken yazar ile azap çeken yazar arasında bir rekabet vardır. Üretken yazar acı çeken yazara gıpta etmekten kendini alamaz. Acı çeken yazar da toplumun isteklerine göre, bilgisayarda üretilmiş romanlar yazan üretken yazarı kınar. Ama yine de kendini bu kadar güvenle ifade eden yazarı da kıskanmaktan kendini alamaz. Sözün özü, acı çeken yazar üretken yazar gibi, üretken yazar da acı çeken yazar gibi yazmak ister. İşte Calvino’nun bize anlatmak istediği budur. Yazma eylemini katı bir gerçeklikle anlatma yoluna gitmektense değişik öykülerle, değişik okur tiplerini komikleştirerek romanını kaleme alır.
On değişik öykünün yalnızca başlangıcı olan yukarıdaki alıntı Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu romanında on değişik yazarın yanı sıra on tane okuru da anlatıya dâhil eder. Bu okurlar arasında Ludmilla, yazarın ulaşmak istediği ideal okurdur. Ludmilla’yı şöyle tarif eder:
“Bu kadın için (…) okumak demek, kendini her türlü amaçtan,
geçmişteki her türlü yargıdan arındırmak, insanın hiç beklemediği
bir anda kendini duyuran bir sesi, bilinmez bir kaynaktan,
kitabın ötelerinden, yazarın ötelerinden, yazma göreneklerinin
ötesinden gelen bir sesi, yani söylenmemiş olanın sesini,
dünyanın henüz kendisi için söylemediği, nasıl söyleyeceğini
de bilemediği şeyin sesini yakalamaya hazır olmak demek. (s. 246)
On değişik okurdan ilki ancak birkaç sayfa okuduğunu, sonra kendini hayale kaptırıp kitaptan tümüyle bağımsızlaştığını söyler. İkinci Okur çok dikkatli bir yakın okuma uzmanıdır. Hiçbir üslup özelliğini kaçırmaz. Kitap onun için ince dil öğelerinin çevresinde döner. Üçüncü Okur her okuyuşunda ilk kez, yeni bir kitap okuyormuş duygusuna kapılır. Sürekli değişen, daha önce bilincine varmadığı yeni şeyleri gösteren bu kitap sınırsız sayıda değişik öğeyi bir araya getirmiştir. Dördüncü Okur, üçüncüyle aynı fikirde olmakla birlikte metinler arası ilişkilerin yazın geleneğindeki yerini bilir. Tüm okumaların eğitilmiş okuma olduğuna, masum bir ilk okumanın mümkün olmadığına, her metnin daha önce yazılmış (ve okunmuş) tüm metinlerin bir uzantısı olduğuna inanır. İyi bir Julia Kristeva öğrencisidir, her metnin alıntılar mozaiği ile yapılanmış olduğunu, her metnin, bir başka metnin dönüşüme uğratılmasından doğduğunu bilir. Okur, böyle bir metne- metnin dokusundan dolayı- zengin bir çeşitleme ve çağrışım yolu ile girmektedir. Bütüncül yapı artık tamamıyla yıkılmış, farklılıkların bir arada olmasında estetik güzellik yakalanmaya başlanmıştır.
Beşinci Okur, okumalarında mitik arketipleri, ilk kaynakları bulur. Altıncı Okur için okuma tükenmez bir arzudur. Yedinci Okur için ise yalnızca sonlar anlamlıdır. Bu yedi okura kitabın başkişileri olan Okur ve Öteki Okur da eklenince dokuz okurluk bir grup ortaya çıkar. Onuncu Okur ise Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu kitabını okuyan bizlerizdir.( Jale Parla, Don Kişot’tan Bugüne Roman, İletişim Yayınları,2000)


















