
I.
Ritmini, tonunu, içeriğini etki altında kalmadan tamamen kendisi belirleyen yazı bizden bağımsız. Zamanı çekiştiren odur. Zamanı büzüştüren. Zamanı oyalayan. Zamanı genleştiren. Zamanı sakız yapıp çiğneyen. Erteleme, budama, bahane, mazeret, kaytarma vb. dinlemeyen…… Gözlerin yaşına asla bakmayan….. Her durumda bildiğini okuyup gözünü bir şekilde boyayarak yazarını peşinden sürükleyip durur.
Madem böylesine bağımsız nasıl oluyor da altına imza atı(lı)yoruz? Kabul etmek lazım sanki: Roman ile yazarı arasındaki, şartlı bir birlik. Roman, bağımsızlığını daha en baştan sorgusuz sualsiz kabul etmeyenin kulağına ismini fısıldamıyor. O halde biz onunla aramızda — kaçınılmazlığını yüzdeyüz duyumsadığımızdan— kurulması için can attığımız bağı kurmaya buradan başlayalım. Ve şu cümleyi kurmaya cüret edelim: Roman, bağı bağımsız yerden kurma teklifidir.
Ona söz geçirdiğini sanan, dizginleri elinde tuttuğunu iddia edenler vardır; vardır ama onlarla aynı safta olamayacağımız kesin. Niyetimiz ayrışmak, ayrıştırmak değilken roman yazan biçareye bir karakter kazandırıp onun içinden taşan soruların peşine takılıyor olabiliriz pekâlâ. Buna yasak konamaz. Yoksa ancak -mış gibi yaparak mı mümkün böylesi soruların, vesveselerin giderilmesi? İster romanı yazmaya soyunmuş biçare ister böylesi çapraşık meselelere ancak uzaktan bakmakla yetinen gölge….. Farketmez. Yoksa diye düşünür burada eyleme geçse de geçmese de yazı(sı)nın sesine kulak vermeyi ihmal etmeyen: İkisi aynı kapıya çıktığında kapısız mı kalacak evren?
II.
Dağıtmadan, ilk güdüye dönelim iyisi mi: Peki, tamam, yazı bizden bağımsız ama sahi biz kimiz? Hem yazan hem okuyandan bahsediyorum. Ayrı ayrı ve birarada. Eh ne de olsa kitabı en çok okuyan kişi başta bizzat yazarın ta kendisi. — Gerçi yine emin olamayız ya, neyse. Şimdilik ne yapıp edip öylesi aş’rı uçlara açılmayalım.
Yaz(ıl)ma hızıyla oku(n)ma hızı eşit olacak diye bir kesinlik ufukta kolay kolay belirmeyecektir ama biz pekâlâ —niteliklerini belirleyecek olgular sunmak gibi bir kendinibilmezliğe kapılmadan bunu bir bakıma teknik hallere indirgemeye çalışarak— konuya şuradan yaklaşabiliriz: Hızla, nefessizce yazılan o yüzmetreengelli kitaplar okurunun elinde uzun uzun sürünebileceği gibi en duraksamalı-buhranlı-takılmalı yazma eylemi tek solukta oku(n)maların nesnesi olabilir.
Yazar bunun neresinde? Kitap hayat bulduğunda o artık bir bakıma devreden çıkmamış mıydı? Roman okurun avuçlarına kurulduğu andan itibaren demektir ki: İmkânsız sanılan doğum çoktan tek avazda gerçekleşmiş, varoluşun tüm diyetleri ödenmiş, başka beden rulosuna başka hayatlar yazılmaya çoktan başlanmış. Belki yazar kederli. Kolay değil. Teselli sunulamaz. Elden ne gelir. Bedenin-zihnin-kalbin hatırladıkları yazılanın şafağına ulaşamayacak. Olsa olsa artık çoktan silinip gitmiş bir zamanın kalbinin o satırlarda ve o bedende atıp atmadığına odaklanacak biridir oradaki. Başka kitapların tohumuyla yüzleşmek zorunda kalacağından kaçması an meselesi. Kendini o kitabı yazmakla tanımladığında başta kitabı gülecek ona. İstediği kadar imzalar atsın; çoğalıp yayılmış, dağılmıştır artık kitap nesnesi. Yeni okurlarının yazımına amade boş defter olup çıkmıştır.
Heyecanlanmasın da ne yapsın; tıpkı yazarıyla ilk karşılaştığı günlerde olduğu gibi kendisine biçilecek kimbilir ne hayatların hayalindedir. Ve tabii orada yine tıpkı yazıldığı sıralar yaşandığı gibi tanımlanmalara yüz vermeyen nice yepyeni hız-duraklama-ani fren manevraları. Boşluklar da olacaktır. Savruluşlar. Beklenmedik dengesizlikler, aritmi, hasarlı gaza basmalar, savrulup sürüklenişler. Kimse bilemez. Kitabın kaderini elinde tuttuğunu sanıp basbayağı aldanan o muktedir yazar bile.
III.
Roman nehri bedenimden içeri ve dışarı kendi yatağını kâh derinleştirip kâh sığlaştırarak akmayı sürdürüyor. Durgun-coşkun, çılgın-suskun bir şarkı tutturmuş. Net duyduğum oluyor sözlerini; sonra bir anda ses siliniyor; hareket öne geçiyor. Uğultusu bazen netliğimi bulandırıyor. Yönümü yitirdiğimde Not al hemen diyor bilinç kıyısından bir yolcu. Kaç defter mümkün ki aynı anda diye zar zor bir yanıt çıkıyor ağzımdan. Suyun oyunlarına kapılanın eli kalmazdı yazmaya. Ne bilsin atını o ağaca bağlamayan.
Neyse şimdi sinirlenmenin sırası değil. İşimize bakalım. Ama nasıl susturmalı geveze suyu. Hemen ardından yemeyip içmeyip bir başkası sesleniyor: Sen aldanma sakın, hiç kıpırdamadan romanını yazmaya devam et. Bağımsızlığı falan düşünme. Nereden çıktı şimdi bu not kumkuması. Klostrofobiye kapılırsın bak, sakın ha. Bırak onu tek tür tekeline-çukuruna düşenler düşünsün. Şiirin çağrısına kapılmana ramak kalmış. Bitir şu romanı. Bir an evvel kapat mesafeyi. Nehir boyu ser bedenini mürekkep yatağına. Aklım da kalbim de bu sese yattı. Yatıp kalkacağım ve nabzıma soracağım. Cevabını elyazmaları verecek.
IV.
Nehir bu; yazı kadar başıboş ama yönü hep öteye. Sakin zamanlarımda kolumdan hadi hadi çekiştirmesi yetmezmiş gibi delidolu anlarımda beni sükûnete davet ederek zorlamayı müthiş bir işgüzarlıkla sürdürüyor. Boyun eğmesen kaç yazar. Görüyorum onu, görüyorum kendimi ve hemen akabinde birliğimiz beliriyor. Kıvrıla döne birbirine dönüşenlerin prizmasında tüm nefesleri aynı anda tutup çiçek dürbününe dönüşmeyi düşleyebilirdim ancak. Kimi zaman baştan ayağı çamura bulanmışım; yanım yönüm karambol; sonra bir bakıyorum berrak zeminde gökleri ağırlamaya soyunmuşum. Hangisi ben, kim değerlendirecek. Kim kime masal derleyecek, kimden kaçacak hangi biri? Sökülme nerede başlamıştı? Harcı karan mıydı duvarı döşeyen? Mayalanan mı asileşti son dönemeçte? Yazının bedeninden kan damladığında neden bende bir acı?
Biliyorum, hiçbir nehir geri dönmez. Aklından bile geçirme. Ne güneş pes ettirebilmiş bir nehri ne çılgın fırtınalar söz geçirebilmiş ona. Umarsız bir direnci var; dile getirmeden yarattığı dağ oyuklarında mağara kılığına sokuyor taşı. Mağrur devamlılık. Çakıl biriktiriyor. Yıldızı sektiren de ışık oyunlarına eşlik eden de o aynı nehir. Benimle didişmediği kesin. Romanla alıp veremediği yok.
Nehrin kristallerine eklenmiş ağır aksak çabalayan kendimi akarken görüyorum. Hayat acemisi suya kapıldığında ahenkli. Dış sesleri susturan onun nehirle birleşmesidir: Aczimdir olsa olsa hayatımın tellerine gaipten hece dizerken yalpalayışlarım.

















