Öğretilemeyen Şeyler: Parçalı  S ö z Bulutları | Pelin Özer

Şubat 20, 2026

Öğretilemeyen Şeyler: Parçalı  S ö z Bulutları | Pelin Özer

• S ö z ü n ben-liğine ve pekçoğumuza saklı kalmış yaşantısına ancak kendimizi ona tamamen bırakarak, adeta (s) ö z e dönüşerek katılabiliriz.

Form değiştirmek kadar algılanabilir bir deri değişimi olacak bu.

• S ö z c ü k l e r i n en net karşılığı bedensel ve ruhsal ifadelerimizde. Onlara ne kadar uyandığımızsa meçhul.

• Öğrenmenin ve öğretmenin s ö z konusu bile edilmediği, akla getirilmediği, zihni doldurmadığı, kalbi yolundan çevirmediği düzlemlere yayılmayı göze alırsak s ö z c ü k l e r i n bilincine gayriihtiyari bir daha bir daha doğacak; bilumum sırları(nı) rahatça çözebilir hale geleceğiz. A-fe-rin bize.

• Yerlerinde duramadıklarını, değişimi ertelemediklerini, sürekli başka şeylere dönüştüklerini; güçlerini bu zaman zaman çileden çıkaran arsız-ansız(ın)-eserekli hallerinden de devşirdiklerini bize kimse söylemedi. Bizi çileden çıkardıklarında taş kesildik, sesimizi çıkaramadık. Faniliklerine uyanmamız epey zaman aldı. Kim derdi ki yoklukları iç sızlatacak, çılgınca özlenecekler……..

Kendimize orantısızca yüklenmeyelim. Ölümlü olduklarını da ölüp ölüp dirilmek gibi yeteneklerle donatıldıklarını da bilmemiz beklenemezdi. Kronolojisi, içeriği, düzeneği belirli o ömür kime biçilmiş ki…..

Ah o heceler, s ö z c ü k l e r, belirtili-belirtisiz-müphem tamlamalar; kırılıp dökülmeye de sapasağlam dikilmeye de aynı oranda meyilli bütün o harf güruhu…… Birbirimize göbeklerimizden bağlıyız.

Elime dolandıkları anda bütün o tekinsiz hallerine rağmen beni hemen kıvama sokarak yazılmamış bir kitap daha doğ(ur)acaklarına yemin edebilirim.

• S ö z c ü k bunlar; işte oradalar, kendi hallerinde, bildiklerini okumakla meşguller; o sıradaysa biz ağımızı germiş, ağ olup serilmiş, bekliyoruz sadece.

• El yordamıyla keşfimize açıldı s ö z evreni. Zahmetsizce tavaf edilenlere define.

• Katar katar dolanıyorlar evreni. Kuşak olmaya göz dikmişler. Tedavülden kalkmaya, doğmaya, yenidendoğmaya, hortlamaya, miatlarını doldurmaya dirençli tabiatlarıyla daima gündemdeler.

Alttan alta sezdirmedikleri, ipucu vermedikleri gibi herhangibir dili gözeneklerine varıncaya dek köşe bucak tavaf etmelerin(in) sonunun gelmeyeceğini duyurur gibi bir hallerdeler. Ama yine de aradasırada, bunun kişiyi pes ettirecek raddeye varmadan dilin kendisi tarafından çözümlenebileceğine dair o silik sezgiyi de he-ce-le-mek-ten geri durmuyorlar.

• S ö z c ü k l e r i n yaşı yok. Kimseyle bir dertleri de……. Kendilerini çekiştirip duranlara yan gözle baktıklarına, kapıları zorladıklarına rastlamadım. Unutulmak ve hatırlanmakla; tazelik ve bayatlıkla; art-öte-dip mefhumlarla alıp veremedikleri olduğunu da hiç sanmam. Tuhaf ama bugüne dek bize çıtlatılmadı bunlar. Yine de birilerine yerli yersiz sataştıklarını, nifak tohumları ektiklerini gören varsa beri gelsin.

Ne bekliyoruz o halde? En azından onları çekiştirip durmayı bırakalım, rahatlarına çomak sokmayalım. Bir durup düşünelim mesela: S ö z c ü k l e r bildiklerini okumayı tüm hafiflikleriyle sürdürür, güle oynaya yaşayıp giderken yollarına çıkıp oyunlarını bozan biz olamaz mıyız.

• Ancak kişisel gayretlerimiz sonucunda çok terler dökerek çok dirsekler çürüterek varabileceğimizin söylendiği cazip Eldorado’lar çizilmiş görünmez haritalarımıza. Daha çizilirken silinmeye başladıklarından olsa gerek, peşlerine düş(e)memişiz. Bu sebepten: İzler sürülemeden kalmış. Pes etmeler kendine tarih yazmış. Boyun eğmenin rehaveti pekçoklarını rehin almış. Aklına bile gelmemiş bazılarımızın, kalbi seğirmemiş: Oysa her durumda bize sessizce yol döşeyen, yol gösteren s ö z c ü k l e r var.

O halde başa dönelim. Nerede şimdi o haritalar? Kazırsak s ö z ü n parlak yüzeyini belki……..

• Kalbimizin, zihnimizin odacıklarına doluşan o s ö z c ü k l e r bizim için nasıl hayatlar kurguluyor acaba?

Yorum yapın