Modernite Tasarımları ve İlerleme Kavramı | Prof. Dr. Onur Bilge Kula

Nisan 8, 2026

Modernite Tasarımları ve İlerleme Kavramı | Prof. Dr. Onur Bilge Kula

Habermas, ‘Sosyolojinin Dil Kuramı Açısından Temellendirilmesi’[1] kitabının ‘Modernite Tasarımları’ bölümünde, “klasik” modernite ya da çağdaş dönem kavramının önce Hegel tarafından belirlendiğini ve Karl Marx tarafından “toplum kuramına ilişkin araçlarla” çözümlendiğini, daha sonra da Max Weber, Lukacs ve Frankfurt Okulu tarafından açımlandığını vurgular. Bu düşünürün anlatımıyla, söz konusu gelenek, “giderek genelleşen ya da tümelleşen akıl eleştirisi” ile ilişkilendirilmiştir. Söz konusu nedenle, modernitenin “özeleştirel bir kesinleşme projesi” akıl eleştirisi yardımıyla, bir başka deyişle, “dilsel olarak somutlaşan ve konumlanan” akıl eleştirisiyle sürdürülmüştür. Bu “dilbilimsel dönüm noktası, birbiriyle rekabet eden iki görüşü” ortaya çıkarmıştır. Bunlardan biri, “modernitenin normatif öz-anlayışının aşılması”; diğeriyse, “iki anlamlı klasik modernite kavramının özneler-arasılık” kavramı açısından yeniden biçimlendirimidir.

Bu açıklamamalar, Habermas’ın da Humboldt, Hegel ve Saussure gibi, bütün düşünme ve düşünmenin sonuçlarını adlandırma eyleminin dil dolayımında gerçekleştirildiğini temel aldığını göstermektedir. ‘Dilbilimsel dönüm’[2] anlatımı, dil eleştirisi ve çözümlemesinin felsefede ve dilbilimde başatlaşmasını nitelendirir. Bu kavrama vurgu yapılması, söz konusu eğilimin öne çıktığını dile getirir.

Habermas, hem dilsel dönüm kavramının önemini vurgulamak, hem de büyük ölçüde dil felsefesi niteliği taşıyan öz felsefesini anlatmak amacıyla, ‘Tarihsel Materyalizmin Yeniden Oluşturumu’ kitabında dil eylemi, öznellik, özneler-arasılık ve kişilik gelişimi gibi kavramların çözümlemesinde dil eylemlerinin biçimlendirici etkisini vurgular. Anılan kitaptaki anlatımla, dilsel olarak oluşturulan “özneler-arasılık yapıları”, dil eylemlerinde örnek oluşturucu biçimde araştırılabilir. Söz konusu yapılar aynı şekilde “toplum dizgeleri ve kişilik dizgeleri” için de oluşturucudur (Habermas 1976, s. 12). Bu filozof, anılan kitabının ‘İlerleme ve Sömürü Hakkında Açıklama’ bölümünde aile, devlet ve ayrımlaşmış ekonomik sistem gibi temel kurumların, “toplumsal örgütlenme ilkelerinin” ‘toplumsal bütünleşme’ ve ‘tarihsel ilerleme’ kavramlarıyla ilişkilendirilmesi gerektiğini ve bu kurumlar arasındaki her türlü iletişim, eşgüdüm ve etkileşimin dilsel süreçler olduğunu vurgular (Habermas 1976, s. 180). 

Modernite, Yeni Bir Çağın Bilincini Anlatır

Habermas’a göre, “modernite” (Almanca: die Moderne), bir başka anlatımla, çağa uygunluk kavramının felsefileşmesinin nedenleri şu üç soru bağlamında açıklanabilir:

  • Birincisi, filozoflar “ne zaman ve niçin özgün modern yaşam durumunun yorumuyla ilgilenmiştir?”
  • İkincisi, “Modernitenin felsefi yorumu niçin akıl eleştirisi biçimini almaktadır?”
  • Üçüncüsü, felsefe, “yorumunun uygulanmasını niçin toplum kuramına bırakmıştır” (Habermas 2009, s. 366- 367).

Latince ‘modernus’ sözcüğünün 5. yüzyılın sonuna doğru “Hıristiyan ‘şimdiyi’, sapkın Roma geçmişinden ayırmak için” kullanıldığını belirten Habermas’ın çözümlemesi uyarınca, o zamandan beri bu kavram ‘yeniyi’ bilinçli olarak ‘eskiden’ ayrı değerlendirmeyi imleyen “yan anlamlar” kazanmıştır. ‘Modern/çağdaş’ kavramı, Avrupa’da farklı içeriklerde olmak üzere, “yeni bir çağın bilinci” anlamında kullanılmıştır. Dolaysız geçmişe “mesafe koyma” çoğunlukla “antik dönem” ya da ‘klasik dönem’ gibi “öykünmeye değer diye nitelendirilen” çağla ilişkilenme ile açıklanır. Örneğin, Avrupa anlayışında “Yeniçağın başladığı Rönesans”, Yunan klasiğiyle ilişkilenir. 1800’lü yıllarda bir küme genç yazar, “ülküselleştirilen Ortaçağı kendi normatif geçmişleri” olarak tasarımlamak suretiyle,  “klasiği, romantik ile karşıtlık” içine sokmuştur.

Söz konusu romantik yönelim de “yeni bir başlangıç” özelliği taşır. Fransa’da 17. yüzyılın sonlarında “klasikçi estetik” ile irdeleşme, sanat ve estetik deneyim için “modernlik/çağdaşlık anlayışının zeminini” hazırlamıştır. Bu irdeleşme sürecinde her dönem kendi “biçemini” yaratmıştır ve böylece ayrımlaşmıştır. 18. yüzyılın sonuna doğru “yeni tarihsel bir bilinç” yaygınlaşmaya başlamıştır. Hegel, Fransız Devrimi’nin ve Aydınlanmanın güçlendirdiği “tarihsel geçmiş ile kopuşu” açıkça belirlemiştir.

Şimdilerde “modern/çağdaş dünya radikal olarak geleceğe açılarak” , ‘eski’ dünyaya karşıtlığını ortaya koymaktadır. Şimdinin geçip giden “anı”, her kuşağa/nesle yeniden “tarihin kavranması için çıkış noktası” olma olanağı verdiği için öne çıkmaktadır. Tarih “kolektif tekil” bir kavram niteliğini 18. yüzyılın sonlarına doğru kazanmıştır. Bu dönemden sonra tarih “kapsayıcı ve sorun üreten bir süreç” olarak, ‘zaman’ ise, “gelecekten doğan sorunları” aşmanın “kıt kaynağı” olarak deneyimlenmektedir. Ardı ardına gelen meydan okumalar, “zaman baskısı” olarak algılanmaktadır.

Söz konusu “çağdaş zaman bilinci”, felsefeyi çok özel bir tarzda etkilemektedir; çünkü felsefe “tarihteki konumunu düşünümlemek zorunda kaldığında”, kuram ya da hakikatin belirlenmesi “bir zaman endeksi” kazanmaktadır. Felsefi görüşler, “bağlamdan bağımsız bir geçerlilik” savı öne sürdüklerinde, felsefe “bu endişe verici şimdiyi” anlamak ve kavramlaştırmak zorundadır. Felsefe, “felsefi düşünceyi ortaya çıkaran tarihsel durumun sınırlarını”, diyesi, modernite kavramını “bu niteliği” ile kavramak suretiyle aşabilir. Bu bakımdan, Hegel  “zamanını düşüncelerle” belirleme gereksinmesini dile getiren ilk filozoftur. Felsefe, zamanın meydan okumalarını, “yeni” zamanın çözümlemesiyle yanıtlamalıdır.

Çağdaşlık, eleştirel Akıl İle Sağlamlaştırılabilir

Söz konusu nedenlerle, felsefenin moderniteyi niçin “bir akıl eleştirisi biçiminde” kavraması gerektiği sorusunun başlıca nedenleri şöyle açıklanabilir: Modernite ya da çağdaş dönem, kendini “geleneğin karşıtı” olarak kavradığı için, “akılda tutunacak” bir yer arar. Öte yandan, kendilerini “çağdaşlar” olarak anlayanlar “öykünmek için”, sürekli olarak ülküsel bir geçmiş arasalar da, düşünümlenen modernite, “bu modelin seçimini kendi ölçütlerine göre”  gerekçelendirmek zorundadır. Modernite “kendisi için geride bıraktığı tek yetke” olan ‘akıl’ ile sağlamlaştırabilir; çünkü Aydınlanma adına geleneği “değersizleştirmiş ve aşmıştır.” Söz konusu nedenle, Hegel başta olmak üzere, birçok filozof,  “modernitenin irdeleyerek tanıma gereksinmesini”, moderniteyi “Aydınlanmanın çocuğu” olarak gören ve aklın koruyuculuğu görevini üstlenen felsefenin de gereksinmesi olarak açıklamıştır. 

Descartes’tan bu yana “yeni felsefe” öznellik ve öz-bilinç kavramları üzerine yoğunlaşmıştır. Akıl, “özünü bilen öznenin öz-göndergesinin kavramları” arasında yerini almıştır. Tin bir “öz-düşünüm” ile özüne sahip olmaktadır ve bu öz-düşünüm “salt nesnelerin değil, nesnelere ilişkin tasavvurların alanı” olarak kendini açımlar. Hegel de bu yaklaşım uyarınca “çağdaş çağı, düşünüm ile özgürlüğü güvence altına alan” öznellik ilkesiyle açıklamıştır. Hegel’in anlatımıyla, “zamanımızın büyüklüğü”, tinin kendi “mülkü olan özgürlükte” özünü bulmasında ve korumasında somutlaşır (Habermas 2009, s. 366- 369).

Söz konusu nedenlerle, çağının çağdaşı olma ve ilerleme, özgür ve öz-bilinçli özne, eleştirel akıl, özgür tin ve öz-bilinçli öznelerin etkileşimiyle biçimlenen özneler-arasılık kavramları temel alınarak açıklanabilir. Bütün bu kavramlar arasındaki ilişkinin ve etkileşimin itici gücü hiç kuşkusuz özgürlük ve özgür tin kavramlarıdır. 

Habermas’ın deyişiyle, Öznellik temellendirilmiş bir kavramdır ve bu niteliğiyle her şeyin “açıklık ve kesinliğini” güvenceler; açıklık ve kesinlik ise, her şeyden “kuşkulanma” ve her şeyi eleştirebilmenin temelidir. Bu bakımdan modernite “eleştirel tin” ile gururlanır. Bu kapsamda öznellik, hem “bireyselci”, hem de “evrenselci” bir anlam taşır. Her insan, öz-yazgısını belirleme ve herkes ile eşit olma hakkına sahiptir. 

Salt kuramsal öz-bilinç ve “aktarılan” ya da gelenekleşen her şeye karşı “eleştirel tutum”, modernitenin öz anlayışını biçimlendirmez; “öz- belirleyime ve öz-gerçekleştirime” ilişkin etik düşünceler de modernitenin özünü biçimlendirir. Modernitenin bu “ölçü koyucu” ilkesi, akılda yerini ve öznellik ilkesinde de anlatımını bulur. Kant, aklı “özeleştirel” kullandığı ve “aklın yeterliliğinden aşkın bir kavram” geliştirdiği için, Hegel, Kant’ın “üç eleştirisini”, bir başka anlatımla, “Salt Aklın Eleştirisi”, “Edimsel aklın Eleştirisi” ve “Yargı Gücünün Eleştirisi” kitaplarını, modernitenin “öz-anlayışının ölçü koyucu yorumu” olarak okumuştur. Kant, anılan “üç eleştirisinde”, insan tininin “metafizik yanılsamalardan” kurtulmasını, kendi koyduğu kurallarla özerkleşmesini ve “dinsel bağlamdan bağımsızlaşan” estetik deneyimlerin öznel koşullarını ortaya koymuştur.


[1] Jürgen Habermas (2009): ‘Sprachtheoretische Grundlegung der Soziologi- Konzeptionen der Moderne’; Suhrkamp Verlag, Frankfurt am Main

[2] Dilbilimsel dönüm ya da dönüm noktası, (İngl. lingusitic turn, Almanca die linguistische Wende) ‘dil eleştirel dönüm’, ‘dil çözümsel dönüm’ olarak da anılır ve özellikle 20. yüzyılın başlarında felsefe, yazınbilim ve dilbilim alanlarında dilsel aktarım biçimlerinin eleştirel aktarımı ve değerlendirimi anlamı taşır

Yorum yapın