“Linçler böyle biter; ölümle.” | Özlem Sipahioğlu

Şubat 12, 2026

“Linçler böyle biter; ölümle.” | Özlem Sipahioğlu

Sosyal medyada karşıma çıkan bir gönderiyle merak edip okumaya başladığım Trol, Doğu Yücel’in edebiyatında giderek belirginleşen bir temayı çarpıcı ve sert bir dille ele alıyor. Okurunu sadece dijital çağın kısa dalgalarıyla sınayan bir olay örgüsüyle buluşturmuyor, görünür olma arzusu, toplumsal yargı ve bireyin çöküşü üzerine düşünmeye davet ediyor. Bu roman, çağımızın linç kültürünü bir karakterin hayatının merkezine yerleştirirken bireyin iç dünyasındaki kırılganlıkları gözler önüne seriyor.

Trol’ ün başkahramanı Kaan Balaban, Türkiye’nin en tanınmış oyuncularından biridir ve köklü bir sanat ailesinin temsilcisidir. Kariyeri erken yaşlarda başlamış, sahne ve ekranlarda büyük başarılar elde etmiştir. Ancak yazar bu başarı hikâyesinin parlak yüzünden ziyade, görünürlükle gelen baskının, gözetim kültürünün ve dijital dünyanın acımasız dinamiklerinin karakter üzerindeki etkileriyle ilgilenir. Kaan Balaban’ın Aşkın Gölgesi adlı dizide canlandırdığı ideal karakterler, özel yaşamındaki belirsizliklerle çatışır; eski eşiyle henüz kapanmamış bağları ve adı konulamayan bir ilişki, onun hayatını daha karmaşık hâle getirir.

Bir akşam sosyal medyada “Kel Örümcek” adlı anonim bir hesabın paylaşımıyla gündem hâline gelen Kaan Balaban, kısa sürede dijital bir linç kültürünün hedefi olur. Yücel’in ustalığı, olayın dramatik etkilerini büyük patlamalar yerine karakterin küçük hataları üzerinden kurmasıyla ortaya çıkar. Kaan’ın paylaştığı bir alıntı —özgüven ile cahillik arasındaki ince çizgiyi sorgulayan bir ifade— kısa sürede okurun dikkatini çeker. Bu paylaşım, evrensel bir kuralın ihlali anlamına gelir: trolleri beslemek. Okur, Kaan’ın her hamlesiyle olayların nasıl sertleştiğini ve onun kontrolünden çıkış anını izlerken kendi benlik algısını da sorgulamak zorunda bırakılır.

Doğu Yücel’in edebiyatındaki süreklilik temasını takip etmek bu noktada önem kazanır. Yazarın eserleri, farklı türlerdeki deneyimlerine rağmen ortak bir noktada buluşur: bireyin kimlik arayışı, dış dünyayla çatışma ve bireysel kırılganlık. Yücel’in uzun bir kariyeri vardır. 1977 doğumlu olan yazar, İzmir Amerikan Koleji’nden mezun olduktan sonra ekonomi eğitimi almış, ardından Radyo-Televizyon ve Sinema alanında yüksek lisans yapmıştır. Yazarlığa adım atışı ödüllü öykülerle başlamış, ilk eseri Düşler, Kâbuslar ve Gelecek Masalları 2000 yılında yayımlanmıştır. Kurgusal anlatımın yanı sıra senaryo yazarlığı da yapan Yücel’in ilk romanı Hayalet Kitap 2002 yılında çıkmış, bu eserden uyarlanan film Okul beyazperdede izleyiciyle buluşmuştur. Bu bağlamda Yücel’in edebi üretimi, sadece metinlerle sınırlı kalmayıp farklı anlatım alanlarına da uzanmıştır.

Trol’ ün edebiyat tarihinde kurduğu köprü yalnızca yazarın önceki eserleriyle sınırlı değildir. Bu romanda yankı bulan bir diğer eser Kimdir Bu Mitat Karaman? romanıdır. 2017’de yayımlanan bu eser, adı ve soyadında harf eksiklikleri olan bir karakterin sıradan hayatının trajikomik dönüşümünü anlatır. Mitat Karaman, kendi iç dünyasında ve çevresiyle kurduğu zayıf bağlarla okurun karşısına çıkar. Onun hikâyesi, polisiye unsurların mizah ve kara mizahla harmanlandığı bir anlatıyla aktarılır; sıradan bir hayatın ne kadar kırılgan ve öngörülemez olabileceğini gösterir.

Mitat karakteri, modern hayatın rutinleri içinde kendini yeterince tanıyamamış bir figürdür. Okur bu karakteri ilk bakışta sıradan bulsa da romandaki olaylar ilerledikçe onun kendi kimliğini, beklentilerini ve kayıplarını yeniden düşünmeye başladığını görür. Karakterin adında eksik olan “h” harfleri, benlik algısındaki boşluklara bir metafor olarak yansır. Bu eksiklik, Mitat’ın içsel dünyasındaki çatışmaları yansıtan güçlü bir semboldür. Eserde bireyin kimliğini sorgulaması, aidiyet arayışı ve hayata tutunma mücadelesi öne çıkar.

Her iki romanda da Yücel’in dili, okuru kendi algı sistemini keşfetmeye iter. Kara mizah öğeleri toplumsal gerçeklikle buluşur ve bu birliktelik metinlere hem güldüren hem düşündüren bir derinlik kazandırır. Trol’ de dijital linç kültürünün birey üzerindeki yıkıcı etkisi, Mitat’ta insanın kendi kimliğiyle yüzleşmesiyle aynı coğrafyada işler. Yücel’in karakterleri, görünürlük ile gizlilik, toplumsal beklenti ile bireysel arzular arasındaki uçurumda gezinirler.

Okurun gözünde her iki roman da bireyi salt bir olay örgüsünün parçası olarak değil, kendi zihin dünyasının aktörü olarak konumlandırır. Bu durum, yazarın metinlerindeki sürekliliğin edebî bir zenginliğe dönüşmesini sağlar. Karakterlerin içsel monologları ve dış dünyanın baskıları arasında kurulan denge okurun kendi dünyasını yeniden değerlendirmesine yol açar. Trol ve Mitat arasındaki ilişki, modern bireyin hem dijital hem de fiziksel alanlarda maruz kaldığı baskı ve belirsizliklerin edebiyatla nasıl ifade edildiğini gösterir.

Sonuç olarak Trol, yalnızca dijital linç kültürünü konu almaz. Bir karakterin toplumla olan ilişkisini, bireysel kimlik arayışını ve görünür olma isteğinin yaratabileceği sancıları derinlemesine sorgulayan bir metindir. Mitat românı ile birlikte okunduğunda, birbirinden ayrı gibi görünen iki anlatının modern insanın içsel ve dışsal çatışmalarını aynı süreklilik içinde ele aldığını görürüz. Okur, bu metinlerden çıktığında yalnızca bir hikâyenin sonuna ulaşmış sayılmaz; çevresiyle, kimliğiyle ve medyayla kurduğu ilişkileri yeniden düşünür hâle gelir.

Yorum yapın