Laclos’un Tehlikeli İlişkiler Romanı  ve Edebiyatta Modernitenin Eleştirisi Üzerine | Kazım Aldoğan

Ocak 10, 2026

Laclos’un Tehlikeli İlişkiler Romanı  ve Edebiyatta Modernitenin Eleştirisi Üzerine | Kazım Aldoğan

Pierre Choderlos de Laclos’nun Tehlikeli İlişkiler (1782) romanı, yalnızca aristokrasinin çözülüşünü konu alan bir mektup romanı değil,aynı zamanda modernitenin erken gerilimlerini görünür bir metindir. Bu gerilimi anlamak için modernite eleştirisinin edebiyatta hangi tarihsel bağlamda doğduğunu bilmek gerekir.

Modernitenin edebiyattaki eleştirisi, aslında modernliğin kendisiyle neredeyse eş zamanlı olarak 18. yüzyılın sonlarında, özellikle Romantizm ile başlayan bir düşünsel karşı-hareket içinde ortaya çıkar. Aydınlanma döneminin rasyonalist, düzenleyici ve ahlâkı aklın yasalarına göre şekillendirmeye yönelik çabası, kısa sürede bireyin içsel dünyasını, tutkularını ve irrasyonel yönlerini bastıran bir düzen olarak algılanmaya başlanmıştır. Rousseau,Goethe, Novalis, Hölderlin gibi romantik yazarlar bu nedenle modern aklı “soğuk”, “mekanik” ve “indirgemeci” bulmuş; insanın duygusal ve sezgisel boyutunun kaybolmasına karşı bir direnç geliştirmiştir.

19. yüzyılda, sanayi devrimiyle birlikte modernitenin toplumsal dokusunda hissedilen dönüşüm, edebiyatta eleştirel bir alan oluşturur. Balzac’ın kapitalist Paris’i, Dickens’ın sınıfsal adaletsizlikleri, Dostoyevski’nin modern bireyin iç çatışmalarını görünür kılması, modernitenin hem toplumsal hem psikolojik düzeyde yarattığı kırılmaları teşhir eder. Baudelaire modern kalabalıklar içindeki yalnız bireyin parçalanmış bilincini şiirsel bir mesele hâline getirerek modernite eleştirisini estetik bir form arayışına dönüştürür.

20. yüzyılda ise modernitenin eleştirisi yalnızca içerikten ibaret olmaktan çıkar; romanın biçimine ve anlatısal yapısına doğrudan etki eder. Joyce ve Woolf bilinçakışıyla modern bilincin kırılganlığını işlerken, Kafka modern bürokrasinin kimliği aşındıran mekanizmalarını alegorik biçimde kullanır. Postmodern dönemde ise anlatının parçalanması, bilginin çoğulluk ve görelilik temelinde yeniden yorumlanması, modernitenin büyük anlatılarına duyulan güvenin köklü bir biçimde sarsıldığını gösterir.

Bu tarihsel süreç, modernitenin bireyi özgürleştirme iddiasıyla onu disipline etmesi arasındaki gerilimin edebiyatta nasıl sürekli görünür hâle geldiğini gösterir. Böylece modernite eleştirisi, yalnızca sosyolojik ya da felsefi bir tartışma değil, aynı zamanda romanın kendi formuna sinmiş bir yapı olarak belirir.

Pierre Choderlos de Laclos’nun Tehlikeli İlişkiler romanı, yalnızca 18. yüzyıl Fransız aristokrasisinin ahlâkî çürümüşlüğünü betimleyen bir roman olmaktan çok, aynı zamanda modernitenin henüz doğmakta olan çatışmalarını önceden sezen bir yapıttır. Laclos’nun romanda inşa ettiği bireycilik, stratejik akıl, duyguların araçsallaşması, toplumsal maskeler, ve iktidar ilişkileri, modern öznenin tamamlanmamış portresini sunar. Valmont ve Merteuil gibi karakterlerde rasyonalite, tutku, çıkar, haz ve iktidar iç içe geçer; modern öznenin “ahlak ile arzu”, “özgürlük ile manipülasyon”, “bireysellik ile toplumsal rol” arasındaki bölünmüşlüğü dramatik biçimde görünür olur.Can yayınlarından çıkan eserin arka sayfa tanıtım yazısında yer alan Andre Maraux’un değerlendirmesi bizim buradaki görüşümüzü destekler nitelikle:

’’ Pierre Choderlos de Laclos’nun  ilk ve tek romanı  Tehlikeli İlişkiler yazarın mektup roman biçimini mükemmelleştirmesinin yanı sıra Avrupa edebiyatının en çok tartışılan yapıtlarından biri olmuştur. Klasik Fransız edebiyatının da baş yapıtlarından biri kabul edilen roman entrikalarla dolu öyküsüyle yayınladığı 1780’de skandala yol açmıştır. İki manipülatörün Marteuil Markizi ve Valmont Vicontu’un kusursuz bir baştan çıkarma ve intikam oyununa dönüştürdükleri kıyasiye rekabetleri Fransız toplumunun üst sınıfında bazı kişileri diğerlerinin  gözünde rezil edip itibarını yok eder. Bu iki acımasız avcı bu kez kurban olarak saf ve temiz Cecile de Volange ve erdemin timsali Madame de Tourvel’i seçerler. Aldatma, kıskançlık ve utançla dolu gerilimli oyunlarının, ahlakın, aşkın, cinselliğin sınırlarını kışkırtıcı biçimde açığa çıkartmasını acımasız bir keyifle izlerler. Bu hoş ve tehlikeli mektuplar,Baudealire’in değişiğiyle ‘’insanı buzun yaktığı gibi yakar.Yalnızca iki renge sahip olan bu oyundaki kartlar basit görünür. Hiçlik ve cinsel arzu, hiçliğe karşı hiçlik, arzuya karşı hiçlik, hiçliğe karşı arzu.’’

Dolayısıyla Tehlikeli İlişkiler, modernitenin eleştirisinin yalnızca tarihsel başlangıç evresine denk gelen bir metin değil, aynı zamanda modern öznenin çözülen ahlâkî zemininin edebiyattaki en erken ve en keskin temsilcilerinden biridir. Laclos, modernitenin kurumsal ya da ekonomik biçimlerinden ziyade psikolojik ve etik düzeydeki çatlaklarını görünür kılar; böylece roman, modernite tartışmalarının başlangıç halkalarından birine dönüşür.

Burada Laclos’un yaşadığı dönem ve entelektüel portresi hakkında bilgi sahibi olmak,yarattığı eseri anlamamız bakımından önemlidir.

Pierre Choderlos de Laclos (1741–1803), Fransız Aydınlanması’nın son evresine denk gelen, toplumsal ve siyasal bakımdan çalkantılı bir dönemde yaşamıştır. Onun hayatı, hem aristokrat imtiyazların çözülmeye başladığı hem de devrimci düşüncenin Avrupa’da  hızla yayıldığı bir dönemde geçer. Asker kökenli olması, onu hem devletin merkezî bürokrasisine yakın tutmuş hem de toplumsal düzenin dönüşümünü içeriden gözlemleme imkânı sağlamıştır.Tehlikeli İlişkiler’deki aristokrasi eleştirisi bu gözlemlerin keskin bir yansımasıdır.

Laclos’nun yaşadığı dönem, Voltaire ve Rousseau gibi Aydınlanma figürlerinin toplum, ahlak ve birey üzerine yaptığı tartışmaların oldukça yankı bulduğu, ancak aynı zamanda bu ideallerin pratikteki sınırlarının da görünür hâle geldiği bir çağdır. Laclos ne tam anlamıyla bir Aydınlanmacıdır, ne de Aydınlanma karşıtıdır; o daha çok, Aydınlanma’nın birey anlayışının karanlık sonuçlarını ironik bir mercekle gösteren bir ara figürdür. Tehlikeli İlişkiler’in rasyonel ama ahlaki temeli çökmüş birey tipleri tam da bu tarihsel kırılmanın estetik ifadesidir. Entelektüel portresi açısından Laclos, yalnızca bir romancı değil; aynı zamanda bir teknokrat, bir asker ve toplumsal düzen üzerine düşünen bir siyasal akıldır. Yazınsal üretimi oldukça sınırlıdır; fakat tek bir romanla bile edebiyat tarihinde derin bir iz bırakmıştır. Bu durum, onu tıpkı Melville, Goethe ya da Flaubert gibi “bir ana eserle düşünce tarihine yerleşen” yazarlar kategorisine yaklaştırır. Laclos’nun dili matematiksel bir kesinlik ve stratejik bir soğukkanlılık taşır; karakterlerini birer psikolojik figürden çok, toplumsal güç ilişkilerini temsil eden yapısal aktörler olarak işler.

Onun portresini belirleyen en önemli özelliklerden biri de, aristokrasiyi “çürümenin estetiği” üzerinden teşhir etmesidir. Bu bakış, hem Aydınlanma düşüncesinin ahlaki kaygılarından hem de modern romanın birey-iktidar ilişkilerini çözümleyen eleştirel duyarlılığından beslenir. Bu nedenle Laclos,

tarihsel konum olarak 18. yüzyılın sonlarında yer alsa da, düşünsel olarak modernizme giden hattın erken bir durağıdır.

Romanda kullanılan dil üzerinde ayrıca durmak gerekiyor.

Laclos romanda yoğun bir trop ağına başvururken aynı zamanda Foucaultcu bir iktidar dili de kullanmaktadır. Mektup biçiminin sunduğu tüm samimiyet iddiası, karakterlerin dili bir iktidar teknolojisi olarak kullanmasıyla kırılır. Her mektup bir manipülasyon düzeneği, bir stratejik hamle, bir imaj inşa etme girişimidir. Valmont ve Merteuil’in yazdıkları metinlerde dil, gerçeği temsil etmek için değil, gerçeği yeniden kurmak ve karşı tarafın algısını biçimlendirmek için çalışır.Modernite döneminin belirgin bir özelliği olan ‘’dil,hakikati açıklamaz,hakikat yerine geçer’’ anlayışını Laclos’un dilinde rastlamak mümkün.Laclos’da Derrida’da karşımıza çıkan “yazının egemenliği” fikrinin izleri var. Mektup, karakteri hem ifşa eder hem de ondan bağımsızlaşır. Yazar burada anlatıcı otoritesini geri çekerek, dilin kendi başına dolaşıma giren bir iktidar nesnesi olmasına izin verir.

Romanda aristokrat şımarıklığın ve çürümüşlüğün dille aktarımı mükemmel alegorilerle verilir. Merteuil’in süslü, titizlikle kurulmuş cümleleri; Valmont’un zarif ama zehirli üslubu, dönemin aristokratik habitusunu alegorik biçimde taşır. Yani karakterlerin dili, aristokrasinin kendisini temsil eden bir alegoriye dönüşür.Bu bağlamda romanda kullanılan dil,aristokrat sınıfının ‘’kendini tüketme’’ alegorisidir,denilebilir. Merteuil’in dili keskin ve sterildir. Bu, dönemin kadın öznesinin bastırılmış enerjisinin karanlık bir dışavurumu olduğu kadar, Aydınlanma aklının kontrol ve tahakküm üzerinden ürettiği yeni bireyi de simgeler. Mektuplar, yalnızca karakterleri değil, bir dönemi, bir toplumsal düzeni ve modern bireyin oluşum sancılarını alegorik olarak sahneler. Laclos böylece, edebi biçim aracılığıyla toplumun çözülüşünü anlatmakla kalmaz; bizzat bu çözülüşün estetik bir modelini kurar.

Yorum yapın