Kurmacayla Gerçeklik Arasında Sâdık Hidâyet ve “Diri Gömülen”  | Hülya Soyşekerci

Mart 13, 2026

Kurmacayla Gerçeklik Arasında Sâdık Hidâyet ve “Diri Gömülen”  | Hülya Soyşekerci

Modern İran edebiyatının düzyazıdaki en önemli temsilcilerinden Sâdık Hidâyet, öykü ve romanlarıyla Doğu’nun Kafka’sı olarak nitelendirilen bir yazar. Eserlerinde düşle gerçeği bir arada işleyen, zaman ve mekânı kaydıran, anlatı kişilerini birbirine dönüştürerek sıra dışı, özgün, deneysel metinlere imza atan Sâdık Hidâyet, özellikle 1936 tarihli başyapıtı Kör Baykuş’la dünya çapında tanınıyor.

1903’te Tahran’da soylu bir ailenin oğlu olarak doğan Sâdık Hidâyet, iyi bir öğrenim gördü. Fransızcayı küçük yaşlarda öğrenmesi, ona, Batı kültürü ve edebiyatının kapılarını erkenden açtı. Sâdık Hidâyet; Maupassant, Rilke, Kafka, Poe, Çehov gibi ustaları yakından tanıdı; kendini bu yazarların dünyalarına yakın hissetti. Köklü, derin İran edebiyatı geleneği de yazarın kendini gerçekleştirdiği bir kültürel alan oluşturdu. Özellikle Ömer Hayyam, Sâdık Hidâyet’in iç dünyasını ve edebi kişiliğini etkileyen önemli bir kimlikti. Sâdık Hidâyet’i, klasik Şark anlatılarının gizemli dünyasıyla Batı’nın fantastik/gerçeküstü dünyasının kurgularını bütünleştiren bir yazar olarak nitelendirmek epeyce doğru bir yaklaşımdır. Ancak, bir taraftan, Sâdık Hidâyet ne Doğulu ne de Batılı sayılır; o, kendi buhranlı dünyasında yaşayan; kendi kurgu ve düşlerini edebiyat estetiği içinde dillendiren özgün bir sanatçıdır.  

Sâdık Hidâyet, roman ve öykü kişilerine kendi varlığından bazı özellikler ekler; kendi yaşantılarının izlerini satırlarında sezdirir. Kahramanları, kendisi gibi yalnızlığa sığınan, toplumdan uzak kalmayı yeğleyen kişilerdir. Oğuz Demiralp’in deyişiyle her biri birer “kenaradamı” olan bu kişilerin iç dünyası karışıktır; toplumun değer yargılarıyla, ikiyüzlü ahlak ve erdem anlayışıyla uzlaşamazlar. Her şeyi sorgulayan eleştirel bir bakışları vardır. Yabancılaşma, içe kapanma, intihar isteği ve anne rahmine dönme özlemiyle simgelenen ölüm düşüncesi, yazarın anlatılarına kılcal damarlar gibi yayılır.  Öykü kişileri, ölüm ve intihar düşüncesini bir tohum misali içlerinde taşırlar; ilk fırsatta ölüme kavuşmaya çalışırlar. İntihar saplantısı Sâdık Hidâyet’in de yaşamının odağında sürekli yer alır; kendi ölümü, Diri Gömülen öyküsünde anlattığına benzer biçimde gerçekleşir.  

1929’da kaleme aldığı Diri Gömülen’de intihar takıntılı ve daimi ölme isteğiyle dolu, bunalımlı, yalnız bir adamın iç dünyasını, onun bakış açısı ve anlatımıyla aktarır. Öykünün girişinde “Bir delinin notlarından” ifadesinin yer alması dikkat çekicidir. Paris’te bir pansiyon odasında, ölebilmek için elinden gelen her şeyi yapan, adeta intihara sevdalı öykü kahramanının saydamlaşan bilinç penceresinden baktığımızda, çok yoğun bir keder ve bunalımın onu tutsak aldığını görürüz. Genç adam, yıllardan beri ölme isteğiyle doludur. “Hayır, hiç kimse intihar kararına varmaz. İntihar bazılarında birlikte bulunur. Onların yaradılışında mevcuttur ve onun elinden kaçamazlar. İşte bu alın yazısının hâkimiyet gücü vardır. İnsana hükmeder. Fakat aynı zamanda bu, benim. Kendi kaderimi kendim yarattım. Şimdi artık elinden kaçamam, kendimden kaçamam.” diye konuşur. İç labirentlerinde dolaştığımızda çocukluğundan beri mutsuz olduğunu, sürekli ölmeyi hayal ettiğini görürüz. “Herkes ölümden korktuğu halde ben yaşadığım için kendimden utanıyorum.” der. Yaşadığı için mutsuzdur; hiç dünyaya gelmemesi gerektiğini düşünür. Hiçliğe terk etmiştir düşüncelerini. Sanrılar gören adam, esrar alarak kendini gölgeler âlemine teslim etmiştir. Öykü sayfaları üzerine çöken kâbuslar, korkulu düşler, alacakaranlık bir evreni simgeleyen unsurlardır.

Diri Gömülen’in insanı ürküten trajik boyutu ise, yazarın bu öyküyü yazdıktan yirmi yıl sonra, tıpkı öyküsündeki kişi gibi intihar ederek yaşamına son vermesidir. Öyküdeki kişi, kendisini ölü bulacak kimselere, temiz, düzgün görünmesi gerektiğini kurar zihninde. Ölmeden önce ne kadar yazı ve kâğıdı varsa tümünü yok eder, yeni ve şık bir elbise giyer, kolonya sürer, kirli eşyalarını atar. Sâdık Hidâyet’in yakın arkadaşı Bozorg Alevi, şöyle anlatır yazarın ölümünü: “Paris`te günlerce, havagazlı bir apartman aradı, Championnet Caddesinde buldu aradığını. 9 Nisan 1951 günü dairesine kapandı ve bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açtı. Ertesi gün ziyaretine gelen bir dostu, onu mutfakta yerde yatar buldu. Tertemiz giyinmiş, güzelce tıraş olmuştu ve cebinde parası vardı. Yakılmış müsveddelerin kalıntıları, yanı başında yerde duruyordu.” Kendi ölümünü, yıllar önce yarattığı öykü kişisinin varlığında dile getiren Sâdık Hidâyet, kurmaca ile hayatın, düş ile gerçeğin buluşma noktasında derinleşen yazın gerçekliğinde, sonsuz ve ölümsüz bir dünyaya açılır böylece.

Diri Gömülen kitabında yer alan diğer öykülerde toplum tarafından dışlanan veya kendini toplum dışında tutma çabası içinde olan problemli kişilikler yer alır.  Kambur Davut’ta sakatlığı nedeniyle sürekli aşağılanan bir gencin çilesi derin bir psikolojik çözümlemeyle işlenir. Abacı Hanım’da çirkinliği yüzünden sürekli hor görülen, hırçın ve çevresiyle kavgalı bir kızın iç çelişkileri anlatılır. Abacı Hanım, sorunlarını dine sığınarak aşmaya, bu yolla saygınlık kazanmaya çalışır; ama öyle yargılayıcı ve hoşgörüsüzdür ki, dindarlığı da sorunlu bir durum oluşturur. Öykü sonundaki trajedi, kızın yaşadığı bunalım ve derin acıların göstergesidir.  

Sâdık Hidâyet’in vazgeçilmez izlekleri; ölüm, intihar, bunaltı, yalnızlık, umutsuzluk, bu kitabının öykülerine de damgasını vurur. Öykülerde İran kültürünün bireysel planda yansımaları da söz konusudur. Ateşperest’te Parisli bir İran kültürü uzmanının İran’ın eski dini Zerdüştlüğe dair izlenimleri mistik bir atmosferde anlatılır. Diri Gömülen’deki öyküler Paris ya da Tahran’da geçer; bu durum, yazarın Doğu ile Batı arasında kalan kültürel kimliğini simgeler niteliktedir.

Feodal yapıların tasfiye olmadığı birçok toplumsal formasyondaki gibi, İran’da da kadının hor görülmesi, aşağılanması, ikinci sınıf ve cahil insan olarak görülmesi; aile içi şiddete uğraması olguları bu öykülerde kendini gösterir. Sâdık Hidâyet öykülerinde kadınlar, toplumdaki gibi arka plandadır; özgür ve mutlu değildirler. Ezilmemek için çeşitli hilelere, oyunlara, kurnazlıklara başvurduklarından, eril ve toplumsal şiddete sıklıkla maruz kalırlar; dolayısıyla kadınların hayatı acımasız bir kısırdöngüden ibarettir. Ölü Yiyenler’de ölen adamın ardından iki karısının mal paylaşım kavgası da kara mizahla anlatılır.  

Sâdık Hidâyet, yaşadığı zamanın politik ve sosyal problemlerinin etkisiyle İran’ın gerilemesinin sebebi olarak gördüğü monarşiye ve ruhban sınıfına eleştiriler yöneltir; düşüncelerini eserlerinde doğrudan ya da alegoriler yaratarak dile getirmeye çalışır. Onları İran halkının körlük ve sağırlığının sebebi olarak görür. Düşünceleri nedeniyle eserleri sansüre uğrayan Sâdık Hidâyet’in kitapları sık sık yasaklanmıştır. Bunun nedenlerinden biri de intihar etmiş bir kişi oluşudur.

Diri Gömülen’deki Ab-ı Hayat’ı, yazar, klasik Doğu masalı biçiminde kurgulamıştır. Zaman ve mekânın belirsiz olduğu metinde, Kaf Dağı, Anka Kuşu, hayali ülkeler, olağanüstü olaylar, sıra dışı kişiler yer alır. Yazar, yaşanan gerçekliğe göndermelerle açılarak masal alegorisi üzerinden sıkı bir toplumsal eleştiri gerçekleştirir. İçildiğinde insanların sömürüye, aldatılmaya, bağnazlığa, baskı ve zulme karşı gelmesini; körlük ve sağırlıktan kurtulmasını sağlayan ab-ı hayat (hayat suyu, ölümsüzlük suyu) anlatıda bilinçlenme ve farkındalığın simgesi durumundadır. Bu masalda toplumu eleştiren yazarın Yusuf Peygamber’in kıssasından alıntılara yer vermesi, içten ve temiz inançlara saygısının da bir göstergesidir.

Diri Gömülen, Sâdık Hidâyet’in ilk öykü kitabı olmasının yanı sıra, başyapıtı Kör Baykuş’un düşünsel/ düşsel tohumlarını taşıyan özgün bir anlatı oluşuyla dikkat çeker. İnsan ruhunun derinlerine inen anlatılarıyla evrenselleşen Sâdık Hidâyet, André Rousseaux tarafından 20. yüzyıl edebiyat tarihinde bir kilometre taşı olarak nitelendirilir.

İnsandan insana giden yazınsal yolda, Sâdık Hidâyet’in kişilerinin varoluş sancılarına yakından tanık olmak, okurun da kendini tanıma, içinde yaşadığı hayata farkındalıkla bakma süreçlerine önemli katkılar sağlayabiliyor. Edebiyatla hayatın buluştuğu noktalarda insana özgü dönüşümlerin gerçekleşmesine imkân yaratabilen Sâdık Hidâyet metinleri, içerdiği derin felsefi ve psikolojik anlamlarla ilgi odağı olmayı sürdürüyor.

*Sadık Hidâyet, Diri Gömülen, Çeviren: Mehmet Kanar, YKY, 2024, 13. baskı

Yorum yapın