Popüler sanat yiyicileri, paçavraları için, şimdiden bir mezar yeri kazmaya başlasa iyi olur. Şöyle, içine milyonlarcasını alabilecek büyüklükte, şanına uygun, devasa, kitsch bir çukur. Sadece sanat yapmak isteyenlerin yüz yıllardır açlığa mahkûm edildiği dünyada, hiç olmazsa yoksullukta eşitlik sağlanır mı, bekleyip göreceğiz. Adalet mi? Ona daha çok var.

Yapay zekâ, insanlık tarihinin belki de en büyük buluşu. Hepimiz az buçuk bunun farkındayız ve olanları heyecanla izliyor, çeşitli amaçlarla faydalanıyor, olabilecekler için de hayaller kuruyoruz. Olası riskleri bir yana, tıp ve farmakoloji alanında, malzeme biliminde, enerji sektöründe neleri değiştirebileceğini, işlerin hangi raddeye varacağını tahmin etmek artık zor değil. Peki ya sanat? İşte bu, bizim konumuz.
Teknolojiye meraklı ve yapay zekânın nimetlerinden faydalanan biri olarak, Twitter’da dolaşırken karşıma şöyle bir haber çıktı. “İçerik üretim ekibi The Dor Brothers, ‘200 milyon dolarlık Hollywood filmi seviyesinde’ bir yapımı yalnızca 1 günde ve %100 yapay zekâ ile ürettiklerini duyurdu!”
Filmin fragmanı da yüklenmişti. Hemen izledim, etkilendim ama hiç şaşırmadım. Haberin doğruluğunu teyit etmek üzere, ekibin internet sitesine bakma gereği bile duymadım. Fragmanı yetti. Zaten bugün olmasa bile, bir gün mutlaka. O halde, bütün o Hızlı ve Öfkeli serileri, Marvel işleri, dünyayı kurtaran adam hikâyeleri neredeyse sıfır masrafla üretilebilecekse, devasa stüdyolara, aktör-aktris kaprislerine, harcanan milyonlara ne hacet.
Sanatçı AI yi, emekleme döneminde, Japonya’da katıldığı bir roman yarışmasında, ön elemeyi geçtiği haberiyle tanıdım. Sonra o kendini geliştirmeye devam etti. Herkes gibi ben de, yaptığı resimlerin, metinden ürettiği videoların, bestelediği eğlenceli şarkıların büyüsüyle, bir sonraki hamleyi merakla bekleyip durdum.
Çok sayıda dil modeli var ve her birinin uzmanlık alanı farklı. Yine de mühendislerin çoğunun ortak rüyası, insanlığın toplamından daha zeki (İşlem kapasitesi açısından), daha yaratıcı (belirli türlerde) bir yapay genel zekâya ulaşmak (AGI-Artificial General Intelligence). Buradan yeni bir Einstein çıkar mı, muhtemelen çıkacak. Büyük veri havuzu, muhakeme yeteneği ve bağlam oluşturma gücüyle, bu mümkün. Peki ya bir Dostoyevski, Bir Kurosawa, bir Goya? İşte orası muamma. ChatGPT den de onay alarak, kendi adıma, hiç olmazsa uzunca bir süre bunun olabileceğine ihtimal vermiyorum. Duygudan, sezgiden, varoluş deneyimlerinden uzak bir varlığın o seviyeye çıkabilmesi için, daha yiyeceği kırk fırın ekmeği var.
Günümüz yapay zekâ uygulamaları, kavramsal kalıplarla, melezleştirilmiş taklitlerle, olasılık temelli modellemelerle bilgi üretiyor. Ve evet, artık popüler filmler de yapabiliyor, ucuz romanlar da yazabiliyor. Karton karakterler, klişelere yaslanan kurgular, duygusal deşarjdan öte işlevi olmayan anlatımlar, yapay zekânın hâlihazırda üstesinden gelebileceği bir verim. Peki ya insana dokunabiliyor mu? Gerçekten yani. Derine, en derine inebilme sezgisine, sıradan hayatları kökünden değiştirebilme ustalığına sahip mi? Olmadığı açık. Olabilir mi? Kim bilir.
Varoluş sıkıntısı yaşamadan, sosyal çürümeyi anlamadan, sevgiyi, şefkati, aldatmanın vicdani yükünü hissetmeden, sanırım şimdilik buna imkân yok. İyi sanat, iyi edebiyat hala çok kıymetli ve az bulunur bir değer. Sermaye düzeni, tüketim çılgınlığı var olduğu sürece, Kitsch sanat, uzunca bir süre daha yaşamaya devam edecek gibi görünüyor. Sadece öznesi değişti, değişiyor. Yiyici tayfaya gelince, hayat artık onlar için çok daha zor. Yeni iş baksalar hiç fena olmayacak.
















