Kim Hep Uyanık Olan, Kedi mi? | Koray Özer

Şubat 3, 2026

Kim Hep Uyanık Olan, Kedi mi? | Koray Özer

İlk bakışta bir kedi kitabıyla karşı karşıyayız diye düşünüyoruz. Öyle değil. İnsanlar da kediler kadar uyanık bu kitapta.

Öykülerin içinde karakterler, dışında kediler dolaşıyor: Masumu, suçlusu, unutmaya çalışanı, yüzünü buruşturarak anımsayanı, düş kırıklığına uğrayanı, üstü kalsın diyeni, dudak kenarından kızılcık hoşafı sızanı, makyajı tamam olanı, kuyruğu dik tutanı.

Atmosfer duygusal açıdan sisli. Anlatıcının gözü karakterlerin üstünde. Kedilerin de. Tutulmadık, tutulamadık sözlerle yaşanan hayatları okuyoruz. Erkekleri, kadınları ve kedileri. Üşüyorlar. Üşüyene rahim gerek: Otuz altı derece bir sıcaklık, salon salomanje güven, üç oda dolusu şevkat, iki adet Hilton kucak. Sıcak rahimler düşlüyor karakterler ve sıcak evler düşlüyor kediler. Komşuya söylenen bir günaydın, arkadaşa tutulan bir şemsiye, soyulup avucun içine konan bir Antep fıstığı da ufağından bir rahim.

Mesafeli girişleri olan öyküler bunlar. Miyavlara çekmiş. Sonra gelip ayağa sürtünüp yokluyorlar okuyucuyu. Gönlüm var sende, diyorlar. Birden kucağa hoplamazlar mı? Artık o kediyi bırakmak yürek ister. Anlatıcı/lar kedileri ve insanı seviyor. Kötüye kıyamıyor. Elbet her kötünün böyle davranmasının bir nedeni var. Tanrı bile olsa vefasızın tepesine iki şimşek çaktırmıyor anlatı. Ayrılan ve geride kalan birmiş gibi. Bir mi? Herkes kendi acısını mı çekiyor?

Okura yol göstermemiş anlatıcı, okurun yanı başında yürümüş. Bir bakıyorsun anlatıcıyla “kankasın”. Bir bakıyorsun, öykü bitmiş, sen karakterin peşinde yeni bir öykü yazıyorsun. Görünüşte bir postmodernizm yok ama Umberto Eco’nun dediği gibi, “metin, okurlarından kendi işinin bir kısmını üstlenmesini isteyen tembel bir makine,” değil midir?

Şimdi yazara sorsan, gönlüm yeşil, diyecek. Yeşilmişik, mavi ışık diyecek. Belki de okur, yazar birdir diyecek. Hepimiz okuryazarız. Yazarı bırakalım, kitaba bakalım.

Birimiz Hep Uyanık 4 bölümden oluşuyor ve her bölüm bir şiir ile açılıyor. Kitapta 22 öykü var. Bunların bir bölümü kısa öykü. Yoksa kısa öykülere şiir mi demeli? Birini desem diğerinin gönlü kalacak. Her birinin eli diğerinde. İzlekler aldatma, atlatılma, geride kalma, zamansız veya zamanlı vedalar… Gidenleri anlatan bir ses hüzünle kısılırken, kalanları betimleyen başka bir ses yükseliyor ürkek soprano tadında. Öyküler müzik gibi, bir ritmi, bir akışı var.

Kediler dolaştıkça, kurabiyenin ağızda dağılması gibi bizi dağılıp geçmişe sürükleyen sözcükler, imgeler çıkıyor karşımıza. Aman ne yüzleşmeler ne yüzleşmelerden kaçmalar. İşte anımsamanın ağırlığı burada. Anımsamak her zaman romantik bir çağrı, bir özlem ve bir nostalji değil; çoğu zaman ağır, hata yakıcı bir eylem. Toplumsal belleğe kazınmış acı olaylarsa bu anımsamanın bir başka parçası. Örnek, Helin’in Halısı adlı öykü. Ayda bir medyada anneleri yalnız, babaları hapis çocukların cayır cayır yandığını okumuyor muyuz? Ne itfaiyenin ne devletin kurtarabildiği çocuklar. Tüm sevdiklerinin ihanet ettiği. Yazgıları bir kibrit çalmalık. Yaşamları bir alev topu. Öyküyü bittikten sonra yazmaya kalktık mı ucu bize dokunuyor…

Mutlu Şehir, distopik bir bilimkurgu öyküsü. Yazarın Aynı Yaprakta Olmak kitabındaki Şehir öyküsünün devamı. Kadınları yalnızca ana, gençleri de kurban edilecek erler olarak büyüten bir sistemin “mutluluk” anlayışının içinden geçiyor. Yani boşluktan. Şehir sakinleri “minicik” insanlar, hiç büyümüyorlar, akıl dedikleri bir buğday tanesi kadar. Bir kedi bile patisini sokmaz bu şehre. Bakın şu rastlantıya, şehirde bir savunma sanayii gelişmemiş mi, baskın nüfus politikaları uygulanmamış mı, bireyin değersizleştirilmesi için elden gelen her şey yapılmamış mı… Tanıdıklara selam olsun.

“Hayalet Sevgili” de bu kitaba dâhil. Kaza öyküsünde geçiyor. Öpüştüğü sürece sevgili kalanlar anlatılmış. Sorumluluk almaya gelince hayalet görmüş gibi kaçanlara armağan ediliyor.

Mesafe öyküsüyse iki insan arasındaki uzaklığın, bazen kopuş değil yaşama tutunmayı sağlayabileceğini fısıldıyor. Utanarak. Yaşam acımasız. Arada bir terör eylemleriyle tartılırız, arada bir kazalarla. Yaşamda kalan, yaşamda kalmışlar, derin bir soluk alır, kopan ipliklerini bağlar ve kendini sürdürür. Sevinerek.

Hiç başlamamış bir aşk öyküsü Teğet Geçenler. “Dokularını” görürsün onun, sonra “birbirlerinize açılacak gözenekleri”. Elinizi uzatmış gibi olursunuz birbirinize. Birlikte olsak, dersin, yaşamın gizemi görünür bize. Ama olmazsın. Bedeninin yarısı üşür. Gizemler belki de başka yerdedir. Yazar şiirsel söylemiş diyeceklerini U Dönüşü’nde:

Zaman Unutmaz

Zamanla Unutulur.

Dahası kitapta…

Okumak uyanıklık ister. Edebiyat duyguları çalıştırır ve bilinçdışının tozunu atar. Uzak akrabamız kediler yolu gösterir. Sedef Özkan’ın kaleminden çıkan “Birimiz Hep Uyanık” uyandırıyor…

Birimiz Hep Uyanık/Sedef Özkan/Yitik Ülke Yayınları/72s./2025

Yorum yapın