KIBATEK Edebiyat Akademisi’nde A. Kadir İncesu’nun “Kazların Senfonisi” başlıklı çalışması üzerine konuşuldu

Mart 30, 2026

KIBATEK Edebiyat Akademisi’nde A. Kadir İncesu’nun “Kazların Senfonisi” başlıklı çalışması üzerine konuşuldu

28 Mart Cumartesi günü KIBATEK Edebiyat Akademisi’nde A. Kadir Ekinci’nin “Kazların Senfonisi” başlıklı çalışması üzerine gerçekleştirilen etkinlik, fotoğraf ile kültürel hafızayı buluşturan derinlikli bir söyleşiye sahne oldu. İncesu, konuşmasına belgesel fotoğraf üretiminin arka planını anlatarak başladı ve çalışmasının yaklaşık on yıllık bir süreci kapsadığını ifade etti.

Sanatçı, kazların yaşam döngüsünü gözlemlemekle kalmayıp, bu döngünün zamansal katmanlarını da takip ettiğini belirtti. Yumurtlama, kuluçka, civcivlerin çıkışı, suyla ilk temasları, sürü halinde otlatılmaları ve barınaklara dönüşleri gibi süreçleri farklı mevsimlerde izleyerek bir bütünlük kurduğunu dile getirdi. Bu uzun soluklu çalışma, doğanın ritmini anlamaya dayalı bir sabır ve süreklilik gerektiriyor.

Ekinci’nin anlatısında en dikkat çekici boyut ise kazlarla kurduğu kişisel ilişkinin derinliğiydi.  Kısa sinevizyon gösteriminin ardından bir öykü anlatarak konuya başladı:

“…Ellerimi dizlerime vurarak, öyle içli içli, öyle yana yana ağlıyorum ki; yakınımda bulunan arkadaşlarım adeta donup kaldılar. Ağlamaktan neredeyse sesim soluğum kesildi. Bir tek Celil yanıma geldi ve “git babanlara haber ver” dedi. Nasıl giderim eve, ne yüzle bakacağım yengemin yüzüne. O sabah ekmeğime tereyağı sürmüş, üstüne de şeker ezip dökmüştü. Nereden bilebilirdim ki iri bir Urul’un (Doğan) Biliklerimi (cücük) havaya kaldırıp yutacağını.

Sonunda ağlaya ağlaya eve gittim. Önce annem beni gördü. Gözlerim şişmiş, rengim kaçmıştı. “Ne oldu dedi?” Hıçkıra hıçkıra ağlayarak anlattım. Dayımların Biliklerini Urul’un kaçırdığını söyledim. Annem, “isteyerek vermedin ya oğul” diyerek bir nebze teselli etti beni, içimi rahatlattı. Babam biraz kızdı, “niye gözünü dört açmadın” dedi.  Ama benim aklım, yengemin yüzüne nasıl bakacağımdaydı.”

Çocukluk yıllarına uzanan bu bağ, onun sanat üretiminin temelini oluşturuyor. Nitekim kendi ifadesiyle, “eğer o iri Urul Biliklerimi alıp ölüme götürmeseydi yine de kazları çalışır mıydım?” sorusu, bu ilişkinin travmatik ve aynı zamanda kurucu yönünü açığa çıkarıyor . Çocuklukta yaşanan bu kayıp anısı, sanatçının hafızasında silinmeyen bir iz bırakırken, yıllar sonra ortaya çıkan bu kapsamlı çalışmanın da duygusal çekirdeğini oluşturuyor.

Kazların yalnızca bir hayvan türü değil, aynı zamanda Kars coğrafyasının kültürel ve ekonomik simgelerinden biri olduğunu vurgulayan İncesu, bu çalışmayla yerel bir yaşam biçimini belgelemeyi amaçladığını ifade etti.

Etkinlik boyunca İncesu, fotoğrafçının  gördüğünü değil, aynı zamanda sezdiğini ve hatırladığını da kadraja taşıması gerektiğini vurguladı. Ona göre her fotoğraf, bir öykünün parçasıdır ve bu öykü, kişisel deneyimle toplumsal belleğin kesiştiği noktada anlam kazanır.

“Kazların Senfonisi”, bu yönüyle yalnızca bir fotoğraf projesi değil; doğa, zaman ve hafıza arasında kurulan çok katmanlı bir anlatı olarak değerlendirildi. Etkinlik, izleyicilere hem görme biçimlerini sorgulatan hem de kültürel mirasla kurdukları ilişkiyi yeniden düşünmeye çağıran dikkat çekici bir deneyim sundu.

Yorum yapın