İşçi sınıfının sesini edebiyata taşıyan yazar | Metin Celâl

Ocak 11, 2026

İşçi sınıfının sesini edebiyata taşıyan yazar | Metin Celâl

“Küfür dolu roman, 20.000 sterlinlik Booker Ödülü’nü kazandı ” diye haberi vermiş The Independent gazetesi. James Kelman’ın How Late It Was, How Late adlı romanı ile 1994 Booker Ödülü’nü kazanması edebiyat dünyasında büyük tartışmalara yol açmış. Glasgowlu, işçi sınıfından bir adamın bilinç akışıyla aktarılan hikâyesini anlatan roman yoğun argo ve küfürlü dili nedeniyle bazı jüri üyeleri tarafından “okunması zor” ve “rahatsız edici” bulunurken, diğerleri Kelman’ın işçi sınıfının sesini edebiyata taşımasını yenilikçi ve önemli görmüş. Sonuçta ödül, hem Kelman ve İskoç edebiyatı için bir dönüm noktası olmuş, hem de edebiyatta dilin sınırları ve farklı toplumsal gerçekliklerin temsili üzerine geniş bir tartışma başlatmış.

James Kelman, İskoç edebiyatının en özgün seslerinden biri kabul ediliyor. 1946’da Glasgow’da işçi sınıfından bir ailenin çocuğu olarak doğan Kelman, roman, öykü, tiyatro ve deneme türlerinde eserler vermiş. Onu edebi açıdan önemli kılan ise işçi sınıfı karakterlerin iç dünyalarını ve otoriteyle çatışmalarını bilinç akışı tekniğiyle aktarması. Bu yaklaşımıyla hem edebiyatta farklı bir damar açtığı düşünülüyor.

James Kelman’ı okumak, edebiyatın sadece “seçkinlere” ait bir mülk olmadığını, sokağın ve marjinalleştirilmiş olanın da yüksek sanatın tam merkezinde durabileceğini keşfetmektir diyor eleştirmenler. Kelman’ın önemi, işçi sınıfını dışarıdan bir gözlemci gibi romantize etmek yerine, onların sesini, aksanını ve en mahrem düşünce akışlarını edebiyatın “standart” dayatmalarından kurtararak içeriden bir bakışla doğrudan kâğıda dökmesinde yatıyormuş. Booker Ödüllü “How Late It Was, How Late” gibi yapıtlarında, dili bir iktidar alanı olmaktan çıkarıp bir özgürlük alanına dönüştürüyor, okuru, karakterlerinin zihnindeki o boğucu ama bir o kadar da sahici ritimle baş başa bırakıyor, diye değerlendirilmiş. Eğer bir yazarın, kelimelerin hiyerarşisini yıkarak sıradan bir insanın varoluş mücadelesini nasıl epik bir derinliğe ulaştırabileceğini görmek istiyorsanız, Kelman’ın o sert, dürüst ve ödün vermeyen dünyasına mutlaka adım atmalısınız, diye yazmış bir eleştirmen.

İşçi sınıfından, yoksullardan pek söz edilmeyen günümüz edebiyat dünyası için farklı bir ses Kelman. Bu özelliğiyle olduğu kadar kullandığı dille de ilgi çekiyor ve eleştiriliyor. Kelman’ın İngilizcenin standart formuna karşı, İskoç lehçesini ve yoksulların argo ile dolu konuşma tarzlarını edebiyata sokarak kültürel bir direniş sergilediği belirtiliyor ama esas tartışılan yönü dilbilgisi kurallarına hiç aldırmaması ve bol küfür kullanması. Yani sokakta nasıl konuşuluyorsa öyle metinler kaleme alıyor. Bilinç akışı tekniğini gündelik dile başarıyla uyarlamasına da dikkat çekiliyor.

Kelman’ın yazarlığı, yalnızca edebiyat değil, aynı zamanda kültürel kimlik ve politik temsil açısından da önemli bulunuyor. İskoç bağımsızlığı tartışmalarında dilin ve edebiyatın ulusal kimlikteki rolünü vurgulayan bir figür olmuş Kelman. Dünyadaki gelişmelere de sessiz kalmamış, birçok olayda toplumcu bakış açısıyla tavır almış, görüşlerini yazı ve demeçlerle açıklamış. Tanınmış bir insan hakları ve düşünce özgürlüğü savunucusu. 

James Kelman’ın Türkçedeki ilk eseri de Noam Chomsky ile birlikte kaleme aldıkları “Fikirler Neden Önemlidir? : Düşünce ve İfade Arasında Bir Ömür Yatar” (Scala yay. 2022). Kitap, düşünce özgürlüğü, ifade hakkı ve fikirlerin toplumsal yaşamda oynadığı rol üzerine yoğunlaşır; bireyin düşünme ve tartışma hakkını, demokratik toplumların temel taşı olarak savunur, diye tanıtlıyor.

Kelman’ın Türkçede ilk edebi eseri ise kısa öykülerden oluşan “Kahvaltıda Tazı” oldu. Kitapta yer alan öykülerde yoksulluk, yalnızlık, işçi sınıfının ve işsizlerin yaşamı, argo, lehçe ve gündelik konuşma dili kullanılarak ve bilinç akışı tekniği ile anlatılıyor. Neden Booker Ödüllü How Late It Was, How Late  gibi başyapıtı sayılan bir romanla başlanmadı diye sorabiliriz? “Kahvaltıda Tazı”James Kelman’ı tanımak açısından iyi bir başlangıç olduğu düşünülüyor. Kitapla 1987 Cheltenham Edebiyat Ödülü’nü kazanarak Kelman hem ülkesinde hem de uluslararası tanınırlığını artırmış. Yani yolun başında bu öyküler var.

Kelman çok kısa, bizde “küçerek öykü” diye adlandırılan tek paragraflık metinler de kaleme almış, sayfalarca süren öyküleri de var.  Çok kısa öykülerde daha çok bir an ya da o anı yaşayan kahramanın aklından geçenler anlatılıyor ki her biri uzun uzun düşünülmeyi, yorumlanmayı hak eden metinler. Uzun öykülerde ise monolog ya da diyaloglarla anlatım tercih edilmiş ve bu yöntemle oldukça akıcı metinler ortaya çıkmış. Kahramanları toplumun kenarında kalmış, unutulmuş bireyler. Çoğunlukla erkek ve genellikle işsizler, işsizlik yardımıyla yaşamaya çalışıyorlar. Kadın karakterler, aileyi yöneten, ev içi sorumluluklarla boğuşan, ekonomik sıkıntılarla mücadele eden figürler. Tüm kahramanlar için hayatta kalma mücadelesi, küçük hesaplar ve bir kuruşun peşinde geçen hayatlar söz konusu. Çoğu zaman hayata küskün ama dirençliler.

Yalnız kişiler bunlar. Dostları da kendileri gibi işsiz ve yalnız çoğunlukla. Onların bir lokma ya da bir kuruş peşinde geçirdikleri günlük hayatın absürtlüğü öne çıkıyor öykülerde. Trajik durumları mizahi bir dille anlatıyor Kelman.

Glasgow, Manchester, Londra’nın işçi sınıfı bölgeleri; dar sokaklar, barlar, işsizlik büroları öykülerin mekanları. Küçük olaylar, bir köpekle karşılaşma, elli peni bulma, sıcak bir yaz günü boş saatler vb. büyük anlamlar kazanıyor. Umutsuzluk ve hayatta kalma çabası iç içe.

Kitabı Türkçeye Filiz Karaküçük çevirmiş, Girişe de Kelman ve eserlerinin önemi hakkında bilgi dolu bir önsöz yazmış ki kitabı bitirince mutlaka okunmalı. Kelman’ın bol küfürlü Glasgow aksanını başarıyla Türkçeye yansıtmış Karaküçük. Kitabın sadece içeriğinin değil yazarın dile, anlatıma verdiği önem nedeniyle çevirinin de konuşulmasında fayda var.

Geç bulduğumuz James Kelman’ı çabuk kaybetmeyelim, bir çeviri ile kalmasın, diye diliyorum. Umarım James Kelman’ın diğer eserleri de Türkçeye çevrilir. Tabii bunun için öncelikle iyi edebiyat severleri sonra da Twitter’da “İşçi sınıfının, yoksulların edebiyatı niye yok” diye tartışanları, Edouard Louis’i övmelere doyamayanları bu yazardan ve kitaptan haberdar etmek gerek.

*  Kahvaltıda Tazı, James Kelman, çev.  Filiz Karaküçük, Everest yay. Ekim 2025.

Yazar portresi, bir yapay zeka uygulaması olan Gemini’ye çizdirilmiştir. (The portrait of author was created using Gemini, an artificial intelligence application.)

Yorum yapın