İnsan Biyolojik Olarak Sosyalleşmeye ve Bağlanmaya İhtiyaç Duyar | Nilgün Çelik

Şubat 13, 2026

İnsan Biyolojik Olarak Sosyalleşmeye ve Bağlanmaya İhtiyaç Duyar | Nilgün Çelik

Nörobilimci  yazar Nicole Strüber’in  sosyal ilişkiler, çocuk gelişimi, stres, bağlanma üzerine çok sayıda konferansları ve eğitimleri vardır. Eksik Parça Yayınlarından çıkan Sosyal Beynimiz adlı kitabın içeriği birliktelikler üzerine. Alt başlığı Neden Daha Fazla Birlikteliğe İhtiyacımız Var?

Pandemi sonrası tam da herkes yalnızlığa alışmışken ve hatta yüz yüze görüşmelerin yerini canlı watsap görüşmeleri, toplantıları, zoom görüşmeleri almışken bu eser bizi şöyle bir silkeleyip, düşündürecek kanısındayım. Zira yazar, şu an yaptığımız bu eylemlerin tam zıddını iddia etmekte. İnsan için sosyalleşmenin isteğe bağlı bir eylem değil, biyolojik ve psikolojik bir zorunluluk olduğunu iddia etmekte. Çünkü insan beyninin sosyalleşerek yaşamak zorunda olduğunu, yalnızlığın özellikle psikolojik sorunlar yaratacağını, birlikteliğin bir gereklilik olduğunu söylemekte.

Nicole Strüber’e göre, insanlar birlikte hareket ederken veya etkileşim halindeyken beyin ve duygular aktif hale gelmekte. Bu durum sosyal bağları güçlendirirken, iletişimi ve karşındakini anlama potansiyelini artırmakta. Bu nedenle eşzamanlılığın, insan ilişkilerinin ve birlikte öğrenmenin özellikle bu sürecin, biyolojik olarak gerekliliğinin altını çizmekte.

Eserin önemli bölümlerinden biri de çocuklukta yaşanan bağlanma deneyimleri. Bunun ileriki yaşlarda stresle baş etmede, duyguları yönetmede ve hatta ebeveyn dönemine kadar uzun bir sürece etkisi olacağından bahsediyor. Bu deneyim ne kadar güçlü olursa kendi çocuklarıyla kuracağı ilişki de aynı ölçüde güçlü olacaktır kuşkusuz. Peki ya çocukluk döneminde bağ kuramamış bireyler, ebeveyn olduğunda ne olur? Kuşkusuz geçmiş değiştirilemez ancak gelecek süreç şekillendirilebilir.

Eserin empati bölümünde yazar çok önemli bir vurgu yapmakta. Karşımızdakini anlamak ve ona duygudaşlık yapmak önemlidir ancak bu bir strese dönüşür ve karşımızdakinin yaşadıklarını kendimiz yaşantımıza katmaya başlarsak bu tükenmişlik hissi yaratabilir. Burada empati yeteneği kadar kendi duygularımızı da düzenleyebilmenin önemli olduğu vurgulanmakta. Yazar tam burada yine sosyalleşmeye, birlikteliğe vurgu yaparak duyguları düzenlemenin de sadece kendi başımıza değil birlikte olduğumuz kişilerle de yapılması gerektiğinin altını çiziyor. Bunun duygusal dalgalanmaları azaltacağını ve öz benliğimizle daha barışık yaşayacağımızı vurguluyor.

Eserin ilerleyen bölümünde sosyal birliktelik ve oksitosin hormonunun sağlık üzerindeki etkilerini davranışsal ve psikolojik açıdan da incelemekte. Bu bölüm, tüm eserin özeti gibi: Oksitosin hem ruhsal hem bedensel sağlığımızı korur, insan biyolojik olarak sosyalleşmeye ve bağlanmaya ihtiyaç duyar.

Eseri önemli kılan insan hayatının bir bölümü değil, çocukluktan yaşlılığa kadar hayatın her evresinde birlikteliğin, etkileşimin kişisel ve toplumsal olarak nasıl etkilendiği ve nasıl çözülebilir olduğudur. “Ne Yapmalı?” bölümünü bu anlamda tüm okurların dikkatine sunarım.

“Hangi Noktadayız?” sorusuyla eserini bitiren yazar bu bölümde gerçekçi saptamalar ve öneriler sunmakta. Bireysel olarak kendini tanıyan toplumların farklılıkları kabul edip sağlıklı ilişkiler kurduğunu savunmakta. 

Eksik Parça Yayınlarından okurlara sunulan bu eseri, sağlıklı bir yaşam için nelerin gerektiğini, insanın yalnızlıktan değil sosyal birlikteliklerden beslendiğini anlamak için okumak gerektiğini düşünüyorum.

Yorum yapın