
Söyleşi: Şenay Eroğlu Ersoy
Ethem Baran’ın son romanı Kırkikindiler Bittiğinde adlı romanı İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. Yazarla son romanı üzerine konuştuk.
1-Kırkikindiler Bittiğinde hayatı, iç sesinin uğultusuyla dolu şair İlhan’la tanıştırıyor okuru. Edilgen, geride durarak beklemeyi tercih eden, bir yanı hep kırık bir kahraman bu. Ethem Baran İlhan’a baktığında ne görüyor?
Zor bir soru. Öykü ve roman kişilerime karşı tarafsız olamıyorum. İlhan, kendime yakın hissettiğim karakterlerimden biri. Çok eski bir dost bir anlamda. Beni okuyanlar da bilir onu. 1994’te çıkan ikinci kitabım Kurutulmuş Gül Mevsimi’ne adını veren öykünün kahramanı. Hayat karşısında ürkek, dış dünyayı kendi içinde yoğuran ve orada varettiği yeni gerçeklikte bulabildiği yollara düşmekten başka elinden bir şey gelmeyen biri. Beklemeyi tercih ettiği doğru. Umduğu hiçbir şeyi elde edememesinin bunda payı var elbette. “Bir yanı kırık kaldı,” diyorlar romanda onun için. Bir yanını kırık bırakan ve bir türlü yeri doldurulamayan o boşluk hayatının en büyük belirleyicisi oluyor. Ayağı dağlanan at metaforunun önemli olduğunu düşünüyorum bu bağlamda. “Şiirleri dergi bürolarında bekleyen” bir şair, kitapları çok sattığı halde para kazanamayan bir şair, uslanmaz bir âşık…
2- Kırkikindiler Bittiğinde’de İlhan hayatına giren kadınların her birini teker teker hatırladıktan sonra “…Hayata elimi uzattım, o da bir şey vermedi. Aşka sığındım, kendime kimlik olarak bunu benimsedim…” diyor. Sevgi arayışı varoluşsal bir girdap gibi içine alıp sürüklüyor sanki onu ne dersiniz?

Aslında en iyi bildiği şeyi arıyor diyebiliriz. O da öyle ifade ediyor ‘sevmeyi bunca iyi biliyorken’ diyerek. Yaşayamadığı aşkı yazarak hayatına katmaya çalışıyor. Kendini daha çok şair olarak görse de yazdığı aşka dair kitaplarla belli bir okur kitlesine ulaşmayı başarıyor. Varoluş kavgası onu yazının içine, sayfaların arasına savuruyor. İlhan’ın hayatı kavrayış biçimi bence de ilginç, sıradışı. Kimseye benzemeyen yönlerinin okura yadırgatıcı geleceğinin farkındayım. Maddi bir beklentisi yok hayattan. Elini uzattığı ve elde etmek istediği tek şey sevgi. Tercihleri sorgulanabilir elbette, hatta sorgulanmalı da ama o böyle bir hesaplaşmaya girişmiyor. Bir kimlik olarak belirliyor aşkı, kendini onunla donatıyor. Bu konuda gözü kara, kendince doğruları var. Dünyadaki sevgisizliğe isyanı bütün eylemlerinin odağında yer alıyor. Bu arada merhameti göz ardı edilmemeli. Tüm bunlar İlhan’ı İlhan yapan unsurlar.
3-Romanda babalık kurumunun hastalıklı halleri Sartre’ın “İyi baba yoktur ve bu bir kuraldır” cümlesini doğrularcasına yeniden hatırlatılıyor. İlhan’ın hayatla ve duygusal ilişkilerinde kadınlarla kurduğu zayıf bağın sebepleri arasında, bir görünüp bir kaybolan babasıyla kurduğu zorlu ilişkinin payı nedir sizce?
İlhan’ın babası romanda sık sık karşımıza çıkıyor söylediğiniz gibi. Zamanda sıçramalarla metinde kendine yer bulan bu karakter bilinen bir simgenin de temsili aynı zamanda. Varlığı ile yokluğunun insan yüreğinde bıraktığı boşluğun, açtığı yaranın hayatın her aşamasında nasıl da yıpratıcı olabildiğini izliyoruz romanda. İlhan babasının kötü bir kopyası, farklı bir sureti, incitici bir tekrarı olmak istemiyor. Bu nedenle bir kadından diğerine sürüklenirken terk eden olmamak için uzun süre çırpınıyor. Kendi oğluyla kurduğu ilişkide de bu boşluğun oluşmaması için elinden geleni yapıyor. Tahammülün de bir sınırı, dayanma noktasının da yıprandığı bir an var hayat dediğimiz bu yolculukta; İlhan da bir dönüşümün eşiğine geliyor sonunda. Bütün bunlara baktığımızda İlhan’ın kadınlarla karmaşık ilişkisinin olumsuz baba figüründen nasıl etkilendiğini net bir şekilde gördüğümüzü düşünüyorum.
4-Mesele edilen bir şair olunca ustalardan dizeler de giriyor romana. Bazı duygularını tarif etmek için de şiirden yardım alıyor İlhan. İflah olmaz bir romantik aslında o, öyle ki bazı durumlarda, bu kadar da olmaz, dedirtiyor okura. Yazarlar/şairler gerçek hayatta bu denli acemi mi sizce?
Acemi olmasalar/olmasak, hayattan kaçıp da yazının içinde ne arıyorlar/arıyoruz diye soruyorum ben de zaman zaman. Bize verilen dünyayı yeterli bulmadığımız, belki de orada yaşamayı beceremediğimiz için kendimize rahatça oynayabileceğimiz/oyalanabileceğimiz, biçimlendirebilecek/yeniden yeniden yaratabilecek bir dünya kurmayı arzu etmiyor muyuz? Romanda, İlhan, gerçek hayatta bulamadığı aşkı yazdığı kitaplarda kendi için yeniden yaratırken ilhamını şiirden alıyor. Kütüphanesinde ve belleğinde Attilâ İlhan ve İlhan Berk’i baş köşeye koyuyor. Dağıtıma veremediği şiir kitabı elinde, şair olma hevesi yüreğinde içine bir türlü atılamadığı gerçek hayatın kıyılarında dolanıyor. Romandaki karakter isimleri de nasıl bir kurgu evreninde olduğumuzu kulağımıza fısıldıyor sanırım. Anlamakta zorlandığımız insanlar vardır hayatın içinde. İlhan da onlardan biri. Normal dışı diyebileceğimiz, anlamakta ve açıklamakta zorlandığımız davranışları onu edebiyatımızdaki farklı karakterler arasına katacaktır diye düşünüyorum.
5-Bazı durumları okurun gözünde kolaylıkla resmeden betimlemeler, imgeler Ethem Baran imzası elbette. Tüm bunlardan yola çıkarsak her metin kendi dilini, kendi ritmini yaratır diyebilir misiniz?
Hep aynı dili kullanacaksak niçin yeni bir öykü, yeni bir roman yazalım ki! Yazdığımız konu, karakterler, zaman ve mekân unsurları ile konuyu ele alma biçimimiz kullanacağımız ya da geliştireceğimiz dili de belirler. Roman ya da öykü diye okuduğumuz bu dildir. Kırkikindiler Bittiğinde’de diri, oyalanmayan, anlatılan hikâyenin ritminin tersine hızlı bir dili tercih ettim.
6- Öyküden romana, romandan öyküye gidip dönen bir yürüyüşün ürünü sanki son dönemde ortaya koyduklarınız. Bundan sonraki çalışmanızdan söz etmek ister misiniz?
Haklısınız, son dönemde roman öne geçti. Yıllardır yazmayı düşündüğüm, notlarını aldığım romanlardı Köhne ve Kırkikindiler Bittiğinde. Peş peşe iki roman gelince öyküden uzaklaşıp uzaklaşmadığım soruluyor. Öykü benim tutkum, vazgeçilmezim. Tezgâhta yeni bir öykü dosyası var nicedir üzerinde çalıştığım. Kısmetse önümüzdeki yıla diyelim.

















