Edebiyat – Zaman – Değişim | Kazım Aldoğan                                            

Ocak 27, 2026

Edebiyat – Zaman – Değişim | Kazım Aldoğan                                            

İtalo Calvino,‘’Yazılmış Dünya ve Yazılmamış Dünya’’ adlı eserinde edebiyatın periyodik olarak kabuk değiştirmesi üzerine şu tespiti yapar: ’’Yirmi yıllık süre daha şimdiden tarihi bir mesafedir ve bir edebiyat hareketi üzerine yapılan 20 yıl önceki her değerlendirme kuramsal bir yargı olmasa da en azından öncesi ve sonrası ile ilgili bir değerlendirme halini alır.’’

Bu tespit doğrultusunda, dünya ve bizim edebiyatımızın zamansal değişimi üzerinde durmayı önemli buluyorum.

Calvino’nun bu tezini aslında biyolojik bir gerçeğe dayandırmak mümkün. Bir kuşağın (yaklaşık 20-25 yıl) “çıraklıktan” çıkıp “ustalığa” geçmesi ve bu sırada yeni gelen kuşağın onları “eskimiş” ilan etmesiyle, dünya edebiyatının özellikle Rönesans sonrası kurumsallaşmasıyla, bu ritim/değişim çok daha belirgin hale gelmiştir. Yani, edebiyatın her 20 yılda bir yenilenmesi, salt estetik bir olgu değil,aynı zamanda kültürel bir metabolizmadır.

Bizce batı edebiyatının kırılma miladı, Rönesans ile birlikte bireyin edebiyatın öznesi olmasıdır. Tarihin ilerleme hızını özne değiştirir.Edebiyatta da böyle olmuştur.

18.yüzyılın son çeyreğinde akıl ve kural (Klasisizm) zirveye ulaşmıştı. Ancak tam 20-30 yıl içinde, 1770’lerin Sturm und Drang (Fırtına ve Coşku) hareketiyle genç Goethe ve Schiller, akılcılığın katı duvarlarını yıkarak Romantizm’in kapısını açtı. Calvino’nun bahsettiği o “yenilenme”, aslında “duygunun akla isyanı” olarak karşımıza çıkar. 1830’larda Victor Hugo ve arkadaşları, Romantizm’in bayraktarlığını yaparken, tam 20 yıl sonra, 1850’de Flaubert’in Madame Bovary’si ile edebiyat başka bir evreye geçti.Madam Bovary ile birlikte romanın iç mantığı kökten değişti.Flaubert Madam Bovary ile ilk kez romantizme savaş açar.Klasik romandaki ‘’Ne oldu’’ sorusu,Flaubert’te ‘’bu nasıl oldu?’’ sorusuna dönüşür.Edebiyatta realizme giden yolların taşları döşenmeye başlanır.

Burada edebiyatın zamansal değişimini kronolojik olarak irdelersek kısaca şöyle bir özet yapmak mümkün;

20.yüzyıla gelindiğinde Calvino’nun 20 yıllık periyodu iyice belirginleşir:

​1900-1920: Modernizm’in doğuşu (Joyce, Woolf, Proust).

​1920-1940: Modernizm’in kurumsallaşması ve II. Dünya Savaşı’nın yarattığı “absürt” (Varoluşçuluk).

​1940-1960: Savaş sonrası gerçeklikten kopuş ve Post-modernizmin ilk sinyalleri.

Calvino bu görüşüyle, edebiyatın donmuş bir kütüphane değil, sürekli nefes alan, her 20 yılda bir eski derisini atan canlı bir organizma olduğunu hatırlatır.

Burada bir parantez açmakta fayda var.

Calvino’nun işaret ettiği o 20 yıllık periyot, salt biyolojik bir dönüşüm değil, aynı zamanda toplumsal bir zihin eşiğidir. Her 20-25 yılda bir  insanlığın “hakikat” algısı ve nesnel toplumsal veriler hızla kabuk değiştirir. Örneğin; Rönesans sonrası 20 yıllık periyotlarda insan, evrendeki yerini yeniden tanımlamıştır.

Tam da burada bizde Tanzimatla olan o  malum değişmeyi Calvino paradigmasından okumak herhalde meselenin iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Örneğin Tanzimatın birinci kuşağı (Şinasi,Namık Kemal,Ziya Paşa) için hakikat ‘’devlet’’ ve ‘’adalet’’ iken,ikinci kuşak (R.Mahmut Ekrem,Abdulhak Hamit Tarhan ve Samipaşazade Sezai) gibi isimler için ‘’toplum için sanat’’ anlayışının yerini ‘’sanat için sanat’’ almıştır.Bu anlamda Tanzimat ile başlayan dönüşümün kırılma noktası ‘’ikinci kuşak’’ın edebiyatı ‘’politik arenadan alıp bireyin iç dünyasına taşıması,yani özneyi merkeze almasıdır.İlk kuşağın öğretici romanlarının yerini, Batılı anlamda daha kusursuz teknik arayışlar/estetik aldı. Calvino’nun deyimiyle, edebiyat kendi içine dönerek kendini yeniden tanımladı. Tanzimat örneğinde yola çıkarak şu tespiti yapabiliriz: Calvino’nun 20 yıl vurgusu, aslında bir insan ömrünün aktif yaratıcılık evresine denk gelir.

1896’da Servet-i Fünun’un kurulmasıyla, Calvino’nun bahsettiği o radikal değişim tamamlanır ve Osmanlı edebiyatı artık geri dönülemez şekilde “Modern Türk Edebiyatı”na evrilir.

Calvino’nun bu tezi, Tanzimat döneminde sadece bir “stil değişimi” değil, aynı zamanda bir zihniyet devrimi olarak okunabilir. Edebiyat, 20 yılda bir sadece kelimelerini değil, ekonomik,sosyal ve kültürel değişimlerin yarattığı ‘’insan’’ı  yeniden tanımlar. Calvino’nun 20 yıllık döngüsü, yukarıda da vurguladığım gibi, biyolojik bir kronometreden ziyade, kültürel bir ömürdür. Edebiyat, dış dünyadaki zihinsel ve teknolojik devrimleri hazmetmek için bu süreye ihtiyaç duyar; 20. yılın sonunda ise artık anlatılan dünya ile anlatım biçimi arasındaki mesafe açıldığı için ‘yenilenme’ kaçınılmaz bir kültürel patlama olarak gerçekleşir.”

Bizdeki en radikal kültürel patlama ise yeni ulus inşa dönemiyle başlar.

Cumhuriyet’in ilanı ve beraberinde gelen Ulus İnşa Süreci, Calvino’nun “20 yıllık yenilenme” tezini adeta bir laboratuvar deneyi olarak doğrular. Ancak buradaki değişim, Tanzimat’taki gibi sadece bir “üslup arayışı” değil, topyekûn bir hafıza ve kimlik resetlemesidir. Calvino için edebiyatın yenilenmesi dilin tazelenmesidir aslında. Cumhuriyet döneminde ise bu doğal bir süreç  devlet eliyle ve hızlandırılmış bir mutasyon şeklinde gerçekleşti.Cumhuriyet yeni bir insan  yaratıyordu. 1923-1940  arasındakİ, Ulus İnşa sürecinde,alfabe değişikliği ve Öz Türkçe hareketi, Calvino’nun bahsettiği o “eskiyen dilin yorgunluğu” sorununu bir gecede kesti attı. Edebiyat artık sadece “yeni bir şey” söylemiyorlardı; “yeni bir alfabeyle, yeni bir sözlükle” konuşuyordu.Bu,edebiyat tarihinde nadir görülen, Calvino’nun 20 yıllık döngüsünü 5-10 yıla sıkıştıran bir ivmelenmedir ve radikal bir kopuştur.

Calvino, edebiyatın yenilenmesi gerektiğini söylerken geçmişin birikiminden tamamen kurtulmayı değil, Bergsoncu anlamda onun üzerine yeni bir katman çıkmayı kasteder. Ancak Cumhuriyet dönemi, başlangıçta bu birikimi bir “yük” olarak görüp reddetmiştir.

Bu kopuş, Türk edebiyatında Calvino’nun öngördüğü o doğal 20 yıllık döngüyü bir miktar “sancılı” hale getirdi. 1940’lara gelindiğinde (Ahmet Hamdi Tanpınar örneğinde olduğu gibi), yazarlar o reddettikleri Osmanlı mirasıyla (Eski şiir, musiki, estetik) yeniden barışma ve onu modernle harmanlama ihtiyacı duydular.

Tanpınar ile başlayan bu itiraz ise başka bir yazının konusu olmaya değer.

Yorum yapın