Dr. Niyazi Altunya’dan Kuruluş Öyküleriyle 21 Köy Enstitüsü Üzerine Kapsamlı Bir İnceleme | Metin Turan

Şubat 24, 2026

Dr. Niyazi Altunya’dan Kuruluş Öyküleriyle 21 Köy Enstitüsü Üzerine Kapsamlı Bir İnceleme | Metin Turan

Köy Enstitüleri, Türkiye Cumhuriyeti eğitim tarihinin en özgün ve en tartışmalı deneyimlerinden biridir. Dr. Niyazi Altunya, Kuruluş Öyküleriyle 21 Köy Enstitüs) adlı çalışması ile Türkiye’nin bu özgün eğitim deneyimini düşünce sistemi, kalkınma modeli ve bir toplumsal dönüşüm projesi olarak ele alarak değerlendiriyor. Yapıt, hem sistemin kurucu felsefesini hem de 21 enstitünün ayrı ayrı kuruluş süreçlerini ayrıntılı biçimde ortaya koyarak, 1936-1946 arasındaki özgün dönemi bütünlüklü bir çerçeve içinde irdelemesiyle dikkat çekicidir. 

Altunya, Cumhuriyet öncesi köy yapısını ayrıntılı biçimde ele alarak Osmanlı’dan devralınan sosyo-ekonomik mirası analiz eder. Köylünün üretim sürecindeki merkezi konumuna rağmen kültürel ve siyasal merkezden dışlanmış olması, sistemin gerekçesini oluşturur. Altunya’ya göre Köy Enstitüleri, “yoksul köy insanını merkeze alan ilk eğitim girişimi”dir.

Kitabın Yazılış Amacı ve Tarihsel Sınırlandırma

Altunya, kitabın önsözünde çalışmasının gerekçesini açıkça ortaya koyar. Daha önce yayımlanan Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bakış adlı eserinin yeni baskısına ek bölüm olarak tasarladığı bu çalışmanın, kısa sürede başlı başına bir kitap hacmine ulaştığını belirtir. 21 enstitünün her birinin üç-beş sayfalık özetlerle geçiştirilemeyecek kadar zengin tarihsel ve pedagojik içerik taşıdığını vurgular. Bu nedenle ortaya, hem akademik hem de başvuru niteliği taşıyan kapsamlı bir el kitabı çıkmıştır .

Yazarın en önemli katkılarından biri, Köy Enstitülerinin kronolojisine getirdiği düzeltmedir. Yaygın kabul, Enstitülerin 17 Nisan 1940 tarihli 3803 sayılı yasa ile kurulduğu ve 1954’te kapatıldığı yönündedir. Altunya bu yaklaşımın eksik olduğunu belirtir: Süreç 6 Temmuz 1936’da Köy Eğitmeni Yetiştirme Kursları ile başlamış; özgün sistem 1946’daki siyasal yön değişikliğiyle bozulmuş; 1954’te ise ad olarak silinmiştir. Dolayısıyla “özgün Köy Enstitüsü dönemi” 1936-1946 arasıdır.

Bu tarihsel çerçeve, Köy Enstitülerini yalnızca bir yasa ürünü değil, bir hazırlık, deneyim ve dönüşüm sürecinin sonucu temel kavrayışını da işaretler.

Gerekçe, Amaç ve Felsefi Temel

Enstitülerin kuruluş gerekçesi kitabın “Toplu Bakış” bölümünde dört ana başlıkta toplanır:

1.Köy insanını eğitim hakkına kavuşturmak

2. Cumhuriyetin siyasal kültürünü köylere taşımak

3. Köyde işlevsel ilköğretimi hızla yaygınlaştırmak ve

4. Halk kültürünü derleyip geliştirmek

Altunya’ya göre Köy Enstitüleri, Cumhuriyet ideolojisi, çağdaş eğitimbilim ve ülke gerçeklerinin sentezidir. 1935’te 40 bin köyün yalnızca 5400’ünde ilkokul bulunduğu; köy nüfusunun büyük bölümünün dağınık ve küçük yerleşimlerde yaşadığı; öğretmenlerin köy koşullarına uyum sağlayamadığı gerçeği, yeni bir model zorunluluğunu doğurmuştur.

Bu noktada Enstitü düşüncesinin mimarı İsmail Hakkı Tonguç’tur. Altunya, Enstitülerin kuramcısı, planlayıcısı ve uygulayıcısı olarak Tonguç’un rolünü açık biçimde vurgular. Atatürk’ün ve İnönü’nün siyasal desteği; Saffet Arıkan ve Hasan Âli Yücel’in yönetsel katkıları önemlidir, ancak sistemi kurgulayan ve yaşama geçiren isim, klasik okul modelini reddeden,  İsmail Hakkı Tonguç’tur. Tonguç, eğitimi yalnızca bilgi aktarımı değil, üretim ve toplumsal dönüşüm aracı olarak ele alır. Tonguç’un temel yaklaşımı “iş içinde eğitim” modelidir. Bu anlayışa göre eğitim, hayatın dışında soyut bir süreç değil; üretimle iç içe bir dönüşüm mekanizmasıdır. Öğrenci, tarım yapar, bina inşa eder, marangozluk öğrenir; ancak bu üretim salt ekonomik değil, pedagojik bir araçtır. Burada kritik soru şudur: Üretici iş eğitimi, öğrenciyi erken yaşta ekonomik işlevle sınırlandırma riski taşır mı? Altunya bu eleştiriyi dolaylı biçimde, Enstitü mezunlarının kültürel ve entelektüel üretimi ile yanıtlar. Dolayısıyla istemin yalnızca “emek gücü yetiştirme” projesi olmadığını,  oradan yetişenlerin kültürel üretimlerinin anlamlı bir belirleme oluşturduğunu vurgular.

Eğitmen Kurslarından Enstitülere

Altunya, Köy Enstitülerinin kökenini 1936’da Çifteler’de başlayan kurslar, okuryazar köy gençlerini 6-7 aylık yoğun eğitimle köy eğitmeni olarak yetiştirmeyi hedefleyen, Köy Eğitmeni Yetiştirme Kurslarında görür. 1937 tarihli Köy Eğitmenleri Kanunu, küçük köylerde öğretim ve tarımsal rehberlik görevini bu eğitmenlere vermiştir. Bu deneyim, Enstitü modelinin laboratuvarı olmuştur. Eğitmen kurslarıyla başlayan uygulama, aynı yerleşkelerde açılan Köy Öğretmen Okulları ile genişlemiş; 1940’ta çıkarılan yasasıyla “Köy Enstitüsü” kimliğini kazanmıştır.

Altunya’nın ifadesiyle, 1940 yasası Köy Enstitülerinin “soyadı yasası” gibidir; kurum zaten işlemektedir.

Kitapta Enstitülerin yalnızca okul değil, “eğitim işletmesi” olduğu vurgulanır. 700-7000 dekar araziye sahip yerleşkeler; tarım alanları, atölyeler, hayvancılık birimleri ve çok sayıda işlevsel binadan oluşur .

Enstitüler kendi üretimleriyle bütçelerine katkı sağlar. Döner sermaye sistemi uygulanır. Müdürler ödeme yetkisine ve doğrudan Bakanlıkla şifreli iletişim kurma olanağına sahiptir .

Bu yapı, merkeziyetçi bürokratik okul anlayışından farklıdır. Müdürler gençtir (ortalama 33,7 yaş). Çoğu Gazi Eğitim Enstitüsü mezunudur; bazıları ilköğretmen okulu çıkışlıdır. Bu genç kadro, ideolojik ve pedagojik olarak sisteme bağlıdır.

Öğrenciler…

Kitabın en çarpıcı bölümlerinden biri öğrenci profiline ilişkindir. Yasa, köy ilkokullarını bitirmiş sağlıklı ve yetenekli çocukların seçileceğini belirtir. Ancak köylerin %75’inde okul yoktur. Bu nedenle üç yıllık okullardan gelenler için hazırlık sınıfları açılmıştır .

İsmail Safa Güner’in gözlemleri, öğrencilerin fiziksel ve kültürel durumunu dramatik biçimde betimler: Yamalı gömlekler, yalınayak çocuklar, sıtmalı bedenler, hijyen alışkanlığı olmayan gençler…

Bu tablo, Enstitülerin yalnızca öğretmen değil, yeni bir insan tipi yetiştirme çabasını da ortaya koyar. Öğrenciler 20 yıl zorunlu hizmet karşılığında aylık, lojman, toprak ve üretim desteği gibi haklar kazanır . Bu, öğretmeni köyde tutmaya yönelik yapısal bir çözümdür.

Köy Enstitülerinde karma eğitim uygulanması, sistemin en tartışmalı boyutlarından biridir. Altunya, bu uygulamayı tarihsel bağlamı içinde değerlendirir. Kırsal muhafazakâr yapının bu modele direnç göstermesi, 1940’lı yıllarda siyasal tartışmaların merkezinde yer almıştır. Ancak Altunya, karma eğitimin pedagojik gerekçelerini ve uygulamadaki disiplin mekanizmalarını ayrıntılı biçimde açıklar.

Öğretmen Kadrosu ve Usta Öğreticiler

Köy Enstitülerinde görev yapan 620 öğretmenin yalnızca %37’si yükseköğrenimlidir . Bu durum bilinçli tercihtir: Model uygulamaya dayalıdır ve “usta öğretici” kavramı ilk kez sistematik biçimde kullanılır.

Yerel sanatlar, örneğin fırıncılık, değirmencilik, arıcılık, taşçılık, nalbantlık, dokumacılık eğitim programının parçasıdır. Ayrıca aralarında Âşık Veysel, Âşık Müdami, Talibi Coşkun gibi halk ozanları ile  yerel ustalar ve hatta yabancı teknik uzmanlar da Enstitülerde görev yapmış “usta öğreticiler”dir.

Bu yapı, teorik bilgi ile üretim pratiğini birleştirir. Eğitim, hayattan kopuk değil; hayatın içindedir.

21 Enstitünün Kuruluş Öyküleri

Kitabın ana gövdesini oluşturan bölümde 21 Enstitü aynı planla incelenir:

  • Kuruluş öyküsü
  • Yer ve yerleşim
  • Öğrenciler
  • Yönetici ve öğretmen kadrosu
  • Eğitim-öğretim
  • İş ve üretim
  • Günlük yaşam
  • Yaşanan sorunlar

Çifteler’den Kızılçullu’ya, Kepirtepe’den Hasanoğlan’a, Pulur’dan Dicle’ye kadar her kurum kendi coğrafyasının koşulları içinde ele alınır. Hasanoğlan, Yüksek Köy Enstitüsü’ne ev sahipliği yaparak sistemin akademik zirvesini temsil eder. Dicle ve Ernis gibi doğu enstitüleri, bölgesel kalkınma perspektifini gösterir. Enstitülerin inşasında öğrencilerin ve öğretmenlerin emeği belirleyicidir. Yüzlerce bina, savaş koşullarında, yokluk içinde inşa edilmiştir. Bu üretim süreci, eğitimin kendisidir.

Köy Sağlık Kolları ve Yüksek Köy Enstitüsü

Altunya, Enstitülerin yalnızca öğretmen yetiştirme boyutunu değil, Köy Sağlık Memurluğu kollarını da ayrıntılı inceler. Sağlık personeli yetiştirme girişimi, köyde bütüncül kalkınma hedefinin göstergesidir.

Yüksek Köy Enstitüsü ise sistemin kendi öğretmenini yetiştirme çabasıdır. İki devrede 213 mezun veren bu kurum, 1946 sonrası siyasal iklimde kapatılmıştır .

Geri Sayım

Kitapta 1946, kırılma noktasıdır. CHP içindeki iktidar değişikliğiyle Enstitülerin temel ilkelerinden uzaklaşıldığı ve  tavizler verilmeye başlandığı belirtilir. Programlar klasikleştirilir, üretim boyutu geriletilir, ideolojik baskılar artar. 1954’te isim silinse de sistem ruhen 1946’da çözülmeye başlamıştır .

Altunya, özgün dönemin devrimci niteliğini vurgularken, savunmacı değil, analitiktir. Sorunları da aktarır ve bunların kaynakları üzerinde de durur.

Değerlendirme

Yukarıdaki başlıklarla da belirtmeye çalıştığım gibi, Kuruluş Öyküleriyle 21 Köy Enstitüsü, yalnızca tarih anlatısı değil, bir model çözümlemesidir. Eğitim ile üretimin, bireysel gelişim ile toplumsal kalkınmanın nasıl birleştirilebileceğini gösteren somut bir deneyimin anatomisidir.

Kitap,  birincisi 1936-1946 özgün dönem vurusu yaparak tarihsel düzeltme, ikincisi 21 Enstitünün mikro tarihlerine odaklanarak kurumsal çözümleme ve  üçüncüsü de  iş içinde eğitim, üretim temelli öğrenme ile pedagojik model olmak üzere üç düzeyde katkı sunar. Bu katkıyı şöyle de özetlemek olanaklıdır:

Altunya’nın titiz arşiv çalışması, tanıklıklar ve belgelerle desteklenen anlatımı, eseri hem akademik hem de pedagojik bakımdan değerli kılar.

Bu saptamalar ışığında Kuruluş Öyküleriyle 21 Köy Enstitüsü,  bu kurumları romantize etmeden; ancak tarihsel önemini küçümsemeden, bütünlüklü biçimde kavramaya olanak sağlayan temel başvuru kaynağıdır. Türkiye’nin eğitim tarihinde eşine az rastlanır bir deneyimin hem kuruluş hem de kırılma sürecini ayrıntılı biçimde ortaya koyar. Bu yönüyle yalnızca geçmişe değil, geleceğe dair de düşünmeye çağırır.

Dr. Niyazi Altunya, Türkiye’de Köy Enstitüleri üzerine yapılan çalışmalarda hem tanıklık hem de araştırmacı kimliğiyle öne çıkan önemli bir eğitim tarihçisidir. Enstitü geleneğiyle doğrudan temas etmiş bir kuşağın temsilcisi olarak, yalnızca arşiv belgelerine değil, yaşayan hafızaya da yaslanan bir yaklaşımla sürecin anlaşılmasına ciddi anlamda katkı sunar. Köy Enstitülerini nostaljik bir hatıra alanı olarak eğilmez; tarihsel, pedagojik ve siyasal boyutları olan özgün bir eğitim modeli olarak ele alır. Belgeler, anılar ve resmi kayıtlar arasında titiz bir karşılaştırma yaparak söylenti ile gerçeği ayırmaya özen göstererek eleştirel bir çözümleyici konumunu belirginleştirir. Altunya, Eğitim tarihini, toplumsal dönüşüm dinamikleriyle birlikte okur; kurumların yükselişini olduğu kadar tasfiye sürecini de aynı açıklıkla inceler.

Kuruluş Öyküleriyle 21 Köy Enstitüsü, yalnızca enstitülerin tarihsel serüvenini anlatan bir çalışma değil; aynı zamanda Cumhuriyet’in eğitim devrimini, köy gerçekliğini ve toplumsal dönüşüm hedeflerini belgeleyen bir eğitim tarihi başyapıtıdır.

Dr. Niyazi Altunya’nın titiz kaynak kullanımı, Tonguç belgeliğinden yaptığı özel alıntılar, tanıklıklar ve saha verileriyle eser, Köy Enstitüleri literatürüne hem kapsam hem bütünlük hem de anlatım derinliği açısından büyük bir katkı sağlamaktadır. Bu kitap, Türkiye’de eğitim reformu, Cumhuriyet tarihi, halk eğitimi, öğretmen yetiştirme modelleri ve köy sosyolojisi alanlarında çalışan herkes için vazgeçilmez bir başvuru kaynağıdır.

Kitap Künyesi

Dr. Niyazi Altunya, Kuruluş Öyküleriyle 21 Köy Enstitüsü, Eğitim-İş, Cumhuriyet Kitapları, İstanbul 2026.

Yorum yapın